‘Camdan krallığımın tek varisi olduğum yaşlarda evren, küreme yansıdığı kadardı. Küçük saltanatımın üç üyesi; ben, kalemim ve şarkılar… Dahası yalnızca zihnimi akıttığım sayfalar… Yağmurlar bize yağmaz, üstümüzden akardı. Sel bastırsa fanusumda sandal sefası yapacağım çocukluk hezeyanım…’
Güneşin sırtından inmediğim yılları ölümsüzleştirmek için yazıyorum bu satırları. Alkış sesleri, katıla katıla gülmeler ve krema tadı eşlik ediyor geceme. Biraz önce reşit olan bir kızın yaş günü şarabı mısralarıma damlamış. Alelade bir sahil kasabasının, babaannemden miras kalan uyduruk tatil sitesinde hafta sonu kaçamağındayım. Omuzlarımda deniz havlumla karşılıyorum 37. yaş günümü. Kendime ev olabildiğim yıllarım hoş geldi!
18. yan masanın coşkusuyla aynı dilden konuşabilmek için fazla sönmüş bir balonum. Oysa onlar nefes dolu, kendi küçük partilerini yeterince renklendiren tablonun son dokunuşları… Pandispanyanın kenarında 1 ve 8 yatıyor. Genç kızın en büyük hayalleri için söndüler biraz önce. Sahi ben ne dileyecektim?
Yaş günü kızının anı videolarına konuk oluyorum. Yıllar sonra kolilerin arasında karşılaşacağı tozlu kasette; oldukça cazibeli bir kutlama masasının köşesinde belki de saç çizgimin garipliğinden tanıyacak beni. Ya da ben, şu an kendisine de yer verdiğim kitabımın ilk baskısını evine kargolayacağım.
Aynalarda kim olduğumu ayırt edemediğim vakitler… Önümde pasta, heyecanla gözlerimi kapadığım onlarca an hafızamda. Birinde çocukluk aşkımı dilemişim masumca.
‘There’s nothing better than singin’ along
This is our summer’
Şarkılarına sesim kısılana kadar eşlik etmişim. Ne yüceydi ulaşılmaza bel bağlamalarımız, merkezimize almalarımız, hayalleri hayat sanmalarımız.
Düş banyosu yaptığım yaşlarımdan biri oturuyor karşımda. Alaycı gözler seziyorum. Özensiz kutlamamın hayal kırıklığında… Oysa ben özümle hoş bir anı paylaştığım vakitteyim. Pastasını yediğim kızla aynı şefkatle izliyorum uyuyan güzeli. ‘Büyüsünden ayılıp katılamadığın onlarca balonun melodileri zihninde ninniler estirdiğinde uyanacaksın küçüğüm. ‘Yaşamak’ ninninin sözlerine kulak verdiğinde haz verecek.’
Quasimado’nun aşkına karşılık bulamayacağını anladığı bir evre vardır romanda. Ruhu, Esmeralda’nın olmadığı bir sonsuzluktayken inatla bedenlerini harmanladığı mutsuz bir son yazılmıştır kaderine. Kamburu boyuna erişmiş, sağır bir kilise zangoçunun; zarif bedeniyle Paris sokaklarında özgürce salınan egzotik bir çingene kızı ile (özellikle ikisinin de güzelliği ve çirkinliği şehre nam salmışken) birlikte olması oldukça toz pembedir. Mahzenin gri duvarlarında ölümü beklerken uyanmıştır gerçeğe. Kendi hikayemde Quasimado olacağımı öğrenmeden mumları ‘sahnem’ için dilemiştim. Yazmaya kaldığım yerden devam ettim:
‘Ülkemi alacalı bildim hep. Lacivert, turuncu, pembe ve mavi. Kalemimi duvarlara sürterken ben de çizimlerimdeydim. Cinderella’nın kayıp ayakkabısını kendime giydirdim. Neverland’i Wendy ve Peter ile keşfettim. Uykumun geldiğini hissedene kadar Elfler ile Rivendell’deydim. Gece ve gündüz varmış, uzay kendini boyarmış. Rengi yokmuş memleketimin. Öğrendim. Elimdekileri bir kenara bırakıp göz kapaklarıma esir olmayı bekledim.’
