Lavanta akan derelerden tadımlarken
Boğazına takıldı farkındalık taşı
Sonsuzluğa susamış olan sonluluğunu
Dindiremedi hiçbir böğürtlen ormanı
Kendine ait bir odada devinimdeyken
Kırıldı kalemi aslanın feveran gidişiyle
Aradı durdu su birikintilerinde gölgesini
Hiçbir su birikintisi oluşturamadı bir iz bile
Böylece yükseldi nutku bilinmezlik penceresinde
Attı ruhu kendini boşluğun köpüren küvetine
Sonunda sonsuzluğa olan arayışını bıraktı küçük kız
Yavruağzı istiridyeler topladı mazgal deliklerinden
Ellerinde bulunan kelimeleri bıraktı suya
Kelimelerle dolup taşan sular kabardı
Kabardı ve kabardı ve
kabardı ve
taştı
Ardından ruhani halk teslim etti kendini taşkına
Buradan sağ çıkan pelerinsiz bir cellat
Kör olmuş kendi zifirinden bile habersiz
Büyümüş sahiplendiği dengesizlik ve yalanlar ile
Fakat suçlayamıyor kız çocuğu onu
En derininden istese de yapamıyor
Ona mühürlenen kadim taşın tevazusuyla
Herkesi içine alarak bir çember oluşturuyor
Çemberdekiler hançerliyor onu tüm bedeninden
Bedenin sadece bozulmuşluğa uyum sağlamış
Bir kabuk olduğundan habersiz
Kabuk çatlıyor sonunda, kız uyanmıyor
Tek gerçek olan şeyin bu fani dünyada
Kendi olduğunu fark ediyor ızdırap içinde
Tutunuyor tek tek ve düşüyor tüm suretleri
Bu suretlerin bazıları bebek pudrası
Bazıları ise batıp çıkmış kürenin çamuruna
Ay battı balçıklara ve doğdu tüm ihtişamıyla
Rahat bırakmadı kafasındaki şeytanlar
Tek istediği bir parçacık sükûnet iken
Anladı tüm dünyanın bir senfoni olduğunu
Kendisi tükendiğinde külleriyle beraber
En dibe ve
en dibe ve
en
dibe.
Güç alarak çıktı harikalar diyarından
Sessizlikten gelmeyen fısıltıları
Duymayı öğrendi kanayarak ve kanatarak
Tüm tohumları tekrar dikti ve suladı
Bildiği bir şey yoktu bu döngüden başka
İnci tozları yakaladı onu delikli uykusunda
Kabuslarının sarmaşıklarını çözdü ısırganlarla
Geri dönmek istedi uyuduğu nadaslanmış toprağa
Yapamıyordu artık bildiği tek can damlayan sihri
Küresi kırılmıştı aslanın yitişiyle parça parça
Azletti onu ve buldu tekrar sihrinin kudretini
Kudret, aslında aslanın ağzındaki derinlikte gizliydi
Sapladı kendini hüzün hüzün yağarak ona
Aldı kalemini, kaçtı soluksuz gündüzlerce ve gecelerce
Kelimeler aktı tekrar ellerine anlamlanarak
Parmak uçlarından aldı onları akıttı bir mezarlığa
Ölüler mücerret buldu bu kavruk karmaşadan
Bundan güç alarak ayaklandı kız çocuğu
Çıktı evinin on üçüncü katına usulca, ince ince
Baktı penceresinden kendi dünyasına
Her şeyin birer dekor olduğunu fark etti
İçi lavanta dolu yapay bir fanusun içinde
Camdan dokunmuş sancıyan dokularına tezat
Bıraktı kendini boşluğun pürüzsüz ormanına
Uyanmak için aslanın sahici rüyasından

