2026
No 14

Normal People

  Normal People, Sally Rooney’in 2018’de yayımlanan kitabıdır. Sally Rooney, 1991’de doğmuş İrlandalı yazar ve senaristtir. Yazar kendini feminist ve marksist olarak tanımlar. Kitap 2020’de bir mini dizi olarak uyarlanmıştır. Hikâye, Connell ve Marianne adlı iki karakterin hem kendi sorunlarını hem de aralarındaki çözülemeyen ama kopamayan bağı anlatır. Aralarındaki karmaşık ilişkiyi anlamanın en iyi yolu şöyle düşünmektir: Bazen biriyle tanışırsınız ve en derin yaralarınızı, ailevi sorunlarınızı bir anda anlatabileceğinizi hissedersiniz. Doğal bir şekilde paylaşımda bulunursunuz ve karşınızdakinin sıkıntısını anlatmadan önce bile anlarsınız. İşte karakterlerimiz tam olarak böyle bir durumdadır. Bir peri masalında ya da Hollywood filminde olsaydı “Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar!” diyerek bitirirdik. Lakin bu, normal insanların gerçek iletişim sorunudur. Kendini ve duygularını anlayamayan, anlatamayan iki insan – tıpkı hepimiz gibi. Yirmili yaşlarda birçok duygu ve durumla tanışma ve boğuşma hikâyesidir bu. Sadece aşk veya ilişki değil; ailevi sorunlar, sevdiğinin ölümü, yas, toplumdan soyutlanma, dışlanma gibi normal insan olmanın getirdiği dayanılmaz ağırlıkları anlatır eser. Birbirini seven, birbirine iyi gelen iki insan nasıl beraber olamaz? Bazen biri sadece “Kal.” dese sonsuza kadar kalabilirsiniz ama o kişi siz kalmak için çırpınırken sizin uçmak için kanat çırptığınızı düşünür ve sessizce gidişinizi izler.  

MESAJLAŞMA YAZARI
  Yazar, mesajlaşma çağı yazarı olarak da anılır. Eski ve değerli yazarların, düşünürlerin sunduğu derin felsefi konuları işlemiyor, belki soyut ve süslü anlatımıyla bizi büyülemiyor fakat yazar ekranlarda boğulmuş duygularımızın varlığını ve teknolojinin ilişkilere yansımasını çok duru ve yalın bir şekilde aktarıyor. Artık sevdiklerimize mum ışığında aşk mektupları yazmıyoruz belki fakat gözyaşlarımızı tutmaya çalışırken titreyen seslerle sesli mesajlar atıyoruz. Hangi çağda, hangi savaşta olduğumuzun önemi yok – hepimiz normal insanlarız sonuçta. Sally Rooney, küçük hayatları sadelikle işleyen ne ilk ne de son yazar fakat bunu günümüz gençleri üzerinden yapan sayılı yazardan biri. Duyguların ve iletişimin ekran üzerinden aktarılması sürecini içten ve samimi bir şekilde yansıtmak güç bir iş. Büyük duygular, başarılar, aşklar ve altın madalyalar peşinde koştuğumuz, her şeyin en parlak halini satın aldığımız bu dönemde, yazar tam tersine küçülüyor. Her gün debelendiğimiz düşünceleri ve durumları süslemeden en yalın haliyle yazıyor. Ufak dünyalarımızdaki küçük duygularımızın bizi nasıl ele geçirdiğini anlatıyor.

  KARAKTER KOPMALARI
  Connell, özellikle lisede arkadaş ortamında sert, havalı, sporcu gibi görünürken arka planda yaşadığı kimlik kargaşasını, yas sürecini ve duygusal patlamalarla gelen ağlama krizlerini görüyoruz. Hislerini ve düşüncelerini doğru ifade edemediğini söyleyen karakterimiz Marianne ile birlikteyken kendini kolayca anlatabilmektedir. Marianne ise her ne kadar duygularını ve düşüncelerini güçlü bir şekilde ifade edebilen biri gibi görünse de, hayatı boyunca sevgiden yoksun büyümüş ve hiçbir şeye ya da kimseye bağlanamamış biridir. Özünde sadece sevilmek isteyen bu genç kadın, aslında sevgisini göstermeyi ve ifade etmeyi de bilmez. Burada iki karakter de ne tam olarak iyi ne de tam olarak kötüdür. Bazen hiç konuşmadıkları bazen de içlerinden geçenleri söylemedikleri için hatalar yaparlar. İki taraf da birbirini kırar ve onarır. İletişimlerine geçmiş travmalar ve korkular karışınca gerçek hisler ve düşünceler bulutların arkasında kalır.

BAŞLIK PAZARLAMASI
  Kitabı kapağına göre değil belki ama ismine göre yargılama zamanı. Yazarların ürünü kitaplarıdır ve her satıcı gibi yazarlar da kendi ürününü pazarlamak, okuyucuyu çekmek ister. Bir yazarın okuyucuyu çekebileceği ilk ve en etkili adım, eserine seçtiği başlıktır. Okuyucuya vaat verirsin; eserin okuyuculara hissettireceği duygulara ve yaratacağın dünyaya dair. Burada da yazar “normal insanlardan bahsedeceğiz” diyerek okuyucuyu sessizce raftan göz kırparak kendine çeker. Eser daha iddialı bir başlıkla, daha büyük vaatlerle okuyucuya seslenseydi bu sade ve durulukta akan hikâye bize bu kadar samimi gelmeyebilirdi. Ayrıca eserin verdiği sözü ne kadar tuttuğu da tartışılabilir. Karakterlerimiz sonsuz bir kader çarkı etrafında dönüyor gibidir. Gerçek hayatta kaç kişi böylesine kopmaz bağları, başka şehir hatta ülkeler arasında bile sürdürebilir? Ya da karakterlerin ekonomik olanakları, sürekli zeki ve çalışkan olmaları – bunlar kimin normalidir? Bu zekice seçilmiş başlık, hem okuyucuyla eseri okumadan önce gizli bir kontrat imzalayıp eserin büyük beklentiler altında ezilmesini önlüyor hem de insan yaşamının döngüselliğini “sıkıcı” yerine “normal” diyerek koruma altına alıyor.

  Eserde hayatın çıkmazları ne sonsuz mutluluk süsleriyle güzel bir manzaraya ne de sadece acı ve hüznün karanlık kuyusuna varıyor. Yazar, bu iki insanın iç dünyalarındaki dipsiz serüvenden yansıyanları bir bahar rüzgârıyla toplayarak sonlandırıyor kitabı. Ama sayfalar bitse de o hikâye – bizim hikâyemiz, insanların hikâyesi – yazılmaya ve yaşanmaya devam ediyor.

Belki onlar bir şey değildi ama bir şeylerdi.

Bazen biri sadece "Kal." dese sonsuza kadar kalabilirsiniz ama o kişi siz kalmak için çırpınırken sizin uçmak için kanat çırptığınızı düşünür ve sessizce gidişinizi izler.

Yazı: Ceylin Özcan
Grafik: Selinay Cankı

Eser Galerisi

default-profile-account-unknown-icon-black-silhouette-free-vector
Grafik
Grafik Editörü
Öne Çıkan İçerikleri
Öne çıkan içerik bulunamadı.

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.