2026
No 12

Röportaj: Ali Lidar

Ali Lidar Kimdir? Ali Lidar neden şiir yazar?

  Yaklaşık 30 yıldır Eskişehir Anadolu Lisesi’nde felsefe öğretmeniyim. Dil müzesi kurucusuyum. 14 tane kitabım var. Çeşitli türlerde yazıyorum: öykü, deneme, şiir, edebiyat incelemesi. 4-5 tane şiir kitabım var. 

Şiir yazmaya nasıl başladınız? Sizi şiir yazmaya ne yönlendirdi?

   İlkokul zamanlarında şiir yazardım. Sondaki kelimeleri birbirine yaklaştırmaya çalışırdım, bunun adının kafiye olduğunu sonradan öğrendim. Kendi kendime bir şeyler yazıyordum. 40 yıldır şiir yazıyorum. Şiirlerimi insanlarla paylaşmaya başlayalı da 15 sene olmuştur. 2009 yılında bir blog açmıştım. İlkin bloğumda bazı denemeler ve şiirler yazıyordum. Biraz daha ciddiye alarak adına şiir diyebileceğim yazıları o zamandan beri yazıyorum. Şiir yazmaya neyin sevk ettiğini soruyorsanız, derdini anlatmanın yolu oluyor. İnsan tabii ki anlatmak istiyor, fakat anlatmanın da şöyle bir dezavantajı var, dinlemeniz de gerekiyor. Ben anlatmayı seviyorum fakat dinlemeyi sevmiyorum. Öğretmenlikten de kaynaklı olabilir tabii. Şiir şöyle bir konfor sağlıyor size, siz derdinizi anlatıyorsunuz ancak, karşılığında insanların derdini dinlemek zorunda kalmıyorsunuz. Yani laf sizden çıkıyor ve bunu daha konsantre bir şekilde yapıyorsunuz. Yani bir öyküde ya da romanda sayfalar boyunca anlatamayacağınız şeyi bir iki cümleyle halledebiliyorsunuz, gerisi o doluluk, psikolojik durum gibi koşullarla ilgili. 

 Kendinizi herhangi bir akıma ait hissediyor musunuz? 

   Hayır, sanıyorum bu akımlar çağı geçti. Bütün dünyada böyle bu, biraz da yüzüncü yıl şiirini şiir tarihi açısından öyle takip etmek mümkün. Dönemler, akımlar, modalar, Beş Hececiler, Garip, İkinci Yeniciler vs. ama 2000 yılından sonra kalmadı galiba pek. Belki bu daha sonra yapılır. 2. Yeniciler de kendine biz ikinci yenileriz demiyorlardır başlangıçta. Daha sonra bazı klikler oluştu. Çeteler diyebilirim. Yani yakınlık durumuna göre insanlar bir kişinin etrafında ya da bir derginin etrafında kümelenip kolektif işler yapmaya başladılar. Onlara da bir isim verdiler mi bilmiyorum. Ama ben yalnız bir adamım. Kendi kendime yazıyorum. Bir grupla, bir klikle bağım yok. Sadece Murat Menteş’in kurduğu Afili Filintalar diye bir oluşum vardı. İnternette 3-4 yıl yazılar yayınladı. Emrah Serbes, Hakan Günday, Murat Uyurkulak gibi isimler vardı. Bu oluşumda ben de bir süre yazdım fakat oradan da böyle bir grup çıkmadı zaten, dağıldı gitti. Herkes kendi işini yapıyor. Ait hissettiğim ve içinde bulduğum, dahil olduğum bir yapı, grup, akım vs. yok.

Şiir dışında hangi yazarları, ne tür kitapları tavsiye ediyorsunuz?

   En çok roman okumayı seviyorum. Hangi yazarları okuduğumu anlatmak için 3 tane kitap yazdım: Kişisel Edebiyat Atlası, Hayata Rağmen Edebiyat ve Edebiyatın Tesirli Parçaları. Bu üç kitapta altmış yazar üzerine çalıştım. Şimdi bu altmış yazarın tamamı da bila istisna, yani istisnasız çok sevdiğim yazarlar. Şimdi altmışını sıralamayayım ama biraz özelleştirecek olursak, mesela Türk Edebiyatı üzerine, sanıyorum Halit Ziya ile başlayabiliriz. Halit Ziya Uşaklıgil ile orijinal diyebileceğim Türk roman hikayesi de başlıyor. Ondan öncesi bir arayış yani Fransız tesiri, batılılaşma çabasının müspet ya da menfi sonuçları, ekseriyetle batılılaşmaya çalışan ama beceremeyen ya da züppeleşen karakterlerin hikayesi… Araba Sevdası ve Şair Evlenmesi gibi işlerdi ama Ziya Uşaklıgil’le birlikte bence evrensel anlamda karşılığı olan roman yazıldı. Bu yüzden onu çok önemsiyorum. Yani Ziya Bey’i okudum. Öğrencilerime de tavsiye ederim. Sonra tabii Tanpınar. Ahmet Hamdi Tanpınar Türk romanını bir halden başka bir hale evirdi. Sonra Oğuz Atay. Bir de Orhan Pamuk. Bu dördü üzerinden Türk romanının 100 yıllığının hikayesini okuyabilirsiniz. Beni de çok etkilemişlerdir bu romanlar. Edebiyatla ilgili olan herkesin okuması gerekiyor diye düşünüyorum.

Modern Türk Edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Günümüz Edebiyatı’ndaki size etkileyen yazarlardan kimler?

