2026
No 15

Kıyametin Tek Kurbanı

Çakılan son çivi en önemlisiydi. Gemi ve denizin sözünü mühürleyerek hayatlarında yeni bir evrenin başlayacağını haber veriyordu. Ayrıca bu, yapımcısı için de geriye çekilip dinlenme vakti geldi demekti. 

Ustalığın yansımalarını taşıyan kayık umut vaad etse de bazı noktalarında henüz tam parmak basamadığım bir acemiyat hissediliyordu. Bu hissin kayığın denize alışması ile kaybolacağını umdum. 

Limana indiğimde insanlar henüz gelmeye başlamıştı. Beş yıl önce kaptanlardan birinin bana ısrarla söyleyip durduğu “Erken kalkan yol alır.” lafından sonra alışkanlık edinmiştim limana erken çıkmayı. 

İlk selamlaştığım, kasabadaki bakkalın sahibi olan kadındı. Her met sezonunda en sağlam ve temiz kayıklardan birini inşa ederdi. Benim yapmak istediğim kayık stili onunkiyle aynı olmadığında bile içten içe neden böyle bir tane yapamadığımı merak ediyordum. 

“Nasıl gidiyor, bitti mi?” Arkamda tekerlekli, düz bir vagon üzerinde sürüklenen kayığı işaret etti. Kendisininkini çoktan suya indirmişti. 

“Evet, az önce bitirdim. İdare eder.” 

“Ne güzel. Zaten bir iki günü geçirsin yeter.” 

Başımı salladım. Biz sohbet ederken liman kalabalıklaşmaya başlamıştı. Kayığı suya indirsem iyi olacaktı. 

Memnuniyetsizce gıcırdadı. Belki de suyu sevmemişti, kendi kendime gülümsedim. Dalgayı atlatacağından emin olsam da estetik kaygılarım sürüyordu. Sorun değildi, en kötü met sezonundan sonra onu satışa çıkardığımda biraz indirim yapardım. 

“Küçük, tatlı bir tekne…” Mırıldanmayı işittiğimde arkamı dönerek yanıma geldiğini fark etmediğim kişiye baktım. Baştan aşağı siyah bir takım giymişti, önemli birine benziyordu. Saçları da tıpkı takımı gibi, beyaz tenine zıt renkteydi ve başının üstüne bir fötr şapka yerleştirilmişti. Ona bakar bakmaz bu kasabadan olmadığını anladım. 

“Tekne alıcısı mısınız? Daha satış sezonu değil.” 

“Yalnızca bakıyorum.” Yüzünde niyetini belli etmeyen hafif bir sırıtış ile teknemi incelemeye devam etti. Yanımdan ayrılmaya niyeti olmadığını fark edince bir sohbet başlatmaya karar verdim. “Şehirden mi geliyorsunuz? Böyle küçük kayıklar orada hobi balıkçılarının gözdesidir.” 

Sorumu tamamen görmezden geldi. “Bu kayık parçalanacak.” 

“Ne?”

“Endişelenme, dalgayı atlatacak. Dalga diner dinmez parçalanacak.” 

İç geçirdim.“Yine…” 

Yabancı, gözlerini kayıktan ayırıp soran bakışlarını bana yöneltti.

“Her met sezonunda bu oluyor zaten, yeni bir şey değil. Özellikle son birkaç yıldır dalgalar büyümeye başladığından beri… Nasıl bir kayık yaparsam yapayım, dalgayı atlatıyor ama kıyıya dönemeden ya su alıyor ya da parçaları ayrılıyor.” 

“Çünkü yanlış yapıyorsun.” 

“Muhakkak. İş, ne olduğunu bulmak. Hem, sen nasıl anladın? Bu kasabadakiler dışında kayık yapmayı bilen olmaz fazla.” 

“Ben Kıyamet Uzmanıyım.” Yabancının lafı üzerine güldüm. Bu bir mesleğin argosu olmalıydı. Hangisi olduğunu anlamamıştım fakat bu önemli görünümlü ziyaretçi karşısında cahil görünmek istemediğimden bozuntuya vermedim. “Hah! İyi bakalım…” 

Suratıma yine soran gözlerle baktı. “Niye şaşırmadın?” Kelimelerimi toparlayamadım, belli ki tahminim yanlış çıkmıştı. 

