2026
No 09

Serzeniş

Elmacık kemiklerinden akan, usulca geçmişini selamlıyor. Lülelerinin saklayamadığı çizgilerine bilinmezlikler kırışmış. Ne hayaller kapanmış göz kapaklarında, her güne yeni umutlar için aralanmış.
Yabancıyım kendime, avuçlarımda kasvetim
 Huzursuzluk darlıyor tenimi, gölgesinde geçmişim. 
Hezeyanım geçmemiş kendimden. 
Ben kendimden geçmişim. Başını yerden kaldırdı. Karşısındakine söyleyecekleri vardı. Yüzleşme zamanıydı fakat önce kendiyle tanışmalıydı.
 ‘Bu gece son kez konuşacağım bayım dinler misiniz?
 Evet evet, siz. 
Siz benim dün ve önceki günlerime aitsiniz. 
Dizinize bakın. Dikişlerinde koşarken düşüşlerim…
 Parmak uçlarım hala piyano çalıyor büyükannemin oturma odasında. Kekin tarçını burnumu yakıyor, zihnim çocukluğum gibi kokuyor.
 Bacaklarıma dolanan gençlik bulantıları…
 ‘İnsanlık yüce bir gerçeğe ve yüce bir mutluluğa gidiyor.’ Demiş Çehov. En arka saflarındasınız bu gidişin. Kendime yenilmişim.’ 
Bir süre konuşmadan yalnızca kendini izledi. Düğmelerini yanlış iliklediğini fark etti. Yakaları kırışmış, paçaları ayaklarına takılmıştı. Cepleri dışına çıkmış, hayal kırıklıkları neredeyse yere düşecek. Korkusundan kımıldamadı. 
Akrep kaçtı, yelkovan kovaladı.
 Yeniden ve yeniden… 

Dakikalarca farklı noktalarda gezdirdiği bakışlarını gözlerine çevirdi. Dizleri titriyordu fakat hareketsiz kalmaya özen gösterdi. Tüy değse yıkılacak gibiydi ya gerçi. Kendine bundan bahsetmedi. Sesi kısılmaya başlamıştı. Bağırmıyor olsa da onunki sessiz bir yakarıştı.
 ‘Biraz dinlenmek ister misiniz bayım?
 Pek tabii hakkınızdır.
 Derin nefesler alınız. 
Sizin için havaya biraz sükûnet üfledim. 
Gözlerinizi kapatın lütfen, kendimize mola vereceğiz.’ 
Gözleri kendiliğinden kapanmıştı. Ruhu ayakta uyuyordu. Göğsünü yavaşça şişirdi, şifasını içiyor gibiydi. Ritmi hızlanmaya başladı kalbinin. Bir süre öylece tuttu içinde nefesini. 
Tik tak, tik tak, tik tak… 

Zihni bir an yakaladı şeridinden. Güzel bir gülüş portresi. Yüreği pırpır ederken cebindekiler yerle buluştu. Gözlerini açtı ve ayağıyla yavaşça köşeye iteledi düş kırıklarını. Portreyi cebine yerleştirdi.
 ‘Fotoğraftaki siz misiniz?
 Değişmişsiniz biraz, tanımakta güçlük çektim. 
Gamzelerinizden tanıdım bakmayın öyle. 
Gülmek size yakışmış, kendinizde kalınız.’
 Gömleğinin düğmelerini çözdü birer birer, yeniden bağlayacaktı. Parmak uçlarıyla yakalarını ütüledi. Paçalarının uçlarını kıvırdı, bağcıklarını sıkıca tekrar bağladı. Düşmesine engel olacaklardı. Lülelerini geriye attı fakat yüzüne düşenleri umursamadı. Her halinden biraz kalmalıydı. 

Cebindeki portreyi çıkarıp inceledi. Ezberini yapınca katlayıp geri koydu. Yüzüne sahte ama derin bir gülümseme yerleştirdi. Çukurları kendini yeniden vurgulamıştı. Gözyaşlarını sildi, elleriyle kırmızılıkları yelledi. Kamburunu düzeltince hiç değilse benzemişti aklındaki resme. Boğazını temizleyince sesi gürleşti.

‘Sanırım artık hazırsınız. İyileştiğinizi görüyorum, ışıl ışılsınız. Dilerseniz tanışalım mı? Ben sizim, siz bensiniz. Tanıştığımıza memnun oldum.’

Sanırım artık hazırsınız. İyileştiğinizi görüyorum, ışıl ışılsınız. Dilerseniz tanışalım mı? Ben sizim, siz bensiniz. Tanıştığımıza memnun oldum.

Yazı: Berrin Yazgı Elek
Çizim: Evgheni Batu

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.