2026
No 16

Mutsuzluğun Müsebbibi

Yaşamak çok güzel be dostlar! Yaşamak…

  Siz biliyor musunuz gerçekten “yaşamak” ne demek, nasıl olur, ne ile olur? Bir reçetesi, denklemi, tarifi var mıdır bu illetin? Sanırım bu yaşamak mevzusu, toplum olarak bilmediğimiz tüm gerçekliklerin başında geliyor. Bunu farklı amaçlara sorgusuz itaat eden ya da profesyonel olarak ele alan bir yerden, iki taraftan da asla sahip olmadığım/olamayacağım unvanlarla söylemiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın. Daha sahici bir yerden, yaşamaya çalışan bir birey olarak söylüyorum. Tıpkı hepimizin olduğu gibi. Bir süredir, hatta baya uzun sayılabilecek bir süredir “Ben ne için yaşıyorum, temel amacım ne, hayattan ne istiyorum?” tarzında sorularla zihnimi istikrarlı bir şekilde bulandırıyorum. Bu soruları sorarken temel amacım; kendimi çıkmaza sürüklemek ya da mutsuz birine dönüştürmek değil, tam tersi emin olduğum bir nokta arayışındayım. Sanki o noktayı bulabilirsem bir şekilde tamamlanacakmış gibi hissediyorum. Fakat… Sanırım… Bakın benim sözüme güven olmaz, uyarıyorum! Galiba olay tamamen bu arayışın kendisinden ibaret. 

  Ben yolda dümdüz yürürken bile etrafa gülücükler saçan biriyim, bunu övünmek için değil örneklemek için söylüyorum. En büyük problemim şu: Uzun bir süredir gülücüklerime karşılık bulamıyorum. Bu yüzden ben de bunu incelemek için daha deneysel çalışmaya başladım. İnsanların bana verdikleri tepkileri daha çok önemser oldum. Kimisi başını eğip yanımdan geçip gidiyor kimisi tam tersi asık bir suratla ve dik bakışlarla karşılık verirken kimisi de -bence en üzücüsü- bir şey isteyeceğimi sanıp kafa sallıyor ya da uzaklaşıyor. “Arkadaşım herkes her an gülümsemek zorunda mı?” ya da “Kim sana niye gülümsesin?” diye düşünebilirsiniz, düşünce özgürlüğünü savunan insanlarız sonuçta. Lakin bu noktada bir şeyi atladığınızı düşünmekteyim; neden mutsuzsunuz? Size gülümseyen bir insana sebepsiz bir karşılık veremeyecek kadar mutsuz musunuz? Eğer öyleyseniz yaşadığınız mutsuzluk tamamen size mi ait yoksa etrafınızdakilerin mutsuzluğunu mu yaşıyorsunuz? Gelin bunu birazcık düşünelim. Sokakta çehrenizde bir tebessüm eksikle yürümenizin sebebi o an gerçekten bir huzursuzluk taşıyor olmanızdan mı kaynaklanıyor yoksa diğer insanların da öylesine yürüyüp geçip gitmelerinden mi kaynaklanıyor? “Öylesine” geçip giderken bile neden mutluluktan yoksun bırakıyorsunuz kendinizi? İşinizle alakalı bazı sıkıntılar olabilir, sağlık ile ilgili durumlar, ailevi sorunlar, ekonomik problemler ya da maruz kaldığınız sosyal çürüme sizin hayatta negatif düşüncelere yönelmenize sebep olabilir. Hayat zaten tüm bunlara rağmen bütün olarak öylesine geçip gittiğimiz bir yerden ibaret. Öylesine yaşıyor, öylesine yaşamaya çalışıyoruz. Bir adım ötenizden emin olamadığınız hayat maratonunda tüm koşuyu asık bir suratla tamamlamak nasıl olurdu acaba? Art arda gelen sıkıcı sorularımla oldukça yüzeysel bir biçimde etrafımızdaki mutsuzluktan bahsettim. Bunu kendinize neden yaşattığınızı sormak ve cevabını bulmak ise tamamen sizin elinizde. Yazılan tonlarca kişisel gelişim kitabı veya sosyal medyaya çekilen yüzlerce farkındalık videosu size ne şekilde yararlı olur ben bilemem. Bu konuda benim yöntemim ise tek başıma zemine dümdüz uzanıp kendimle dertleşmek. Saatlerce dökündüğüm dert bana mı ait yoksa bir başkasına mı ait anca bu şekilde anlayabiliyorum. Sonuca da bu konuşmalar sonrası varıp kendime has tebessümüme geri kavuşabiliyorum. Diyelim ki mutsuzluğunuz bir başkasına değil tamamen size ait, o zaman ne yapabiliriz? Bu mutsuzluğu ne kadar süre yaşayacağınız ve nasıl dışa vuracağınızı tasavvur etmeniz gerekli. Karşınızda olan durum ne olursa olsun, anın duygusunu yaşamak insanoğlunun hakkı ve zorunluluğu. Zira o an o duyguyu deneyimlemezseniz sonrasındaki deneyimler daha öngörülemez bir şekilde gerçekleşiyor. Bunu yaşadıktan sonra duyguyu nasıl yöneteceğiniz konusunda ipler tamamen sizin elinizde. Kime yansıtacağınız, daha ne kadar hakkında konuşacağınız, kimle paylaşacağınız ya da kimden saklayacağınız gibi etkenler özelinde karar vermeniz gerekli. Size naçizane tavsiyem bu süreyi olabildiğince kısa tutmanız. Çünkü mutsuzluğu yaşamak bu kadar ciddiye alınacak ve üstünde durulacak bir konu değil. Sevdiğim bir insanın bana hep hatırlattığı bir söz var. Bazı anlarda beni karamsarlıktan, mutsuzluktan ve girdiğim çıkmazlardan kurtaran bu söz size de benzer şekilde yardımcı olabilir; “Don’t take life too seriously. You’ll never get out alive.” -Elbert Hubbard 

