Kimsenin bilmediği sokaklarda,
Sadece sen ve ben.
Bir adım öteye gitmeden durup
Can çekişimizi izlerken
Oturduk asfaltın en yakıcı yerine.
Vaktin harcında çatlarken kelimeler,
Bir hevesle dökülmedi adın dudağımdan.
Sen…
Telaşsız bir sabırla beklerken
…Ben
Nisyana tahvil ettim varlığını.
Bir aşk,
Harap ve metruk.
Kelimelerin küf tutmuş kıvrımlarında
Zamanın alacak hanesinde.
Ben sükutu bir zırh bilirken,
Senin çığlıklarla haykırdığın.
Avuçlarının içindeki yangına
Taşıdığım su değil
Rüzgar.
Ve alevlerle
Yabancı yüzlerin gölgesinde
Sana kül oldum.
Şimdi,
Geç kalan bir itirafın enkazında
Yalnızım.
İlk kez
Sesinin içinde bir mezar buldum kendime.
Hiç olmamışım gibi,
Hiç sevilmemişim gibi,
Kendi şehrimizin ortasında
Sürgün edildim.
Sen…
Bütün limanlarımızı ateşe verip
Giden bir gemi suskunluğuyla
…Ben
İdam sehpası kadar geç kalan
Sözcüklerle.
Gözlerin uzak.
Sesin,
Bir firkat nişanı gibi düşüyor içime.
Soğuk,
Keskin,
Telafisi olmayan bir hakikat gibi.
Adım dudaklarında bir yük.
İlk defa…
İçimde koca bir boşlukla susmama sebep.
Zira aşk,
Zamanında söylenmeyince
Münhal bir hezeyandan ibaret.
Vaktinde dokunmadığında,
Bir hüzün heykeline dönüşür.
Ve insan,
En çok geç kaldığı yerden
Eksilir.
Ve bazı sevgiler
Tam vaktinde doğmazsa
Artık hatırlanmak bile istenmez.
