2026
No 15

Ne Orada Ne Burada

Bazı anlar var ki, insan ne başladığı yerde ne de vardığı yerde hissediyor kendisini. Sanki bir kapının eşiğinde durmuşsun da içeri girmeye cesaret edememişsin gibi. Ne geri dönmek mümkün ne de ileriye adım atmak kolay. 

Bir eşik. 

Bir ara kat.

Bir liman. 

Ne tam açılmış bir pencere ne de tam kapalı bir kapı. 

Ne çocukluk ne yetişkinlik.  

Ne kalmak ne gitmek. 

Ne geçmiş ne gelecek…

Öylesi bir arada kalmışlıktır ki bu, nefes keser. Korkunun bütün bedenini ele geçirdiğini her adımında hissetsen de bir şey yapamazsın. Çünkü hareket başlamıştır ve sen sadece kabullenirsin. 

Kimse anlatmaz bu anları. Kimse tarif etmez yarım kalmış duyguların boğazda bıraktığı düğümü. Oysa hayat dediğimiz şey çoğu zaman tam da orada saklıdır, o düğümün bir yerlerinde saklanmıştır. Ne tam yaşanmış bir dün ne de tam adını bildiğin bir yarın. Aradaki gri. Yumuşak, bulanık ve biraz bulanmış ama bir o kadar da içten bir ara ton. 

Ben hep keskin çizgilerle yaşamaya alıştım. Daha doğrusu hep bunu aradım ne kadar mümkün bir şey olmasa da. Başlangıçlar net olmalı, bitişler de belirgin. Yürüdüğüm yolun her kavisini bilmeliyim. Tökezlememeliyim çünkü. Bilinmezlikleri sevmem. İçinde çokça beklemek, biraz tereddüt ve biraz da kırılganlık taşıdığı için belki. İnsan bilinmezlik havuzundayken savunmasızdır. Çünkü bildiği yuvasının konforunu terk ediyordur ve daha tam anlamıyla bilmediği bir duvara yaslanamaz. Ayaklarının altı boş gibidir, kalbinin içi ise dolu… her şeyin değişeceğini bilmekle hiçbir şeyin değişmeyeceğini hissetmek arasında sıkışır.

Ama artık ne bir başlangıç ne de bir bitiş arıyorum. Çünkü öğrendim ki hayat çoğu zaman başlayıp bitmez, sadece yön değiştirir. Ve o yön değiştirirken… insan biraz ürker.

Biraz susar. 

Biraz da kendine bile yabancılaşır. 

İçinde bir şeyler çözülürken dışarısı aynı kalır. Tanıdık bir şehrin sokağında yürüyorsundur ama o kaldırım taşları sana eskisi kadar tanıdık gelmez. 

Sevdiğin bir şarkı çalar ama sen artık başka bir tınıya kulak kesilirsin. 

Sanki bir perde yavaşça kapanmakta ama diğeri henüz aralanmamış. 

Büyümek böyle bir şey galiba. Küçükken her şey net çizilmişti. Yaz gelince okullar kapanır, kar düşünce montlar giyilir. Artık mevsimler bile içinden geçiyor insanın, fark ettirmeden. 

Biri “aferin” dediğinde bile çocuk gibi sevinen bir yanımızla sabahları çalan alarmı susturup sorumluluklarına koşan başka bir yanımız aynı bedende çarpışmaz mı? Bir darağacında birbirlerini asmak için dört gözle beklerlerken aslında aynı ağacın gölgesinde oturduklarını fark ettiklerinde büyümez miyiz?

İnsan büyürken fark eder. Valizlerin ne kadar ağırlaştığını, parmak aralarındaki çizgilerin ne kadar büyüdüğünü. Zaman, değişirken ağır işler. Dün nasıldım, bugün neyim, yarın ne olacağım? Bu sorular yankılanır zamanın ağır akışında. 

Bazen sessizce, bazen de büyük bir gürültüyle. 

Biri’leri gider, biri kalır. Bir duraktan diğerine geçen yolcular gibi değişiyor insanlar, yer değiştiriyorlar kalbimin içinde. Kimi daha tenhaya, sessizliğe giderken kiminin gürültüsü daha çok duyuluyor. Bir zamanlar “hep burada kalacak” sandıklarım, fark etmeden başka bir perona geçiyorlar. Ve sonra bir sabah uyanırsın. Biri seni aramamış olur. Sen de artık aramak istemezsin. Bir şey değişmiştir. Belki çok küçük bir şeydir o ama seni de değiştirmiştir. İşte o an bir iç çekiş duyulur sessizce.

Acı…

Bir kayıpla başlar mesela.

Bir ölümle. 

Bir terk edilişle. 

Bir sonbahar sabahında, yapraklarını dökmüş bir ağaç gibi kalırsın ortada. 

Yaprakların rüzgarla vedalaşırken sen sadece izlersin. Elinden hiçbir şey gelmez. 

Bazen elinden hiçbir şey gelmeyen o anda kalırsın.

Ben bu yazıyı yazarken de bir eşiğin kenarındayım. Artık ne tam anlamıyla çocuk sayılırım ne de yetişkinliğin bütün getirileriyle baş başayım. Sanki iki dünya arasında, tam ortada, havada asılı kalmış gibiyim. 

Kimi sabahlar her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorum. Tanıdık olsun her şey, bildiğim gibi. Kimi sabahlar da bu belirsizliklerin bitmesini dileyen dayanılmaz bir istek uyanıyor içimde. Ne olacaksa olsun, yeter ki belirsizlikte kalmayayım. 

Ama biliyorum ki bu hal de böyle sürüp gitmeyecek. Tıpkı daha önce de defalarca yaşadığım gibi. Tıpkı mevsimlerin de birbirlerine usulca karışması gibi. Bir gün yerini başka bir duygunun alacağını sezebiliyorum. Belki neşem çoğalacak, belki yüklerim hafifleyecek, belki de bazı şeyler tamamen silinip gidecek. Ama nasıl değişirse değişsin, bugün içimde kıpırdayan her şeyin izi benimle kalacak. Onlar, ileride karşıma çıkacak yolların sessizce konuşan işaretleri olacak benim için. Bana geçmişi hatırlatırken yeni olana da cesaret verecekler. Çünkü insan bir kere kendi içinde böyle bir yerden geçince artık her şey biraz daha anlamlı, biraz daha derin olur. 

Bu yüzden artık keskin geçişler beklemiyorum hayattan. Bitmemişlikleriyle, belirsizlikleri ve iç burkan ama iç açan halleriyle kabulleniyorum onu. Çünkü hayat, bir yerden bir yere geçerken yazılıyor. Bir sokaktan diğerine, bir insandan bir başkasına, bir kendinden yepyeni bir kendine. 

İçimde tarif edemediğim bir huzur var artık. Ne tam mutlu ne de tam üzgün. 

Daha çok… hazır gibi, 

her şeye.

Her şeye ve herkese rağmen…

İnsan bilinmezlik havuzundayken savunmasızdır. Çünkü bildiği yuvasının konforunu terk ediyordur ve daha tam anlamıyla bilmediği bir duvara yaslanamaz. Ayaklarının altı boş gibidir, kalbinin içi ise dolu… her şeyin değişeceğini bilmekle hiçbir şeyin değişmeyeceğini hissetmek arasında sıkışır.

Grafik: Feyza Güler
Yazı: Buse Çölmen

Eser Galerisi

default-profile-account-unknown-icon-black-silhouette-free-vector
Yazı
Dergi Editör
Öne Çıkan İçerikleri
Öne çıkan içerik bulunamadı.

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.