Kadın, kocasına bir mesaj attı “Ne zaman evde olursun?”. Kocası cevapladı “Yoldayım, 10 dakikaya evde olurum. Gelirken bir şey istiyor musun?”. Mesaja cevap vermedi. Telefonu aldığı yere geri bıraktı. 10 dakikaya evde olacağını söylediğine göre yaklaşık 20 dakikası vardı. Salona gidip, dolapta katlı ve ütülü bir şekilde duran masa örtüsünü çıkardı. Dün almıştı bunu. Güzelce yıkamış, ütülemiş ve bugün için özenle katlayarak dolaptaki yerine koymuştu. Şimdi görevini yerine getirme vaktiydi. Sakince serdi örtüyü ve oluşan görüntüye gülümsedi. Var olan zamanını hiç acele etmeden kullandı. İki tabağı karşılıklı yerleştirdi ve masada olması gereken diğer her şeyi de nizami bir şekilde yerlerine koydu. Odasına gidip aynanın karşısında rujunu tazeledi. İddialı, kırmızı elbiseye kırmızı bir ruj giderdi ancak ve bu ikiliyi şu anda ondan başka hiçbir kadın bu kadar güçlü taşıyamazdı.
Topuklu ayakkabı sesinin bütün eve dolmasına müsaade ederek odadan çıktı. Kapının çalacağından emin olduğu için o tarafa doğru yürüdü ve daha yolun yarısındayken zil sesini duydu. Acelesi yoktu kapıda biraz beklese hiçbir şey olmazdı. Onu beklediği onca yıla karşılık, bu hiçbir şeydi. Kapıyı açmadan önce antredeki boy aynasından son kez kendisine baktı. Bütün gücüyle şu an burada duruyordu. Yıkılacaksa bile bunun zamanı şimdi değildi. Herhangi birinin onu güçsüz bilmesine gerek yoktu. Bu, kendisiyle arasındaki küçük bir sırdı ve onunla mezara gidecekti.
Adam, evin otoparkına geldiğinde usulca arabadaki saate göz attı. 20 dakika. “Trafik vardı.” bahanesine kendisini de inandırarak arabasını park etti ve evine çıktı. Zile bastığında bir süre kapıda bekledi. Alışık olduğu gibi kızının neşeli sesini kapının arkasından duymayı bekledi. Ama duymadı. Ayaklarıyla ritim tutup beklemeye devam etti. Tekrardan zile basacakken kapı açıldı. Karısının kırmızı elbisesi ve ruju ile kapıyı açmasını beklemiyordu. Karşısındaki kadın, yıllar önce âşık olduğu güzellikteki kadındı ve bu kadar güzel bir kadının yanında kendisi şu an sönük kalıyordu. Aslında kendisi de standartların çok üstünde bir adamdı. Ama karşısındaki kadın, onu görünmez kılabiliyordu. Kendisini onun yanında bir hiç gibi hissetmesi saniyeler bile sürmemişti. Yavaş adımlarla karısının yanına gitti. İnce belinden kavrayarak sarıldı. Nefesini de vererek omzuna küçük öpücükler kondurdu. Nefesinin onun tenine değmesi için özellikle çabalamıştı. Karısının bundan mutlu olduğunu düşündü. Ardından kapıyı kapatarak içeri geçtiler. “Otursana hayatım. Bizim için çok güzel bir akşam düşündüm.” Karısının sesi onu kendine getirmeye yetti. Onlar için güzel bir akşam planladığını duyması ise istemsizce sırtını dikleştirmesine sebep oldu. Akşamın ilerleyen saatlerini düşündükçe daha da heyecanlanıyordu.
Karısına itaat etti ve onun dediği gibi yemek masasında kendisine ayrılan her zamanki yerine oturdu. Birazdan olacaklardan habersizdi. Kendi yazdığı senaryonun oynanacağını düşünüyordu ve bir an önce yemeği bitirmek istiyordu. Kadın, kocasının yerine oturduğunu görünce elini onun omzuna koydu ve onun yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Bu onun için bir intikam öpücüğü anlamı taşıyordu ama elbette ki kocası bunu bilmiyordu.
