2026
No 12

Doğal Akışın Vücut Bulmuş Hali

  Sanatın, ilham aldığı hikayeler kadar zengin ve derin olduğu bir gerçektir. Belki de aklımıza gelemeyecek kadar çok dala ayrılan sanat, hangi dalına konmuş olursak olalım yaratıcısının hikayelerini de fısıldıyordur kulağımıza. Mars’ın dövme sanatındaki hikayesi de her bir hikâye gibi derin ve özel. Mars, dövme sanatında doğa ile insan bedeni arasındaki akışın benzerliklerini gözler önüne seren bir yaratıcı olarak bu birleşimi eserlerinde ustalıkla sergiliyor. Bunu yaparken de belki bilerek belki de kendisinin de sıkça bahsettiği “akış”ın bir parçası olarak onun hikayesini ayrıca duyuyoruz. Evet, bazen bu hikayeleri birinci ağızdan dinleme fırsatı bulamayabiliyoruz. Fakat ben Mars’ı dinlemeyi çok istedim; o da hikayesini, sürecini paylaşmayı çok istedi.

  Sanat yolculuğuna, dövme sanatına nasıl başladığını sorduğumuzda Mars; çocukluğunu ve hayallerini bütün çıplaklığıyla anlatıyor. Çocukluğundan beri resim yapmayı ne kadar sevdiğini, ilk resimlerini kendi koluna yaptığını anlatırken gözleri parlıyor adeta. “Annemin karnından sanatla çıktım.” diyor bize esprili bir taraftan. Ancak bunun bir espri değil de gerçek olduğunu konuşmanın devamında çok iyi anlıyoruz.

  Günümüzde pek çoğumuzun karşılaştığı “ebeveynlerin dövmeye karşı olması” durumu elbette ki Mars’ın ailesinde de görülse de Mars bazı isteklerinden vazgeçmemiş. İlk dövmesini lise sonda yaptırması ve dövmecisiyle çok iyi anlaşması onu buralara getirmiş aslında. Belki bir idol, belki bir kahraman? Mars ilk dövmecisini nasıl tanımlar bilemem ama ben bir dönüm noktası diyebilirim. Onun yanında yaptığı çizimler, kendisine tasarım satmayı teklif etmesi, asistan olmasını söylemesi ancak Mars’ı almamaları, daha sonra kız arkadaşlarına dövme yapmaya başlaması ve ilerletip ilk makinesini alması… Hepsi Mars’ın dövme yolculuğunda dövmecisinin ona kazandırdığı birer dönüm noktası bence. 

  Mars; doğaya, bitkilere her zaman aidiyet hisseden yanıyla kendini tanımlıyor: “Topluma bir aidiyet hissetmediğimden doğaya, bitkilere yöneldim.” diyor. Konuşmamızın devamıyla birlikte düşününce doğaya aidiyet hissetmesinde ailesinin de rolü olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Mars’ın ilk dövmesi annesinin çok sevdiği kurbağayken ikinci dövmesi de ikizinde olan bir dövme: kelebek. Küçüklüğünde bitkileriyle konuşan bu kızın doğa sevgisi belli ki tesadüf değil. 

  “Vücudun kas yapısı bitkiler gibi kıvrımlı.” diyor ve yıldırım ile gözdeki damarları, çöllerdeki kırıklar ile insan vücudundaki çatlakları eşleştirdiğini ekliyor. Doğadaki her bir doğal oluşumun insan vücudunda nasıl karşılık bulduğunu bir kez daha vurguluyor. 

“Yakın zamanda birbiri üzerine kıvrılmış lavantalar gördüm ve bu doğal kıvrım çok hoşuma gitti. Alıp bir insanın vücuduna koymak istedim.”

  Mars’ın bitkilerle, doğayla olan bu güçlü bağı; onun tasarımlarına olan yaklaşımını da şekillendiriyor elbette. “Benim yaptığım tasarımlar ‘cybersigilism’ diye geçiyor ama ben estetik olarak beğensem de bunu çözümlemek başlarda zaman alıyordu.” diyor. “Cybersigilism nedir?” diye soracak olursanız; ince çizgiler, keskin açılar ve genellikle siyah mürekkep kullanımıyla karakterize edilen bir dövme stili olduğunu öğrendim Mars’tan. Aslında çoğumuzun bir yerlerde mutlaka karşısına çıkmıştır bu stil, ki ben de konuşmamızdan sonra araştırdım ve farkında olmadan bildiğimi gördüm. Hepimiz o karmaşıklığın güzelliğine hayran kalmışızdır. Mars da bu karmaşıklıktan dolayı tasarımlarına katmanlarla başladığını ve bu katmanların bir akış oluşturduğunu anlatıyor. 

“Bu akışın o bahsettiğim doğal akışa çok benzediğini fark ettim. İlk katman, bu akışa çok uygun. Diğer katmanlar bu öze eklenen şeyler olsa da tasarımın ruhu ilk katmandan geliyor.”

  Mars’ın tasarımlarını bütünleştiren çiçek ise “orkide.” Annesinin çok sevdiği bu çiçek, Mars için bir anlamda uzaylı gibi görünüyor. “Orkidelerin farklı türleri var ve hepsi çok ilginç.” diye aktarıyor bana şaşkınlığını ve hayranlığını da gizleyemeden. Tabii ki dövmeleri sadece orkidelerden ilham alarak oluşmuyor. Gezerken “Bu dövme olmalı.” dediği anları çok yaşıyor Mars. Bu bir bitki olabileceği gibi yerdeki bir çatlak ya da kahve fincanında kalan iz de olabiliyor. Üstelik hayvanlar da onun ilham kaynağı zaman zaman. Kuğular, kuşlar, böcekler… Böcek fobisi olduğu halde onları ne kadar beğendiğini ve çizmekten kendini alamadığını da ekliyor. Botanik bahçelerinde gezerken şiir yazdığını, hayaller kurduğunu söylüyor. Bu anlar, onun yarattığı eserlerin doğal akışını besliyor.

