2026
No 14

Af

Geçit

Kamburu çıkmış utançların
Kanından bir soytarıyım
Gün karat günah adanmış geceye
Külfetsiz, soğuk bakışlarım

Kaideler soydu gök perdeyi aydan
Sahnede kimliksiz avuntular
Sığıntı özürler yağdıran karanlığa
Yas-a 
Evsizlikten geliyorum.

Ulu orta çıplak kahırlarım.
Yakarışlarım beriden geliyor
Feryatlarım!
Tabiatı al hafızamın taşkın zaafları
Uyu!
Göğsümde pişen ben yarım.
Duru menzilin kirli ovası
Kundaklayan ben miyim?
Alevlerde boğuluyor lekeli nüshalar

Yuvasından ihraç edildim Tanrı’nın
Buralardanım sessizce
Soygun düzenlenmiş ‘öz’ümde
Sanrılara kurban damarlarım

Griliklerim tenimden ağırır 
Hudutsuz, serseri saçlarım
Buzul geçmişimin hırsız beyazlıkları
Af çalıyor yavan vadilere
İçimin içi ağlıyor düzlüklerce
Bedeninde hiçlik
Öylece…

 

Vahş

   Devlerin patikaları gibi dizilmiş sıradağların vadi labirentinden çıkan vahşet. Kaybı gözden çıkarmış askerlerin damarından soyutlaşmış kanı gibi kararmış ormanlardan çıkan vahşet. Tepelerine pençelerini saplamış kar beyaz diktatoryayla daha da hırçınlaşmış olan gotik bir eser gibi yükselmiş dağlardan çıkan vahşet. Testere gibi dişler, karanlıkta parlayan ürkütücü göz yuvaları, korkuyu duyabilen kulaklar ve ruh koklayabilen burunlarıyla yabanın avcılarından çıkan av öncesi vahşeti; sarp yamaçlardan ovalara yüzükoyun uzanan küskünlükle karşılaşınca birden sustu.

    Alabildiğine açıktı manzara, alabildiğini al der gibi kendini yeryüzüne sunmak için miskin bulutların savaş şımarıklığına sabretmiş ışık huzmeleri, uzun süren karanlığı fırsat bilen yeryüzü şeytanlarına hiç şans bırakmayan yekpare bir inançla unutulan umudu insana taşıyordu. Ormanların ve dağların uzağında, gölgeleri ancak bir gökyüzü cismi tarafından oluşturulabilecek, belki de bu yüzden gökyüzü krallığına şaşalı ve yüksek yeryüzü şekillerinden ruhen daha yakın olan çayırlarda bir misafir ağırlanmaktaydı. İnsan, nerenin evladısın? Işık huzmeleri, bu masum ve küskün yüzle karşılaşınca birden sustu.

    Dişlerini göstermiyor, ne kendini koruyor ne de hayatta kalabilmek için gereken atikliğe sahip olduğunu kanıtlayacak bir tehlike belirtisine yüzünde yer veriyordu. Küskündü, kısırdı, insandı. Oysaki amacı aydınlatmak olan göğün elçisini izdüşümünden takip etmek ister gibi geliş yönüne paralel şekilde bakıyor, ilk defa bir yeryüzü ferdi olarak çayırlarda gölge yapıyordu. Üstelik bu gölge sadece gökyüzünün onca çabasını boşa çıkarmakla kalmıyor, onun da ışığa olan inancını sarsıyordu. Dağlar nasıl birbirine paralelse o da ışığa paraleldi lakin karanlığın içine bakıyordu. Baktığı yerde ava hazırlanan tehditkâr gözler, kanla boyanmış dişlerle, doğurgan ve vahşetle barışık avcı yüzleriyle karşılaşınca birden konuştu. 

    “Karanlıkta her şey aynıdır ancak aydınlıkta, karanlık diğer şeylerden sadece biridir.” Gözlerini güneşe dönerek kemiklerinin ısınmasını bekledi. Hava açılmış, av tamamlanmıştı. 

Kaideler soydu gök perdeyi aydan
Sahnede kimliksiz avuntular
Sığıntı özürler yağdıran karanlığa
Yas-a 
Evsizlikten geliyorum.

 “Karanlıkta her şey aynıdır ancak aydınlıkta, karanlık diğer şeylerden sadece biridir.” Gözlerini güneşe dönerek kemiklerinin ısınmasını bekledi. Hava açılmış, av tamamlanmıştı.

Grafik: İlayda Emirce
Yazı: Berrin Yazgı Elek
Yazı: Deniz Karakulak

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.