Adam ilk gelen yemeğin en sevdiği çorba olduğunu görünce nasıl bir sevap işlediğini düşündü. Çorbayı içmek için sabırsızlanıyordu ama karısının da oturup yemeye başlamasını bekliyordu. Böyle bir ortamda önceliği karısına vermemek, saygısızlıktan başka bir şey olmazdı ve o da böyle bir adam değildi. En nihayetinde kadın da yerine oturduğunda kocasına ağız dolusu bir gülümseme gönderip çorbasından ilk kaşığını aldı. Sonrasında ise kocasını seyretmeye başladı. Bir süre sonra, kocası tam yemeğin keyfini çıkarmaya başlamışken, sakince “Ne zamandır beni aldatıyorsun?” diye soruverdi. Ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Bu soruyu beklemeyen adam içtiği çorbayı şaşkınlıkla yepyeni, beyaz masa örtüsüne püskürttü. Tam kendini toparlayıp “Nereden çıktı bu şimdi?” diye çıkışacakken karısı konuşmaya devam etti; “Beni hafife almakla ettiğin yanlışı, şimdi de beni aptal yerine koyarak devam ettirme ve sakın inkar etmeye kalkışma çünkü bütün mesajları gördüm. Sadece ne kadar süredir olduğunu söyle.” Bir süre sustu adam. Kendini savunmak için söyleyeceklerini düşündü. “5 ay… Ama gerçekten açıklayabilirim. Sen… Sen çok değişmiştin. Artık beni sevmediğini düşündüm ve benim de ihtiyaçlarım var.”
Kadın hiçbir şey söylemeden sandalyesini geri çekerek ayaklandı. Vitrinin üzerinde hazır bekleyen çantasını da alarak giriş koridoruna doğru ilerledi. Tam çıkacakken durdu ve arkasında onu seyrettiğine çok emin olduğu eşine döndü. “Bunca zamandır bana sevgi göster diye elimden geleni yaptım. Seni çok sevdim, severek evlendim. Çocuğumuz doğduğunda daha da artacağını düşündüğüm sevgimiz, gün geçtikçe yerini kuru laflara bıraktı. Senden destek görmek istediğim her an, sen kilometrelerce uzakta güya iş seyahatlerindeydin.” Telefonda bana söylediğin “Gerçekten bununla mı uğraşacaksın, onun yerine çocuğunla ilgilen.” laflarına aldırış etmeden yıllarca çabalayıp hayalim olan markayı kurdum ben. Sen benim her geçen gün sana daha da itaat etmemi beklerken ben bir noktada bu günün de geleceğini hissetmiştim. Şimdi, yıkmaya çalıştığın, benimse sana inat büyüttüğüm hayallerimi de alarak gidiyorum bu evden. Biraz geç de olsa ben kurtulmayı başardım ancak umarım bana yaşattıklarını bir başkasına da yaşatmazsın.
Arkasından gelmeye yeltenen kocasını umursamamaya çalışarak kendinden emin bir şekilde çıktı evden kadın. Yıllarını geçirdiği eve son bir kez bile bakmaya yeltenmeden kendisini dışarıya attı. Derin bir nefes aldı. Uzun süreden beridir ilk defa nefes aldığını hissetti. O evin içinde farkında olmadan boğulmuştu. Yaşam kaynağı olduğunu düşündüğü evi günbegün onu boğmuş, nefes alamaz hale getirmişti ama o bunun hiç farkında olmamıştı. Onun için çok zordu bu durum ve bunu sadece kendisi biliyordu. Kapısından içeri adımını attığı ilk gün “Burası artık benim yuvam” dediği ev, yıkımı yaşatmıştı ona. Kendisi nefessizlikten ölmemişti ama bu ev anılarıyla beraber ölmüştü onun için. Çok severek hayatını birleştirdiği adam, zamanında güzel anılarının mimarıyken şimdi ise en korkunç kabuslarının baş karakteriydi.
Yıkılmıştı ama bu yıkım onun için bir son değil aksine bir başlangıçtı. Az önce o evden nasıl güçlü çıktıysa bundan sonra da hayatına aynı güçlü duruşla devam edecekti. Biliyordu çünkü. “Asla kaldıramam, kabullenemem.” dediği şeyi bile kabullenmişti. Aldatılmak… Yetememe düşüncesi, sevilmiyor olma psikolojisi, boşa gitmiş zaman hissi ve belki de bu olaylardan en çok etkilenenen, küçücük bir çocuk… Bunları bile kabullenmişti. Eskiden aynı takımda olup kendisinden çok düşündüğü eşi, savaştığı düşmanıydı artık ve o bu savaşı kazanacaktı… Her şeyden önce buna mecburdu. Bu düşünceler omuzlarında ağır bir yük oluştururken yaşaması ne kadar zor olacaktı kim bilir? Yıllardır toplum tarafından aldatılan kadınlara yapıştırılan damgalara belki o da maruz kalacaktı. Herkes, üstüne vazife olmayan konularda hiçbir şeyden haberleri olmadan yorumlar yapacak, en çok da kadını suçlayacaklardı. Yine de her şeyin doğrusunu kendisi bildiği için içi rahattı. Hiç kimseye kendini haklı çıkarma çabası yoktu. Yıllardır kendini en mutlu, en iyi kadın ve eş olarak göstermeye çalışmıştı ancak artık kimseye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığının farkındaydı. Hayat, yeni farkına vardığı şeylerle yeniden başlıyordu…

