2026
No 16

Uyanış

Lavanta akan derelerden tadımlarken 
Boğazına takıldı farkındalık taşı 
Sonsuzluğa susamış olan sonluluğunu 
Dindiremedi hiçbir böğürtlen ormanı 

Kendine ait bir odada devinimdeyken 
Kırıldı kalemi aslanın feveran gidişiyle 
Aradı durdu su birikintilerinde gölgesini 
Hiçbir su birikintisi oluşturamadı bir iz bile 
Böylece yükseldi nutku bilinmezlik penceresinde 

Attı ruhu kendini boşluğun köpüren küvetine 
Sonunda sonsuzluğa olan arayışını bıraktı küçük kız 
Yavruağzı istiridyeler topladı mazgal deliklerinden 

Ellerinde bulunan kelimeleri bıraktı suya 
Kelimelerle dolup taşan sular kabardı 
Kabardı ve                                  kabardı ve 
                            kabardı ve 
                                                                                    taştı 
Ardından ruhani halk teslim etti kendini taşkına 

Buradan sağ çıkan pelerinsiz bir cellat 
Kör olmuş kendi zifirinden bile habersiz 
Büyümüş sahiplendiği dengesizlik ve yalanlar ile 
Fakat suçlayamıyor kız çocuğu onu 
En derininden istese de yapamıyor 

Ona mühürlenen kadim taşın tevazusuyla 
Herkesi içine alarak bir çember oluşturuyor 
Çemberdekiler hançerliyor onu tüm bedeninden 
Bedenin sadece bozulmuşluğa uyum sağlamış 
Bir kabuk olduğundan habersiz 

Kabuk çatlıyor sonunda, kız uyanmıyor 
Tek gerçek olan şeyin bu fani dünyada 
Kendi olduğunu fark ediyor ızdırap içinde 

Tutunuyor tek tek ve düşüyor tüm suretleri 
Bu suretlerin bazıları bebek pudrası 
Bazıları ise batıp çıkmış kürenin çamuruna 

Ay battı balçıklara ve doğdu tüm ihtişamıyla 
Rahat bırakmadı kafasındaki şeytanlar 
Tek istediği bir parçacık sükûnet iken 
Anladı tüm dünyanın bir senfoni olduğunu 

Kendisi tükendiğinde külleriyle beraber 
En dibe ve
                               en dibe ve 
                                                                 en 
                                                                                     dibe. 

Güç alarak çıktı harikalar diyarından 
Sessizlikten gelmeyen fısıltıları 
Duymayı öğrendi kanayarak ve kanatarak 

Tüm tohumları tekrar dikti ve suladı 
Bildiği bir şey yoktu bu döngüden başka 
İnci tozları yakaladı onu delikli uykusunda 
Kabuslarının sarmaşıklarını çözdü ısırganlarla 

Geri dönmek istedi uyuduğu nadaslanmış toprağa 
Yapamıyordu artık bildiği tek can damlayan sihri 
Küresi kırılmıştı aslanın yitişiyle parça parça 
Azletti onu ve buldu tekrar sihrinin kudretini 

Kudret, aslında aslanın ağzındaki derinlikte gizliydi 
Sapladı kendini hüzün hüzün yağarak ona
Aldı kalemini, kaçtı soluksuz gündüzlerce ve gecelerce
Kelimeler aktı tekrar ellerine anlamlanarak 

Parmak uçlarından aldı onları akıttı bir mezarlığa 
Ölüler mücerret buldu bu kavruk karmaşadan 
Bundan güç alarak ayaklandı kız çocuğu 
Çıktı evinin on üçüncü katına usulca, ince ince 

Baktı penceresinden kendi dünyasına 
Her şeyin birer dekor olduğunu fark etti 
İçi lavanta dolu yapay bir fanusun içinde 
Camdan dokunmuş sancıyan dokularına tezat 
Bıraktı kendini boşluğun pürüzsüz ormanına 
Uyanmak için aslanın sahici rüyasından

Baktı penceresinden kendi dünyasına 
Her şeyin birer dekor olduğunu fark etti 
İçi lavanta dolu yapay bir fanusun içinde 
Camdan dokunmuş sancıyan dokularına tezat 
Bıraktı kendini boşluğun pürüzsüz ormanına 
Uyanmak için aslanın sahici rüyasından

Yazı: melis demir
Grafik: Selinay Cankı

Eser Galerisi

default-profile-account-unknown-icon-black-silhouette-free-vector
Yazı
Yazı Editörü
Öne Çıkan İçerikleri
Öne çıkan içerik bulunamadı.
default-profile-account-unknown-icon-black-silhouette-free-vector
Grafik
Grafik Editörü
Öne Çıkan İçerikleri
Öne çıkan içerik bulunamadı.

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.