“Benim işim kıyamete yaklaşan kasabaları ziyaret edip insanlara yol göstermek. Senin yanına geldim çünkü kayıklarını böyle yapmaya devam edersen sonuncu dalgaya dayanmayacak.” 

“Hah, saçmalık! Bu kasabada mı kıyamet kopacak? Hava günlük güneşlik, hatta bak, dalga da geliyor! Ufacık bir dalga!” Her zamanki boyutta, hatta belki de biraz daha büyük bir dalgaydı fakat yine de kasaba sakinleri için bir tehdit ifade etmiyordu. Fırtına yoktu, yalnızca kasabayı içine alacak ufak dalgalar, hatta en yüksek binanın çatısına bile ulaşmıyordu bu gelen. Bu kabarmayı atlatınca da sezon bitecekti.

Yabancıyla konuşmayı bitirip suya indirdiğim kayığa atladım. Tam açılacaktım ki yabancının kıyıda hareketsiz, kayığa bakmaya devam ettiğini fark ettim. 

“Bir teknen yok mu? Su kabaracak şimdi!” 

“Beni etkilemez.” Uzaktaki dalgaya bir göz atıp ilgisizce tekrar bana döndü. 

“Saçmalama, atla çabuk!” Kayığı tekrar yanaştırıp elimi uzattım, reddetmedi. 

Kayıkta oturup sessizce suların yükselmesini bekledik. Sallantılarla beraber gıcırtılar da başladı, birkaç vida gemiyi terk etti. Kıyamet Uzmanı düşünceli bir biçimde beni ve tekneyi izliyordu. Onun ne düşündüğünü anlamadım.

Kayıkta geçirilen birkaç günün ardından sular çekilmeye başladı. Tıpkı her sezon olduğu gibi, kayık ve ben savaştan çıkmış gibiydik. Ve yine, kıyıya yanaşamadan kendimi suda buldum. 

O gün yabancının da yardımıyla, kıyıya yüzüp eve dönmemden itibaren aklımda tek bir düşünce vardı. Parçalarına ayrılan kayığı satmak için tamir etme zahmetine bile girmedim ve plan çizmeye koyuldum. Kıyamet Uzmanı haklıydı ve bir şeyleri değiştirmezsem yaptığım her gemi parçalanmaya mahkumdu. Yalnızca birkaç gün için olsa bile beni utandırmayacak, diğerlerininki gibi sağlam ve temiz bir gemi yapmalıydım. 

Bir sonraki sezona kadar geçen her gün yeni geminin yapımıyla ilgilendim. Tahta yerine metal kullandım, boyutunu büyüttüm ve içine bir oda ekledim. Sağlam duruşu için elimden ne gelirse yapmama rağmen son çiviyi çaktığımda içimi yine aynı hissin kaplamasına engel olamadım. Mükemmellik örtüsünün altında gizlenmiş acemiliği görebiliyordum. 

Bu sezon ve sonraki sezonlar Kıyamet Uzmanı beni ziyaret etmeye devam etti. Bahsettiği sözde kıyameti tüm kasaba yaşayacaktı fakat tek endişelendiği kişi bendim. Gemileri parçalanan tek kişi de bendim. 

Neyi yanlış yaptığımı çözemiyordum. Kıyamet Uzmanı’nın bir fikri varsa bile bana söylemiyordu. Sezonlar geçtikçe kasabaya vuran dalgalar da yaptığım gemiler de büyüyordu. Üstelik sezonlar yalnızca dalgaların büyüyüp şiddetlenmesiyle kalmamıştı, aralarındaki süre de kısalıyordu. Kasaba halkı yeni gemiler yapmak yerine eskilerini onarıp geliştirerek bir sonraki dalgayı atlatmaya başlamıştı. 