  Bu kadar doğal akışı merkezimize almışken Mars’ın genellikle “serbest el çalışmaları” dediğimiz “freehand” çalışmalar yaptığını tahmin etmesi zor olmasa gerek. “Kas yapısıyla, vücut yapısıyla, gözüm ve elim akıyor; organik bir görüntü oluşturuyor” diyor. Bunlardan bahsederken bize dövme sanatına dair küçük bir ipucu da veriyor: Dövme makinesinin voltajını azaltarak iğnenin yavaş girip çıkmasını sağlıyor ve bu noktalarla gölgeler yaratıyor. Bu teknik, eserlerine benzersiz bir dokunuş katıyor.

  Fakat Mars teknikten çok anlamı vurgulayan bir sanatçı. Dövmenin anlamını ise şu sözlerle anlatıyor: “Dövme, kendimizi vücudumuzda ifade etme şeklimiz aslında. Anısı olan bir kolye takmak, yadigâr bir yüzük takmak gibi.” Tasarımlarına başlamadan önce müşterileriyle sohbet ettiğini, onları tanıdıkça dövmenin gidişatının değişebileceğini söylüyor. Mars, yaptığı dövmelerin insanı yansıttığına inanıyor. “Vücudunun bir kısmıyla barışamayan insanlar, bu sayede barışabiliyorlar. Ya da kendileri için önemli anıları vücutlarına aktararak bir anı defteri gibi kendilerinde saklayabiliyorlar.” Kendisi de küçükken kilolu olduğunu ancak dövme yapmaya başladıktan sonra vücudunu adeta bir sanat eseri olarak görmeye başladığını söylüyor. Bu esnada küçüklüğüne dair anlattığı diğer şeyler de oldukça dikkat çekici. Vücudundan ötürü özgüvensiz biri olduğunu ancak bunu kimseye belli etmemeye çalıştığını söylediğinde Mars ile konuşmasam böyle bir döneminin olduğunu asla tahmin etmeyeceğimi fark ediyorum. “Bir nevi iyi bir oyuncusun da o zaman.” dediğimde küçük bir tebessümle onaylıyor beni. 

  Dövme sanatının, sanat ve zanaat arasındaki ince çizgide yer aldığını düşünüyor Mars. “Çoğu zaman insanlar için yapıyorum ve bu bir noktada beni kısıtlıyor. Ama bunu kendime uyarlamaya çalışıyorum” diyor. Yine de dövme, onun için sadece bir meslek değil; kendi ruhunu da eserlerine kattığı bir alan. 

“Dövmeyle ayrılma kısmını sevmiyorum çünkü orada kendi ruhumu da bırakıyorum.”

  Sohbetimizin sonlarına yaklaşırken son zamanlarda üstünde çalıştığı bir çalışma olup olmadığını soruyorum ona. Bugünlerde enseden kalçanın altına kadar giden büyük bir proje üzerinde çalıştığını öğreniyorum. Bunun yanı sıra tablolarına daha çok zaman ayırıyor. Resim, onun için dövmeden farklı bir özgürlük alanı. “Tablolarımda daha özgürüm ve daha çok zamanım var. Anlatmak istediklerimin değerli olduğuna inanıyorum ve bunu sanatla yapabilmek beni çok mutlu ediyor.” diyor. Şu anda başvurduğu ve olumlu dönüş almayı çok istediği programlar olduğundan bahsediyor. Burada bunlardan bahsedip büyüyü ve heyecanı bozmak istemem ama benim de en büyük temennilerimden biri Mars’ın başvurularının olumlu sonuçlanması… 

  Artık kapanışımızı yaparken yeni sanatçılara ise şu mesajı veriyor Mars: “Korkmayın. Kağıt ve kalemden korkup ağlayan insanlar olduğunu biliyorum. Başarısızlıktan korkuyorlar ve denemiyorlar. Halbuki bunların tamamı bir basamak. Korku, bir sanatçının en büyük düşmanıdır.”

  Mars’ın hikayesi, korkuların ve sınırların ötesine geçerek yarattığı sanatın doğal akışıyla insanlarla buluşmasını anlatıyor. Doğanın detaylarını insan vücuduyla bütünleştirdiği bu yolculuk, bir sanatçının hayal gücünün sınır tanımadığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Her bir tasarımı, insan bedenini bir tuval olarak kullanarak yarattığı unutulmaz hikâyelerden oluşuyor. Mars, sanatın dokunduğu her yerde kendine özgü izler bırakmaya devam ediyor. Her çizgi, her katman; Mars’ın içsel dünyasından bir parça taşıyor ve bu, onun eserlerini kendisi gibi benzersiz kılıyor.

Korkmayın. Kağıt ve kalemden korkup ağlayan insanlar olduğunu biliyorum. Başarısızlıktan korkuyorlar ve denemiyorlar. Halbuki bunların tamamı bir basamak. Korku, bir sanatçının en büyük düşmanıdır.

Yazı: Buse Çölmen
Çizim, Fotoğraf: Mars

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.