2026
No 12

Cehalet

Bir sokakta, gri binaların gölgesinde, tozlanmış bir kaldırım taşında, bir çocuk oturuyordu. Saçları dağınık, gözleri endişeli. Belli ki kaybolmuştu. İnsanlar yanından geçiyor ama kimse fark etmiyor gibiydi. Çocuk, titrek bir sesle sordu:
“Annemi gördünüz mü? Babamı gördünüz mü?”

Hiçbir cevap gelmedi. Bir an durdu, çevresine baktı. Gözleri, sokak lambasının altındaki eski bir kahvehaneye takıldı. Camlar buğulu, içeriden gelen hafif gürültü ve çay kaşığı sesleri bir şekilde ona çekiyordu. Kalktı, ağır adımlarla kapıya yöneldi. İçeri girer girmez burun deliklerini kahve kokusu doldurdu. Köşedeki boş masaya oturdu. Kimse gazeteye gömülmüş, kimse sessizce oyun oynayan insanların arasındaki bu çocuk yalnızca bir yabancıydı. O sırada yan masadan bir ses duyuldu:

“Biliyor musun, cahillik var ya, insana en büyük acıyı getirir. Ama işin tuhafı, kimse cehaletin acısını hissetmiyor.”

Çocuk başını kaldırdı. Konuşan yaşlı bir adamdı. Derin bir nefes aldı ve gülümsedi:
“Sen kayboldun mu?” dedi çocuk. Yaşlı adam şaşkın ama duraksamadan cevap verdi:
“Hepimiz kaybolduk. Ama önemli olan, neden kaybolduğumuzu bilmektir.”

Böylece kahvenin havası bir anda değişti. Çocuğun gözlerinde bir merak ışığı belirdi. Yaşlı adam ise, cehalet üzerine uzun ve karmaşık bir anlatıya başlamıştı. Anlatırken kendi iç sorgulamasını da yapıyordu. Güneşten korkan insanlar, cadı avları, modern dünyanın ironilerini dile getiriyordu. Çocuk dinliyor, ama bazen anlamakta zorlanıyordu. Çünkü cehalet üzerine konuşmak, tıpkı cehaletin kendisi gibi, karmaşıktı.

CEHALET! CEHALET! HER YERDE! İnsanlar neden hâlâ cehalet içinde? Bu soruyu sormaktan yorulmadım, ama cevap hâlâ aynı: çünkü bilmemek bazen daha kolay. Tarih boyunca insanlar bilmemeyi seçti; çünkü bilmek, sorumluluk getirir. Galileo demişti ki… Hayır, kimdi o? Güneşe mi bakmıştı? Güneş değil miydi mesele? Neden herkes Güneş’ten korkar ki? CEHALET!

Bir şeyleri bilmemek ya da daha doğrusu bilmek istememek, ne kadar da garip bir şey. İşte buradayız, bilgi çağında; elimizin altında her şey var ama biz hâlâ yanlış bilgiye tapıyoruz. Örneğin, aşı meselesi. “AŞILAR KÖTÜ DİYORLAR!” Kim diyor? Facebook mu dedi? Ah o mavi ekran, her şeyi çözmüş sanılıyor. Sanırım bilgiyle cehalet arasında ince bir çizgi var ve biz hep o çizgiyi kaybediyoruz.

“Tarih boyunca…” Tarih ne kadar garip bir kelime değil mi? T-A-R-İ-H. Söyledikçe kulağımda bir yankı oluyor. Neyse, cehalet dedik değil mi?

Bir şeyleri bilmemek ya da daha doğrusu bilmek istememek… Bilgi çağında yaşıyoruz ama hâlâ yanlış bilgiye tapıyoruz. Aşılar, sosyal medya, mavi ekranlar… Her şey gerçek sanılıyor. Sanırım bilgiyle cehalet arasında ince bir çizgi var ve biz hep o çizgiyi kaybediyoruz.

Orta Çağ’da insanlar ne yaptı? Cadılar yakıldı. Çünkü cehalet onlara cadıların yağmur yağdırdığını söyledi. Ama aslında belki de o kadar da basit değildi… Belki yağmuru seviyorlardı. Belki de bir şarkı söylüyorlardı. İnsanların kulakları mı yoktu? Sağır değil miyiz aslında hepimiz?

Sonra modern çağ geldi, her şey değişti… DEĞİŞMEDİ! Bir bakıma hâlâ aynıyız. COVID-19 dediler, “Maske tak!” dediler. Kim dinledi? Kimse dinlemedi. Çünkü cehalet bir rahatlık battaniyesi gibidir; sizi sarar ama boğar. Neyse ki Galileo geri döndü. Ya da var mıydı? Bilmiyorum, bir ara okumuştum. Modern dünyada cehalet daha mı kötü? Belki de değil. Ama daha karmaşık.

Twitter’da gördüğümüz her şeyi doğru sanıyoruz. Ben de sanıyorum bazen. (Hayır, sanmıyorum, sadece şaka yapıyorum!) Ama ciddiyim. Sosyal medya her şeyi çözdüğünü zanneder. Bir yalan bin kere söylenince gerçek olur mu? Bu sorunun cevabını bulamayanlar var. “Hayır,” çünkü gerçek hâlâ orada. Küresel ısınma, buzullar eriyor. Ama birileri “Hayır, erimiyor,” diyor. Sonra kim haklı? Kim yanlış? Buzullar ağlıyor mu? Eğer eriyorlarsa, belki de bizden kaçmaya çalışıyorlardır. HİÇ BU AÇIDAN DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?

Cehaletten kurtulmak için ne yapmalı? Bilgi! Ama bilgi nerede? Kitaplarda mı? İnternette mi? Yoksa insanların kalbinde mi? Kimse bu sorunun cevabını vermiyor. Eğitim diyorlar. Ama eğitim kim veriyor? Eğitimi veren insanlar da cehalet içindeyse ne olacak? O zaman kim eğitiyor?

Medya okuryazarlığı… Ne saçma bir kelime! Medya mı bizi okuryazar yapacak? Yoksa medya mı bizi cehaletin içine sürüklüyor? Bilmiyorum. Tek bildiğim şey, cehaletle savaşmak için daha fazla çaba gerekiyor. Daha fazla mı? Belki de daha az.

Biliyor musun, cahillik var ya, insana en büyük acıyı getirir. Ama işin tuhafı, kimse cehaletin acısını hissetmiyor.

Yazı, Çizim: Evgheni Batu
Grafik: Umut Keleş
Fotoğraf: C. Esad Dolmacı

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.