Bu benim elim. Hareket ettirebiliyorum. Kanım damarlarımda akıyor. Rüzgarsız kumsalda güneş tepemizde parlıyor. Ve ben, Antonius Block… Ölüm’le satranç oynuyorum!
Tür olarak korku oyunları 1990’larda doğmuş ve 2000’li yılların ortalarında modern formlarına kavuşmuşlardır. Korku unsurları içeren oyunlar 1980'lerde mevcuttu, ancak oyuncuları gerçekten korkutmak için tasarlanmamışlardı. Bu yazıda odak noktamız karanlık labirentin ilk kapısı olan 80’ler olacak.
Bizler, mimariyi görme duyusu ağırlıklı inceleme eğilimindeyiz. Bu durum, duyularımızla edindiğimiz verileri tekilleştiriyor. Mekanı keşfetmek için duyuları kaynaştırmamız gerekir.
“Eller görmek ister, gözler okşamak.” Goethe
Siz, renkleri dışarıda ararsınız dostlarım oysa renk içinizdedir; bazen kalbinizden gelen göz yaşınızda, bazen hislerinizin yüzünüzde yarattığı tebessümde, bazen korkunuzun getirdiği titremededir. Dışarıdaki kasveti yalnızca içinizdeki renkler aydınlatabilir.
Islak gözleri ve burnunu silmekten, dizlerine vurmaktan kızaran elleriyle birlikte kendini yer çekiminin hazin sonuna bıraktı. Bu sefer de yer çekimine sığınıvermişti işte…
“Mekân, bir yap-boz bulmaca gibidir. Sadece doğru parçaları araştırmayla bulup yerlerine yerleştirmek gerekir.”
(Here 2013, Speaker Profile: the wonder-woman of design, Es Devlin, 2013)