Amin Maalouf bu kez bizi kızgın kumların, parçalanmış ruhların coğrafyası olan İran’a götürüyor. O dönemki savaşların, işgallerin, otorite mücadelelerinin ve eşsiz edebi dünyanın İran üzerindeki etkilerini yakından inceleyebildiğimiz bu tarihi kurguda yazar, iki hikayeyi birbirine kenetleyip soluksu...
Kendine bakardı en dış dünyadan, acınası kendine. Belki de en çok bu zarar veriyordu ona, kendisine bu dünyaya ait değilmiş gibi çok uzaktan bakmak, kendisine bile yabancı olmak, yabancı hissetmek.
Yıllar önce tamamlayamadığı şeyi tamamlamak üzere montunun iç cebine elini attı. Elinde tuttuğu şeyi gördüğümde anladım: Yıllar önce hayata gözlerimi açmamı sağlayan kişi, şimdi de gözlerimi yummamı sağlayacaktı.
Üzerime bu yağan ne?Peki bu hızın hazzı kime ait;Kim bu bozkırın özgür atlarına yetişme telaşında olan;Astrolojiden kaçabilmiş güneşlerden toplanan,Bin atlının getirdiği Küle fısıldanan alev mi?”
Şu anki boyumda bel hizama ancak gelebildiğim günlerde, inandığım masalların üzeri karalanmış sayfaları, eksiklerimi yeniden çizdirdim. Beş yaşında çocukluğumdan hayat dersiydi bu. Sahip olduklarımızdan sorumluyduk, yalnızca ellerimizden akanlara girdiğimiz duygular sorumlu olacaktı gece. Kandıklar....
Kültür ve mimari arasındaki ilişki, bir toplumun kültürel değerlerinin, normlarının ve inançlarının mimari tasarım ve yapılar üzerindeki etkilerini ifade eder. Bu ilişki, mimariyi oluşturan unsurların, binaların tasarımında ve inşasında kültürel öğelerden etkilenmesi şeklinde açıklanabilir.