Çocukluk arkadaşımın seslenmesiyle bakışlarımı kumsala çevirdim. Ay suya bulaşmış. Küçükken gece denizlerini çok severdik. Havluyu sandalyeme bırakıp yanına ilerledim. ‘Önünde onlarca sayfayla ne yapıyordun tek başına?’ Yumruk yaptığım sol elimin üzerine sağ avucumu kapatıp açarak kitap yazdığımı söylemek istedim. Tek kaşı havalanırken yüzünde hayret eden bir ifade vardı. ‘Bestelerinden vaz mı geçtin?’ Başımı iki yana salladım. O da benim Esmeralda’mdı. Terk etmek beni kendimden sökmekti.
Su dizlerimin altına indiğinde bedenimin buz kestiğini hissettim. Parmak aralarımda dolaşan çakıllardan gıdıklanıyor, biraz önce kalktığım masamda geceme tek başıma devam etmek için can atıyordum. Arkadaşımın yan siteye adımlamalarını izlerken rastgele bir deniz kabuğunu avucuma aldım. Yeni yaşım için kendime kolye hediye edecektim.
En sevdiğim parçayı son kez olduğunu bilmeden söylerken çok taze yaşlardaydım. Hissine henüz varamadıklarım boğazımı yakarken yaşadığımı sanırdım. Kalemimin kapağını yeniden açtım:
‘Soykırıma uyanacağımı bilseydim, biraz önce son rüyamı görmüş olmayı dilerdim. Evimde yalnızca ben kalmışım, kalemlerim yok. Duvar çatlaklarından yağmur damlıyor saçlarıma. Üşüme ile tanıştığıma hiç memnun olmadım.’
Gölgesi boyunun yarısı kadar bir kız çocuğu olarak uzanıyorum yarınlara. Benliğimi dilimleyen kazadan sonra yeniden tamamlandığım ilk yaşımdayım. Nereye bıraktığımı bulmuş ve ihtiyaç duymuş olmalıyım ki attığım yerden tekrar giydim üzerime. Şimdi kimse bana inanmazken bilhassa kendime sanatçıyım.
‘Mevsimler sonra bile; küçük saltanatımın üç üyesi, ben, kalemim ve şarkılar… Dahası yalnızca zihnimi akıttığım sayfalar… Dilimin varmadığı noktalara değip dokunduğum, özümle geçirdiğim hatıralar. Bir de sahnem var. Sesimle değil, sözümle inleyen. Beni dinlemeniz için işitmeniz gerekmez.
Kırılmış camdan duvarlarımın kesikleri tenimde. Kendimden eksilmeden soyunuyorum evimden. Beni benden ben bile alamamışım. Dışarısı soğuk, battaniyem gerçeklerim. Şimdi kalemim daha minimal oynuyor sayfalarda. Acılarım, sınırlarım. Bir gün uyanamayacak olmanın telaşındayım. Esmeralda beni seçsin diye, hayallerimin arkasındayım. Bestelerimi dinleyeceğiniz kişide beni bulmanızı diledim. Zira sahneden inmedim.’
Her sene daha çok kendimdeyim. Bu sene sevişiyorum da ruhumla. Var oluşumun memnuniyetinde şımarıyorum. Gecemin küçük eşlikçileriyle bu noktada ayrışıyoruz. Benimki fazlasıyla gerçek bir kutlama. Hakikatin davetine kulak verin diye:
‘Dudaklarıma dikiş atılmış. Çığlıklarım kendime…
Göz bebeklerimden sesleniyorum düşlerime:
Bir yaz akşamı acıtmazsanız daha çok acır içim.
Yakamoz keyfinde çıldırırcasına iğnelerken kışı
Simyamın tozu çamura bulandı
Meltem sizin, fırtınalar bizim
Jakuzinin sıcaklığındaydı deva
Oysa denizler de üşür
Gözyaşlarınız gülüşünüzden akıyor. Dudaklarınızda tuz birikmiş.
Bir gece uykunuzdan öptüm.
Kundakladıysa güneş sahilleri
Yağmurlar siner tenime
Etim ferah,
Küllerim ferah!
Size konuk, Serilip bulutlara takla atmak göklerde
Sinemin rutubetini akıtmak
Tasdikler mi kökleriniz adventiflerimi?
‘Gerçekle bağdaşmayan bazı şeylerin kabul edilmesi gerekir.’ (Martın Eden/ Jack London) O vakit sizi reddi miras ilan ediyorum.
Fikrimi terbiye ediyor geçmişim
Şeritlerde direnişlerim
Selamlar pamuk şekerli gülüşlerim!
Viraja sığmaz köklerim, kendime çekilirim
Tasvirlerim kendime
Simsalabim, sahneler sizin!’

