Hepimiz biliyoruz ki hayatımızın her döneminde ve her alanında bir süreç mevcut. Bu bir gelişim süreci olur, olgunlaşma süreci olur, yas süreci olur. Benim bahsetmek istediğim konu ise mimarideki süreçler. Süreç kelimesine baktığımız zaman; “Belli bir sonuca ulaşan düşünce akışı.’’ olarak tanımlandığını görüyoruz. Mimarlık ise başlı başına bir düşünme, hayal kurma, imgeleme akışında gerçekleşen bir süreç. Bu sürece daha birçok başlık koyabiliriz. Peki bu mimari süreç; her zaman bir sonuca ulaşır mı, bu sürecin bir sonuca ulaşma zorunluluğu var mıdır ve bu süreç biter mi?
Mimarlığın sancılı bir meslek olduğu konusunda hepimiz hemfikirizdir. Bu mesleğin eğitimini almak ayrı bir sancılı süreç iken bu mesleği icra etmek, üstüne bir proje ya da tasarım üretmek daha da üstüne koyarsak bir şeyi yoktan var edip üretmek daha da sancılıdır. Belki de mimarlık başlı başına sancı çekerek oluşmaktadır. Fakat bu sancı ne kadar süreçte ızdırap verici olsa da süreç bittiğinde kişiye bir tatmin, rahatlama ve başarı hissiyatı oluşturur. Sancı olmadan büyüme, gelişme ve üretim olmaz. Buna bir örnek olarak ise annelerimizin bir çocuk dünyaya getirmesini verebiliriz. Doğum ne kadar sancılı olsa da sonucu dünyalara bedel oluyor.
Mimari süreç uzun ve kapsamlı bir süreçtir. Mimari sürece bir proje ve tasarım bazında bakarsak bu sürecin bir sonuca ulaşacağını düşünüyorum. Fakat her zaman değil. Geçmişten kalan ve bize, günümüze gelen birçok mimari fikir, belge, bitmemiş ve uygulanmamış projeler bulunmakta. Bu proje ve fikirlerin o dönemde uygulanması için belki uygun teknolojik koşullar yoktu belki de o zamanın mimarisine göre çok farklıydı, eleştirildi ve bu olmaz denildi. Bunun gibi daha birçok sebep olabilir. Geçmişteki fikirler o zamanlarda uygulanmayıp bu zamanda uygulanıyorsa aslında bu süreç tamamlanmış oluyor. Fakat şu açıdan bakarsak bu dönemde de o geçmiş dönemlerde dendiği gibi şu anki fikirlere ve projelere olmaz denilebiliyor. Bu da böylece bir kısır döngüye giriyor. Yine tasarım ve proje konusu üstünden devam edersem, bu tasarım ve projelerin bir son teslimi olduğu için bu süreç bitiyor. Peki son teslim tarihi olmasaydı ne olurdu? Mimari sürece bu açıdan baktığım zaman bu sürecin sona ermesinin söz konusu olmadığını düşünüyorum. Çünkü bir fikir, imgeleme ve üretme süreci zihin çalıştığı sürece son bulmaz. O fikirde, düşüncede her zaman bir eksik ya da geliştirilebilecek bir nokta vardır. Ki buna zaman içinde değişen dönemi, hislerimizi ve an’ı eklersek daha da uçsuz bucaksız bir hal alıyor. Nasıl ki bir gün severek yediğimiz içtiğimiz herhangi bir şeyden bir süre sonra bıkabiliyorsak ve sevmeyebiliyorsak, tasarımımız ve projemizde de aynı şeyleri yaşıyoruz. Belki de bir son tarih, teslim tarihimiz olmasa, ortada somut herhangi bir şeyimiz olmazdı ve hepsi soyutta; zihinlerimizde kalırdı. Belki de bu yüzden son teslim tarihi ya da kendimce bir diğer adıyla ‘’ölüm/bitiş çizgisi’’ olması bu açıdan iyi bir şeydir.
Mimari süreci düşünürken bunu bir tasarım ya da proje ile sınırlandırmasak ve bütününe baksak, bu sürecin bir sonu var mıdır? Mimari sürecin sonu hiçbir zaman gelmeyecektir. Çünkü bu süreç sürekli beslenen, büyüyen, gelişen ve devinen bir süreçtir. Bunların dışında bir diğer büyük etken ise birçok dalla ilişki içinde olmasıdır. Sanata, felsefeye, sosyolojiye, psikolojiye birçok dala uzanır ve bu dalların hepsinin her an geliştiğini, büyüdüğünü düşünürsek bir sona ulaşmamız nasıl mümkün olabilir?

