2026
No 14

Düş ve Gerçek Arasında Bir Buluşma

 Gördüklerimi onlar da görsün diye saat 15.00’te herkesi rüzgar güllerinin arkasındaki dağın eteklerine topladım. Gökyüzüne bakın dedim ve hepsi bir anda yüzünü göğe doğru kaldırdı. ”Görüyor musunuz?” diye sordum. Hep beraber ”Neyi?” dediler. Benim gördüklerimi  görmüyor olmaları imkansızdı. Biraz bekledikten sonra bir anda uğultular yükseldi, kimi ‘’Delirmiş bu.’’ diyordu kimi de ‘’Yazık çok yazık.’’ diyordu…  

Oracıkta öylece yalnız kalmıştım. ‘’Acaba gerçekten deliriyor muyum?’’ diye düşünürken aynı ışığı yeniden görmeye başladım. Işık, rüzgarın savurganlığına yenik düşüyordu sanki. Titrek, kırılgan ama bir o kadar da göz kamaştırıcıydı. Bu sefer kaçmayacak, ne olduğunu görmek için bekleyecektim. Işık, rüzgarın etkisiyle dağın eteklerine doğru yaklaşıyordu. Kalbim küt küt atarken, ışığın ne olduğunu görmek için daha da yaklaştım. Bir anda göz kamaştırıcı bir parlaklıkla büyüdü ve etrafında dönmeye başladı. Bu sırada ışığın içinden bir siluet belirdi. Önce sadece bir gölge gibiydi fakat yaklaştıkça daha da netleşti. Arkadan çok kısık seste bir melodi duyuluyordu. Yanıma yaklaştı ”Korkma, ben sana zarar vermem.” dedi. Adeta nefes almayı unutmuş, şaşkınlık içerisinde onu izliyordum. Tüm vücudu beyaz ve krem tonlarında, narin yaprakların uyumlu bir karışımından oluşan yasemin çiçeklerindendi. Parmak uçlarından sarkan dalları göğe doğru uzanan asmaları andırıyordu. Aynı dallardan oluşan görkemli kanatları da ona bir melek havası veriyordu. Büyük, apaydınlık gözleri, göğün mavisinden ve yasemin çiçeklerinin kalbinden oluşturulduğunun habercisi olan krem renginden rengini almıştı. Adeta bu dünyaya ait olmayan bir bilgelikle etrafa bakıyor ve beni inceliyordu. Sözüne şu şekilde başladı: 

‘’Ben doğanın bebeği, ayın aydınlığı, yaseminin kokusuyum… Gözlerimde göğü, vücudumda tabiatı görürsün. Dallarım yaşamın birer yolu, görkemli kanatlarım ise… İşte o kanatlar, beni en çok heyecanlandıran kısım. Onlar; özgürlüğün, hayallerin ve uçsuz bucaksızlığın sembolü. Buraya gelmemin nedeni insan denen canlıların gizemini öğrenmek. Bu konuda bana yardımcı olacak bir kişi var. O da sensin. Çünkü sen bilgesin.’’

Gözlerinin içine hem hayranlıkla hem de ürkerek bakıyordum. Sadece ‘’Kim olduğumu nereden biliyorsun, bu kanıya nasıl vardın?’’ diye sorabildim. Yasemin kokusu mest ediyordu beni. ”Bunu bilmek için çok nedenim var.” dedi. Sesi rüzgarın fısıltısı gibiydi. Ne demek istediğini anlayamıyordum. Kafamdan milyonlarca soru geçiyordu. Neden ben, geçen sefer yanıma neden gelmemişti, arkadaşlarım varken neden gözükmedi, benden tam olarak ne istiyor? Düşünmeden edemiyordum. Ben bu kadar sorunun içerisinde kaybolup gitmişken o bir şeyler mırıldanıyor ve etrafına bakıyordu. 

”Hadi kalk artık, bir an önce işe koyulalım.” dedi. Söylediği şeyi hemen yapmam gerekiyormuş gibi yerimden fırladım. Merakla ”Ne yapıyoruz?” diye sordum. 

Gözlerini göğe dikti, kollarını yukarı kaldırdı. İlk başta gördüğüm ışık tekrar görünmeye başladı. Sarkan dallarından tuttuğum anda göğe yükseldik. Bir bulutun üzerinde oturduk. ”Hadi bana biraz insanlardan bahset dostum.” dedi.

İlk başta etrafımı seyrettim, üzerinde oturduğumuz buluta dokundum ve biraz düşündüm. Acaba ne desem, konuşmaya nasıl başlasam diye düşünürken ağzımdan şu kelimeler döküldü: 

‘’İnsan, yeryüzünde bulunan en karmaşık ve çok yönlü olan canlılardan biridir. Biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları vardır. Düşünme, iletişim kurma, problem çözme ve yaratıcılık gibi birçok yeteneğe sahiplerdir. Ayrıca tüm bunların yanı sıra sürekli gelişir ve öğrenirler. Fakat bence hepsinden ziyade insan, değişkenlik gösteren özelliklerle kendini aşan bir varlıktır. Farklılıkları vücutlarında bir bütünü oluşturur. Yaşamları inançlarına, duygularına, düşüncelerine göre şekillenir. Kısacası insan etle kemikle şekillendirilmiş olsa da ondan ibaret değildir. İşte tam da bu noktada insan denen varlığın en büyük çelişkisi olan zıtlıklar ortaya çıkar.’’

Duydukları karşısında büyülenmiş gibiydi. Heyecanlı bir ses tonuyla; ”Yani; siyahla beyaz gibidir insan. İçinde hem karanlığı hem de aydınlığı barındırır. Dışarıdan bütün olarak görsek de içerisinde derin ve karmaşıktır.” dedi. 

Gülümseyerek ‘’Evet, tam olarak öyle dedim.’’ Daha sonra kendimi yasemin çiçeğinin baş döndürücü kokusuna bıraktım. Gözlerimi kapattım ve oturduğumuz bulutun üzerine uzandım, o da yanıma uzandı. Huzuru derinliklerimde hissediyordum. Gözlerimi açtığımda odamda yatağımın üzerindeydim, pencereden gökyüzüne bakarak küçük bir tebessümle o anı yad ettim. 

Ben doğanın bebeği, ayın aydınlığı, yaseminin kokusuyum... Gözlerimde göğü, vücudumda tabiatı görürsün. Dallarım yaşamın birer yolu, görkemli kanatlarım ise... İşte o kanatlar, beni en çok heyecanlandıran kısım. Onlar, özgürlüğün, hayallerin ve uçsuz bucaksızlığın sembolü. Buraya gelmemin nedeni insan denen canlıların gizemini öğrenmek. Bu konuda bana yardımcı olacak bir kişi varsa o da sensin. Çünkü sen bilgesin.

Yazı: Derya Memiş
Grafik: Feyza Güler

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.