Sıcak bir kahve, ya da sadece kokusu. Ayaklarımı durduramıyorum kendimi bir kahvecide buluyorum. Ya da bir fincan daha Türk kahvesi içiyorum. Uyanık kalmam lazım. Zaman akıp giderken. Kahvem de zaman kadar hızlı akıyor boğazımdan. Durduramıyorum. Ne zamanı ne de kahveyi.
DİKKAT
Bu yazıyı okurken yanınızda bir fincan kahve olduğundan emin olun. Çünkü kahveyi hissetmenizi çok isterim. Kahvenin ismini duymanız bile uykunuzu açıyorsa; neden bir fincan kahve içmeyesiniz?
Dediler Barista Pınar, Çoban Kaldi’ye.
Kaldi koyunlarına bakıp bir çeşit meyve çiğnediklerini fark etti. Bir süre gözlerini sonsuz ve masmavi gökyüzünde gezdirdikten sonra baristaya döndü ve ekledi:
Kaldi: Sen de kimsin?
Pınar: Ben senim.
Kaldi: Nasıl yani? Ben çobanım. Sen de çoban mısın?
Pınar: Hayır, ben çoban değilim ama. Sen de çoban değilsin.
Kaldi: Hayır mı diyorsun benimle? Görmüyor musun koyunlarımı? Çobanım ben. Sen çoban mısın?
Pınar: Hayır ben çoban değilim. Yani olmak istedim ama neyse. Konumuz bu değil.
Kaldi: Bak yabancı. Gitme vaktin geldi. Sen çoban değilsen. Ben de bensem. Sen kimsin?
Pınar arkasında tuttuğu bir fincan kahveyi Kaldi’ye uzatır ve Kaldi uzatılan fincana sorgulayıcı bakışlar attıktan sonra devam eder.
Kaldi: Bu da ne?
Pınar: Sen meraklı bir çobansın. Lütfen tadına bak.
Kaldi “meraklı bir çobansın” cümlesini duymasıyla birlikte parlayan gözleri eşliğinde koyu kahverengi ve odunsu dış yüzeye sahip fincanı kavradı ve kahvenin kokusunu içine çekti.
Bu sırada Kaldi’nin yaklaşık yirmi beş civarında koyunu hep bir ağızdan “meee”lemeye başladı. Kaldi telaşla bağırarak onları susturdu ve o sırada birkaç damla kahve yere döküldü. Kahveden yudumlamasıyla birlikte yerde dökülen damlalar büyüdükçe büyüdü ve bir girdap oluşturdu. İçerisine dalarak kaybolan Kaldi’nin arkasından bir de girdaba giren koyunlar yalnız kaldı. Neyse ki yedek çoban kurt başlarındaydı.
Çoban Kaldi ve Barista Pınar Etiyopya’da bir kahve çiftliğinde belirdi. Çoban Kaldi elinde kahve fincanı ve yüzünde şaşkınlıkla, kahve meyvelerini ayıklamakta olan onlarca çiftlik çalışanına göz gezdirdi. Gizleyemediği şaşkınlık ifadesinin üzerine Pınar ona gülümsedi ve elini onun sağ omzuna hafifçe koydu.
Kaldi: Yabancı. Neresi burası?
Pınar: Etiyopya.
Kaldi: Ve sen de çobansın.
Pınar sırıtarak ekledi:
Pınar: Hayır, ben çoban değilim.
Kaldi: Peki bu insanlar çoban mı?
Pınar: Hayır onlar da çoban değiller.
Kaldi: Peki ben çoban mıyım?
Pınar kahkaha atarak ekledi:
Pınar: Evet sen çobansın ama çok farklı bir çoban. Senden bir tane daha gelmez yani öyle düşün.
Kaldi: Neden benim özelliğim ne?
Pınar: Etrafındaki insanları görüyor musun? Bütün bu insanlar senin sayende bu meyvelerle ilgilenip onlara değer gösteriyorlar. Onların ayıkladıkları meyveler var ya. Onu sen buldun.
Kaldi: Ben mi sayemde mi? Kafamı karıştırıyorsun yabancı. Ben çobanım. Çiftçi değilim ki.
Pınar: E-eh. Şimdilik değilsin. Etrafına bakar mısın? Buralar sana tanıdık geldi mi?
Kaldi: Buralar, buralar seninle karşılaştığımız yere çok benziyor. Hatta aynı yer!