O sezon, o ana kadar yaptığım en büyük gemiyi yaptım. Kalabalık bir mürettebatı kolayca sığdırırdı, görkemliydi ve hatta içine toplar bile döktürmüştüm. Kısalan sürelerden dolayı bir daha böyle bir gemi yapmama imkan yoktu. Tek umudum, bu sezon gemimin parçalanmamasıydı. 

“Bu sonuncu dalga.” 

“Nasıl?” Kıyamet Uzmanı’na baktım. Sezonlar bu kadar şiddetli geçerken nasıl en son dalga olabilirdi?

“Sonuncu dalga kasabayı yutup yok edecek. Bir daha met sezonu da gelmeyecek.” 

“Peki ya insanlara ne olacak?” Kendi yaptıkları çeşit çeşit gemileri suya indiren halka baktım. Sezonların şiddetlenmesinden beri herkes biraz daha endişeli olsa da dehşete kapılmış değillerdi.

“Gemisi dalgaya dayananlar kurtulacak.” 

Benim hakkımda bir şey söylemesini bekleyip durakladım. Tıpkı ilk karşılaştığımızdaki gibi gözlerini yaptığım gemiden ayırmıyordu. 

“Dalga bu gemiyi de yutacak.” 

“Bu sefer parçalanmaz. Çok iyi yaptım.” 

Bana acımaklı bir ifadeyle baktı. Sanki sözlerime inanmadığımı anlamıştı. “Zamanın varken vazgeç ve gemiye binme.”

“Binmeyip ne yapayım?” 

Dediğine göre kıyametten kurtulmanın bir yolu daha vardı. 

Ufuktan şu ana kadar görülenlerin hepsini gölgede bırakacak kadar görkemli bir dalga yaklaşırken küçük kayığımda durup onu izledim. Henüz kasabaya ulaşmadan kayık korkuyla titremeye başladı. 

Kıyamet Uzmanı bu sefer yanımızda değildi, kıyıdan izliyordu. 

Yağmur ve rüzgarın kayığı sarsmasına izin verdim. Yalnızca sarsmıyor, aynı zamanda ele geçiriyordu. Sözlerini kendime tekrarladım; korkmayacaktım, beni almasına izin verecektim. Dalga kasabanın üzerinde yükselip dudaklarını yalarken kendimi onun açgözlülüğüne teslim ettim. Milyonlarca ton su üzerime yağarken bir anlığına parıldayan şüphe ışığının bir faydası olmamıştı. Doğru ya da yanlış, artık yapmıştım. 

Üzerimdeki su kütlesi artarken içgüdüsel olarak yüzeye çıkmaya çalıştım fakat daha fazlası gelmeye devam ediyordu. Ciğerlerimi ele geçirmişti ve kıyamet bitene kadar nefes almanın ne demek olduğunu unutacaktım. Havayı, insanları, yaşadığım kasabayı, gemi yapmayı… Hepsini unuttum. 

Su yüzeyinin arkasında yaşananlar belirsizdi, sadece insanların yaşamaya devam ettiğini umut edebildim. Artık onların bir parçası değildim, su yüzeyi ile ayrılmıştık. 

Kıyamet Uzmanı bana verdiği sözü tuttu ve kıyamet bittiğinde tekrardan su yüzeyine çıkmama izin verdi. Aradan milyonlarca yıl geçmiş, yeryüzü büyüyüp serpilmişti. Met sezonunun artık gelmediği bir gelecekte insanlar artık gemiler inşa etmiyordu. Yeryüzünde yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. 

Ufuktan şu ana kadar görülenlerin hepsini gölgede bırakacak kadar görkemli bir dalga yaklaşırken küçük kayığımda durup onu izledim. Henüz kasabaya ulaşmadan kayık korkuyla titremeye başladı. 
Kıyamet Uzmanı bu sefer yanımızda değildi, kıyıdan izliyordu.

Yazı: E-0
Çizim: Mihrace Aladag

Eser Galerisi

default-profile-account-unknown-icon-black-silhouette-free-vector
Çizim
Çizim Editörü
Öne Çıkan İçerikleri
Öne çıkan içerik bulunamadı.

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.