İnsan bilinmezlik havuzundayken savunmasızdır. Çünkü bildiği yuvasının konforunu terk ediyordur ve daha tam anlamıyla bilmediği bir duvara yaslanamaz. Ayaklarının altı boş gibidir, kalbinin içi ise dolu… her şeyin değişeceğini bilmekle hiçbir şeyin değişmeyeceğini hissetmek arasında sıkışır.
Bu fotoğraf serisinde toplumda özellikle kendi hemcinsleri tarafından baskılanan, eleştirilen kadınları konu edindim. Her zaman üzerimizde hissettiğimiz o gözler, bazen kendi gözlerimiz bile olabiliyor. Kıyafetimizden, makyajımızdan dolayı kendimizi bazı kalıplara sokup üzerimizde baskı kurabiliyoru...
Biraz yalnız kalayım.Belki de geri kalan hayatım boyunca son kez kendi kendime kalmalıyım.
Araftayım. Ama cennet ve cehennem arasında değil. Var olmak ve olmamak arasında. Hiçlikle dünya arasında... Bu etten, kandan, kemikten duvarlar arasında kalmak varken, bilmediğim bir kapıdan nereye açıldığını...
Ufuktan şu ana kadar görülenlerin hepsini gölgede bırakacak kadar görkemli bir dalga yaklaşırken küçük kayığımda durup onu izledim. Henüz kasabaya ulaşmadan kayık korkuyla titremeye başladı. Kıyamet Uzmanı bu sefer yanımızda değildi, kıyıdan izliyordu.
Yanına oturdum. Başını bile kaldırmadı. Kömür karası ve acilen kesilmesi gereken saçları yüzünün büyük bir kısmını kapatmıştı. Çocuğun yüzündeki herhangi bir parçayı seçebilmek neredeyse imkânsızdı. Ama nedense diğerlerinin sinir bozucu kahkahalarından ve sahte samimiyetlerinden çok daha cazip gelmi...
Zehra’nın Amasya’dan getirdiği masumiyetinin İstanbul’da ilk kez Nesrin karşısında ziyan olması beni hiç şaşırtmadı. Aksine tam da Nesrin’den beklenen bir hareketti benim için. Ne istediğinden ve ne yaptığından çok emin olduğunu sanan 40’lı yaşlarındaki bir kadın ile asla ne istediğini bilmeyen 20’l...
Geçiş süreçlerini bilinçli bir şekilde yönettiğimizde hayatımızın ipini elimize almış oluruz. Geride bırakılan her izin geleceğe dair bir umut taşıdığını unutmadan bu yolda yürümeliyiz. Karanlık sokaklarda yürümektense göğümüzü daima aydınlık tutacak kararlarla bugünü yaşamalıyız.