Kaldi: Nasıl şimdilik? Sen mi çiftçisin yoksa. Burası senin mi? Koyunların nerede?
Pınar: Ne kadar meraklı biri olduğunu sorularından bile oluyor. Zaten bu kadar meraklı olmayan biri kahveyi bulamazdı herhalde. Bir yudum daha alsana.
Kaldi: Al o!
Pınar: Al al!
Kaldi elindeki fincandan bir yudum daha kahve aldı ve yine olduğu yerde oluşan kahve girdabına dalmaya başladı. Bu sırada Pınar’ın elini tutup onu da içeri çekti. Kaldi ve Pınar bir kahve kavurma tesisinde belirdiler.
Kaldi elindeki fincanı kavranır kavranmaz uzaklaşmasına sarılmış ve sıkıca tutmuştu. Pınar Kaldi’nin fincanı tuttuğunu gördükten sonra hafifçe gülümsedi. Kavurma tesisinde onlarca kavurma makinesi ve yüzlerce çuval kahve çekirdeği görülüyordu. Kaldi elindeki fincanı hiç bırakmadan çuvallara doğru ilerlerken Pınar onu izliyordu.
Bir çuvala yaklaştı ve hafifçe eğilerek kokusunu içine çekti. Doğrulduktan sonra Pınar’a doğru hızla adımladı.
Kaldi: Yabancı. Bu çuvallarda ne var? Ot gibi kokuyor çuvallar. Ama bi-bir saniye.
Kaldi daha uzaktan aldığı bu kokuyu hafife hissettikten sonra tekrar tekrar koklayarak yerini tespit etmeye çalışıyordu. Bu sırada kavurma makinelerinin yanından geçmekteydi. Geçerken makinelerin şeffaf penceresinden bölümlere bakıyor ve ilerledikçe içlerinde gördüğü kahve çekirdeklerinin renklerinin yeşilden kahverengiye doğru koyulaşarak geçtiğini fark ediyordu. Son makineye geldiğinde kavrumunun son aşamasına gelmiş ve döndürülüp karıştırılan dinlendirilmeye olan çekirdekleri gördü. Burada kokuya aramayı bırakarak koyu kahverengi çekirdeklere doğru eğildi ve kokusunu içine çekti. Hafifçe doğrulup gözlerini kısarak Pınar’a bakmaya başladı. Pınar’ı göremeyince bir süre
“Yabancı!” diye haykırdı. Cevap alamayınca kendi kendine söylenmeye başladı.
Kaldi: En azından ismini söyleseydin yabancı. (Bağırarak.)
Kaldi: Bu koku içtiğim şeye çok benziyor. Neredin! (Bağırarak.)
Kaldi elindeki fincana bakınır ve çok az kahve kaldığını fark eder. Yüzü asıldı ve derin bir nefes aldıktan sonra kahveden son yudumunu aldı. Birden etrafındaki her şey hareket ederek yavaş yavaş yok olduğunu fark etti. Yok olmaya karşı yapacağını bilemeyen Kaldi can havliyle makineden birkaç avuç kahve alıp fincana koydu ve fincanı sımsıkı tutarak gözlerini kapattı. Bir süre daha karmaşık sesler ve görüntülerin içinde kaldıktan sonra korkutan kasvet kesilmişti. Her şey normalleşti ve Kaldi bir kahve dükkânında belirdi. Hâlâ vücudu kas katı ve gözleri kapalı duruyordu. Barista Pınar, üzerinde barista önlüğüyle Kaldi’ye doğru arkasından adımladı ve elini Kaldi’nin sağ omzuna koyup konuşmaya başladı:
Pınar: Kahvenin mucidi Kaldi.
Kaldi irkilir ve gözlerini açmadan devam eder.
Kaldi: Yabancı, sen misin?
Pınar: Evet Kaldi. Benim. Yabancı. Her şey geçti.
Kaldi: Hayır! Geçmedi.
Pınar: Geçmeyen ne Kaldi? Yolculuğun son durağındasın.
Kaldi: Hâlâ cevabını alamadığım birkaç soru var.
Kaldi gözlerini soru ve cevaplara göre hareket ettiriyordur.
Pınar: Mesela? Neler onlar?
Kaldi: Sen çoban mısın?
Pınar kahkasına engel olamaz ve ekler:
Pınar: Ben çoban değilim.