  İçinden asla canlı çıkamayacağımız bir dünya için esasında kelebek kısalığında olan ömrümüzü negatif düşüncelerle bezeli şekilde harcamanın bize hiçbir faydası yok. Belki de önce bireysel şekilde temel olarak negatifi pozitife çevirebilen sihirli düşünceleri ele alıp özümseyebilirsek ve ne olursa olsun yılmadan böyle yaşamayı öğrenebilirsek toplum olarak mutsuzluğumuzun yıkımını başlatabiliriz. Yıkım olmadan yapım olmaz, hayatın döngü kanunu bu şekilde. Mutsuzluğunuzun müsebbibini bulun, onu sebep olduklarıyla beraber yıkın ve mutluluğu tekrar yapılandırmaya başlayın. Sonrasında çevrenize mutluluğunuzu ve yöntemlerini aşılayın ki dönüşüm genişlesin. Belki de yolda karşınızdan gülümseyerek geldiğini gördüğünüz bir kişiye aynı şekilde sebepsiz ve içten bir tebessümle karşılık vermek, bu yolda atılan kararlı bir başlangıç adımı olabilir… 

Yaşamayı tekrar olumsuz algıladığınızda dönün ve bir bakın, ne demiş sevgili Nazım:

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,
Bir sincap gibi mesela,
yani yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

“Öylesine” geçip giderken bile neden mutluluktan yoksun bırakıyorsunuz kendinizi? İşinizle alakalı bazı sıkıntılar olabilir, sağlık ile ilgili durumlar, ailevi sorunlar, ekonomik problemler ya da maruz kaldığınız sosyal çürüme sizin hayatta negatif düşüncelere yönelmenize sebep olabilir. Hayat zaten tüm bunlara rağmen bütün olarak öylesine geçip gittiğimiz bir yerden ibaret. Öylesine yaşıyor, öylesine yaşamaya çalışıyoruz. Bir adım ötenizden emin olamadığınız hayat maratonunda tüm koşuyu asık bir suratla tamamlamak nasıl olurdu acaba?

Yazı: Senem Konak
Çizim: Harun Çağatay

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.