   Yani maşallah bereketli günümüz. Türk Edebiyatında çok iyi yazarlar var. Gençler var, abilerimiz var. Birkaçını sayacak olursam İhsan Oktay Anar’ı bir sayayım tabii. Barış Bıçakçı, geçen hafta okudum son romanını yine iyiydi, bayağı iyiydi. Murat Gülsoy’u analım. Önemli bir hoca ve çok kuvvetli bir yazar. Bu üçünün yaptığı her işi takip ediyorum. 

Modern çağda şiiri nasıl yorumluyorsunuz ve şiir türünün geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

  Şiirin tarihi yazıdan daha eski. İnsanlar uzun süre söylüyorlardı. Çok sonra yazmaya başladılar. Hani yazı dediğiniz hikaye biraz geç bir hikaye, M.Ö. 3000. İnsanlar on binlerce yıldır anlatıyorlar. Ayrıca örneklere baktığımızda büyük epopeler, mitoslar, destanlar, bunlar şiirdi. Homeros aynı zamanda büyük bir şairdir. Dolayısıyla Gılgamış destanı nesirden önce vardır. İnsanlar tarihin hiçbir döneminde şiiri bırakmadı. Şartlar ve dönem değişince mutlaka özgül ağırlık da değişiyor. Anadolu şiirini düşünün. Belli bir halk şiiri damarı vardır, mesela çok köklüdür. Dede Korkut’a  kadar götürürsünüz. Yine bu topraklarda başka bir damar ortaya çıktı, divan şiiri mesela. Sonra Cumhuriyet’te ve modernizmde başka damarlar ortaya çıktı. Boyut, şekil, formasyon değişir, değişiyor. Ama değişmeyen tek şey, şiir. Şiir bir şekilde var olmaya devam ediyor. Bundan sonra da mutlaka edecektir. Ama dediğim gibi, çağın dayattığı birtakım durumlar bundan olabilir. Bunlar müspet ya da menfi olabilir, onu bilemem. Bunlardan da öyle veya böyle etkilenilir. Ama bir şekilde şiir varlığını sürdürür çünkü rüştünü çoktan ispat etmiştir. O yüzden şiirin geleceğiyle ilgili bir kaygım yok.

Günümüzde şiirle ilgilenen gençlere ne gibi tavsiyelerle bulunursunuz?

   Okumaları iyi olur. Çünkü yazdığınız dili bilmeniz lazım. O dili bilmek için temel metinleri bilmek lazım. Okumadan yazmak çok sakil duruyor, bolca okumak lazım. Kendinizi bir tür ve dönemle kısıtlamayın. Divan şiirini bilmeniz çok katkı sağlar. Daha kuvvetli metaforlar inşa edersiniz. Az lafla çok şey anlatmayı çok iyi öğrenirsiniz. Halk şiirini de modern şiiri de okumak gerekir.  Bunun dışında kendi çıkarımım eleştiriye çok kulak asmamak lazım. Çünkü herkes bir şey söylüyor. Ama bilhassa söz konusu olan şiirse bunun zaten ne bir mühendisliği var ne standardı var. Şiir, okuduğunuzda hoşunuza gidebilir ya da gitmeyebilir. Teknikten ziyade süslemeyle daha çok ilgili olduğu için bir şey yazıyorsanız, içinize de sindiyse tamam, olmuştur. Eleştirilere ben çok fazla kulak asmıyorum. Bunun bir zararını da görmedim. Şans faktörünü de unutmamak lazım. O yüzden bolca okuyup içinize sinen işler yapabiliyorsanız tamamdır, gerisine de zaten zaman karar verir.

Farklı tarzda şiirler yazıyorsunuz, özellikle Tesirsiz Parçalar adlı kitabınızda sadece nesir şiirlere yer verdiğinizi görmekteyiz. Tesirsiz Parçalar hakkında bilgi verebilir misiniz?

  Parçalar serisi bir üçleme oldu. İlk tesirsiz parçaları yaklaşık 20 yıl önce yazmaya başladığımda yazıyor ve bırakıyordum. Ne öykü ne de şiirdi, ben de onlara parça dedim. Tesirsiz oldukları da ortadaydı, ben de Tesirsiz Parçalar ismini verdim. Kitap işleri çok sonra gelişti. Öyle bir hayalim yoktu, tesadüfler silsilesi gelişti ve kitap haline geldi. Ara ara böyle parçalar yazıyorum. Bundan sonra da yazmaya devam edersem belki bir dördüncü kitap da gelir. 

Peki kendi şiirleriniz arasında sizin için daha özel olan, daha fazla sevdiğiniz bir şiiriniz var mı?

    Var. Ben bir tane şiirimi ben çok seviyorum ama siz onu bilmiyorsunuzdur büyük ihtimalle. Olmamış Kahraman Emeklisi kitabımdaydı. “İsmail‘İn Kendi Kendine Delirmişliğine Dair Hikayat” şiiri. Uzunca bir şiir, yaklaşık 10 sayfa kadar. Öykü olarak başlamıştı ama sonra bambaşka bir şeye dönüştü. İçime sindi ve bu oldu dediğim bir şiirim. 

İlkokul zamanlarında şiir yazardım. Sondaki kelimeleri birbirine yaklaştırmaya çalışırdım, bunun adının kafiye olduğunu sonradan öğrendim. Kendi kendime bir şeyler yazıyordum. 40 yıldır şiir yazıyorum. Şiirlerimi insanlarla paylaşmaya başlayalı da 15 sene olmuştur.

Yazı: Aysema Yılmaz
Grafik: Aleyna Gürbüz
Çizim: Harun Çağatay

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.