Kaldi: Peki ben çoban mıyım?
Pınar: Eveeet. Ama sadece bir çoban değil. Bir kâşif, bir mucitsin sen.
Kaldi: Neden, neyi buldum?
Pınar: Beni buldun.
Kaldi: Sen beni buldun. Koyunlarımı otlarken belirdin birden.
Pınar: Koyunların bir meyve yiyordu fark ettin mi?
Kaldi gözlerini açar ve büyümüş göz bebekleriyle Pınar’a döner.
Kaldi: Eeee?
Pınar: İşte o meyveler benim. Yani dolaylı olarak.
Kaldi: Nasıl yani yabancı?
Pınar: O meyveler…
Pınar elini Kaldi’nin elindeki kahve fincanına uzatır ve bir miktar çekirdek aldıktan sonra Kaldi’ye avucunu açarak gösterir.
Pınar: İşte bu meyveler.
Pınar: Sen kahveyi buldun Kaldi. Yani beni de buldun. Çünkü ben bir baristayım. Elinde tuttuğun; ve bizi zamandan zamana, diyardan diyara gezdiren, kahve meyvelerini içecek haline getiriyorum. İlk gördüğün çiftliktekiler topluyor, ikinci gördüğün yerde kavruluyor ve ben de onları bir fincan özete dönüştürüyorum.
Kaldi: Yürü be! Kim inanır buna. Zaman yolculuk mu yapmışım ben şimdi? Beni mi buldun mu acaba dağa de-
Pınar: Hayır hayır, tabii ki zamanda yolculuk yapmadın ama… insanların zaman kadar durduramadığı bir şeyi buldun. Kahve meyvesini. Tabii ki sen buradan bırakmak olmaz. Burada tutmak çok doğru olmaz. O yüzden şu elindeki çekirdekleri bana verir misin? Seni bir yolculuğa çıkaracağım.
Kaldi kafası salladı ve fincanı Pınar’a uzattı. Pınar Kaldi’nin elinden tutarak onu barın önünde kahve getirdiği ve barın içine geçtikten sonra V60 Dripper ekipmanını hazırladı. Kahve çekirdeklerini öğütücü yardımıyla uygun ölçüde öğüttü ve kokusunu içine çekip Kaldi’ye uzattı. O da derin bir nefes alarak kahvenin kokusunu içine çekti ve Pınar kahveyi ekipmanının demleme bölümüne döktü. Devamında önceden ısıtıp uygun sıcaklıkta düşmesini beklediği suyu kahvenin üstüne dairesel hareketler yaparak döktü. Toplamda 2–3 dakika içerisinde ekipman alt tarafındaki sürahiye tüm kahve damlaları akarak tamamladı. Demlenmesi biten kahveyi temiz havada sürahiye çevirerek havalandırdı, sonra kahveyi küçük fincana koydu. Taze ve V60 yöntemiyle hazırlanan kahveyi fincanıyla Kaldi’ye uzattı ve ekledi:
Pınar: Ben Barista Pınar. Senin Etiyopya kökenli tek yeri V60 yöntemiyle demlenmiş taze içmeye hazır bir filtre kahve demledim. Söylediklerimin birçoğuna yabancı olsan da sen olmasaydın hepimiz kahveye “yabancı” kalacaktık. İyi ki varsın. Sana çok teşekkür ediyorum. Kaldi dolar gözleri eşliğinde Kaldi: Sağ ol Barista Pınar. Ellerine sağlık.
Kaldi kahvesinden uzun bir yudum aldı ve kahve girdabı olduğu yerde belirdi. İçine daldıkça dalan Kaldi, kaybolmak üzereyken Pınar’a bağırarak ekledi:
Kaldi: Peki sen çoban mısın Pınar?
Pınar kahkahalar attı ve Kaldi kayboldu. Kaldi otlattığı koyunlarının yanında belirdi. Elindeki kahve fincanı kaybolmuştur. Etrafına bakıp masmavi gökyüzüne dalan ve dikkatini koyunlarına veren Kaldi, şaşkınlık içinde koyunları ve yedek çoban, kurt çıtlatan gibi dans edip oradan oraya koşuşturmaktadır. Kaldi büyüyen gözleri eşliğinde onları izlerken kendi kendine mırıldanır:
Kaldi: Ne yedi bunlar?
Ve kahve bulundu.
Bir rivayete göre.



