2026
No 16

İlahi Tragedya -ARAF-

  ‘‘Araf, Cennet ile Cehennem arasında, her katında yedi ölümcül günahı işleyenlerin arınarak Cennet’e gitmek için ıstırap çektikleri yedi katlı bir dağdır.’’ (Dante, İlahi Komedya, Oğlak Yayıncılık, 2019, Rekin Teksoy)

   Serzenişteyim. Bu söylediklerim ilahi sayfalarınızın yapraklarında yankılansın. Tanrı’nızın ebedi istikametinde tutuşsun. Tanrı’ya haykırıştayım. Bir kanıt niteliğinde bu kutsal eserim tarihler boyu konuşulsun, topluluklarınızın kör inançlarının tutsağı olsun. Varlığı düşüncelerinizin en aciz köşelerine kelepçe vursun. Hep bir ağızda söyleyin:

‘‘Yok olsun, yok olsun  
Tutsak zihinlerinizle bir olsun
En aciz sıfatlarınızla süslensin,
En görkemli günahlarınızla bulansın.
Varlığınızla lekelensin ki
Allı pullu bir elmayla temizlensin.
Kızıl gecenin derinliklerinden ışık getirsin
Kaybedenler tahtında,
Tanrının evinde bir hiçsin.
Boynun bükülmesin ey insan! 
Söyle bana,
Sen kimsin?’’

   Hiç. Ruhumun derinliklerinde saklanan koca bir hiçlik… Araftayım. Tanrının bir bir adımlarımı saydığı yoldayım. Sağa sola yalpalanan kader ağının ince çizgisinde yürüyorum. Gitmek için yalvardığım yollarda kalmak için tanrıya sebepler sayıyorum. Şimdi bir ağıt yakıyorum göklerden. Usulca gözyaşlarımla gizliyorum. Günahlarımın labirentinde bir çıkış yolu arıyorum. Sanırım bundandır her defasında şeytanımla kucaklaşıyorum. Tanrının gazabından kaçmak için kendime yakalanıyorum. Sorsalar en büyük günahı işliyorum. Fakat bi bilseler tanrıya nasıl başkaldırıyorum. 

Okyanuslar taşmış ruhumdan 
Pusulam zihnim, nefsim yelkenim olmuş. 
Göğsümde ateşten bir gömlek,
Tüm dünyaya yük olmuş.
Tanrıyı almışım karşıma, 
Şeytanı aklını bulandırmış.
Zarları elimde, 
Dünyaları yıkılmış. 
Sayıklayıp durmuş defalarca
Yakıştıramamış bir son,
Nice deryalarda.
Düşününce kulağa gelenler ne acizce
Söylediklerim çok haince.

   Uzaktan seyre dursun gökyüzü tüm asilliğiyle. Vazgeçtiğim yollar bileklerimden akan umutlarımla ıslansın. Belki böyle telafi edebilirim hatalarımı, belki böyle önüne geçebilirim yaşanması bir kuş tüyünde saklı ihtimallerin. Sahiden söylemeye cesaretin var mı insanoğlu? Yasaklarını bir bir ördüğün mezarda gömülü bir kutu var. Şimdi söyle bana, onu açmaya cesaretin var mı? 

Oysaki bu bir armağandı Tanrıdan evlatlarına. 
Sevgi olmayacaktı kutusunda. 
Tutsak zihinlere yerleştirdiği, 
Bir düzine yasaklarla atacaktı kurdelesini.
Zihinlerde öyle bir yer edecekti ki, evladını sevgiyle gömecekti.
Utanmadan tüm çıplaklığıyla önlerine serecekti.
Yoksa çarmıhta Pandora mı gerilecekti?

   İşte karşındayım. Dizlerimin üzerine çökmüş gözlerinin içine bakıyorum. Zifiri karanlık. Ruhumun derinliklerinden gelen yasakları kucaklayan bir karanlık adeta. Tüm çırpınışlarım anlamsız, sözlerim ise kifayetsiz. Şakaklarımın arasına doğrulttuğu namlu gibi tekinsiz elleri, bana meydan okuyor. Fakat ruhu savaşmak istemiyor. Çünkü onun için bir kurtuluş yok. İçten içe bunu biliyor. Silahlanmış ruhlarımızın beyaz bayrakları, bu yenilgiyi hazmedemiyor. Bir yamaçtan aşağı dökülen kurtuluş düşünceleri, ruhumun derinliklerinden savruluyor. Şeytanımın yamacında buluşuyor. Gözlerindeki öfkeyle bir oluyor. Bu sefer sözleri tutsakça, çırpınışları acizce. Namlunun ucundaki bedenim, ülkesi için savaşan bir asker; ruhum ise bir muharebe alanı. Bu savaştan bir kurtuluş yok. Kaçış yolu hiç yok.

Satır aralarında saklanan kendimedir bu seslenişim.
Direnişime ortak olanlar için bir serenat,
Bu direnişin rüyasına tanıklık edenler için ise bir ağıt. 
Tanrım ise ilhamım; alın size kanıt! 
Araftayım. 
Kucak açmışım kaderime
İnsanlığın tozlu sayfalarından kalma
Göklerden hediye.
Bir yıldız tozundan seçme hikayelerden,
Başucumda savrulan kırık döngülere,
Esaretinde yolunu kaybetmiş tüm kırık kalplere… 
Nice kaybedişimdir bu;
İçimde bir yerlerde yüzleşmekten kaçtığım kendime
Ne büyük yanılgı!
Daha nice kaybedişim bu,
Sandığım kendime… 

   Ruhum, bir istiridyenin kıymetli incisini kucaklayan derya deniz… Bedenim baharın gelişini müjdeleyen bir puansetya. Tanrı’nın cennet bahçesine ekilmiş sözlerim, bu dağın tepesinde korkusuzca filizlenmeyi bekliyor. Aşmış olduğum bu koca tepe, kalbimin derinliklerinde gömülü bir patika. Bir zamanlar kaybolmuş nice ruhlara mezar olmuş bu patika, şimdi bir bahçeye dönüşmüş. Özenle dudaklarımdan dökülen bu sözcükler ise görünmez ruhlarını ağırlıyor kendi ekseninde. Ellerimden tutuyorlar, göğe yükseliyorlar. Tanrı’nın melekleri, ruhumun dört bir yanını şefkatle sarıyor. Baharın gelişini müjdeleyen sözlerim, tanrının evinde usulca zamanını bekliyor. ‘‘Ne zaman çiçek açacak?’’ diye sabırsızlıkla yükselen meleklerini, göklerde arıyor.

Bir kelebeğin berraklığıyla,
Süzülüyorum göklerden turnalara.
Uyan artık sonsuzluğundan,
Kucak aç yıldızlara.
Korkma artık benden.
Savrulmuş yapraklarla yazıyorum,
Sil baştan bu yerden.

Korkma benden!
Yankılanır bir çağ, bin ayet ruhumda;
Mühür olur bu lisanda. 
Gerekirse ben yanarım,
Dante’nin Komedyası’nda.
Küllerim savrulur, 
Tanrı’nın Tragedyası’nda sonsuza dek kaybolur…

Korkma benden!
Yankılanır bir çağ, bin ayet ruhumda;
Mühür olur bu lisanda. 
Gerekirse ben yanarım,
Dante’nin Komedyası’nda.
Küllerim savrulur, 
Tanrı’nın Tragedyası’nda sonsuza dek kaybolur…

Yazı: Bilge Güler
Çizim: Zeynep Kul

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.