2026
No 10

Mum

Zayıf bir mum ışığı, şimdi ne kadar vasıfsız gelir gözümüze. Hiçbir yeri yeterince aydınlatmaz, bizlerse aydınlığa alışkınız. Oysaki önceden o zayıf mum ışığında insanlar mektuplar yazar, anlaşmalar yapar, yollarını bulur bazen de kaybolurlardı. Cılızlığının altındaki küçücük ışığıyla çok görev yüklemiştik ona. Zavallı mum sonsuza kadar yanmayacağını elbet bilirdi. Sonunda eriyip biteceğini bile bile belki de fazla uzun süre yakmıştık. Karanlığı sevmediğimiz içindi bu, tahammül edemezdik. 

Oysa bazen faydalıydı karanlık. Ben çocukken en sevdiğim şey elektriklerin kesilmesiydi. Her çocuk gibi karanlıktan korkardım ama bu olay benim için çok önemliydi. Çünkü her şey bir anda kesilirdi Herkes sayılı olan mumlarını yakar onun altına toplanırdı, karanlığa bakmamak için. En güzel sohbetler o zaman edilirdi, en çok o zaman gülerdik. Anneannemin annesi yaşardı o zamanlar, ben ona koca anneanne derdim çocuk dilimle. Bana çok komik fıkralar anlatır, aklımın almadığı bilmeceler sorardı. Oysaki çok özledim o bilmeceleri ama artık tekrar duymam imkansız değil mi? Biten mumlar gibi onlar da tükendiler… 

Zaman da insan da hayatın kendisi de bu mum gibi işte. Cılız ışığımızla yanarız, yandıkça eririz; ne kadar çok yanarsak o kadar çabuk biteceğimizi bilsek de yanmaya devam ederiz ve sonunda tükeniriz. Türlü türlü görevler bağlanmıştır cılız ışığımıza, başka mumlar da olmasına rağmen sadece bize özgü sanırız bu yanma görevini. Kimse bizim kadar güzel yanamaz sanırız bu görev için. Yine de içten içe birinin üfleyerek minicik alevimizi söndürmesini isteriz. Biraz soğumak, dinlenmek tekrar sertleşmek iyi gelecektir, zamana karşı mücadele etmeden başka bir ışığın altında, bir ışığa sebep olmak zorunda olmadan durmak. Ancak zihnimizin içindeki karanlık zifiridir. Öyle zifiridir ki kendimizden başka kimsenin aydınlatacağına güvenmeyiz de yeniden yanarız, daha uzun yanarız ve bir gün tükeniriz. 

Bir mum gibi bir gün tükeneceğimizi biliriz, ancak bunu unutur ve yanmaya, kendimizi yakmaya devam ederiz.Tükenmek, ansızın tükenmek ve bitmek sonuna kadar. Bazen birinin bilmecesine hasret kalmak, bazen kendi cılız ışığımıza, bazen de soğumaya. Tükendikçe yoruluruz, yumuşarız ve daha hızlı bitmek isteriz, sona yaklaşmış bir mum gibi. Eriyip ardımızda bıraktığımız sıvı sertleşip tekrar mum olsa da artık ne fitili ne de eski sertliği olmayacaktır. Tükenmişlik insana bunu yapar. İşe yaramaz bir muma dönüştürür. İçine düşen içinden çıksa da asla eskisi gibi olamaz. Biteceğini bilmek ve sona gelmek düşüncesi bazen rahatlatır tabii ama yinede her mum, sonsuza kadar yanabilmek ister.

Mum için ağır olan bir gün tükenmek, yorulmak değildir. Yorgun bir mum da yanar. Mum için ağır olan bu yorgunluğun onun ışığını cılızlaştırmasıdır. Eğer biraz dinlenirse tekrar eskisi gibi yanabileceğini bilir ama dinlenmeye zaman olmadığından korkar. O yanmazsa ortaya çıkan karanlığın zararlı olduğuna inanır. Oysa zararlı olan onun cılız ışığıdır. Bu kadar çok yanmaktır zararlı olan, tükendiğini bile bile biraz soluklanmak yerine ben neden öyle yanmıyorum artık diye ağlamaktır. Kendini yakacak o fitili bitirmek, kaybetmektir.

Her mum tükenir elbet ama belki de öğrenmeliydik başka ışıklara da güvenmeyi, korkmamalıydık karanlıkta dinlenmekten. Biraz karanlığın sesini çözebilseydik, kafamız karışmazdı, belki de içinde bir yol aramaya çalışmazdık, dururduk sadece, biraz uyurduk. Böylece daha uzun yanardık, daha uzun kalırdık, yanıp tükenen tek mumu kendimiz sanmazdık. Böylece unutmazdık bazı bilmeceleri, bazı fıkralara gülerken kıymetini biraz daha bilirdik. Gerçekten gülebilmek için elektriğin kesilmek zorunda olmadığını bilseydik , ışıkları söndürür ya da gözlerimizi kapatır bilmeceleri çözmeye devam ederdik. Biraz yaklaşırdık, Sırayla yanardık, birlikte aydınlanır, tükeneceksek de yine birlikte tükenirdik. O zaman karanlığı yenebilirdik, eriyip tükenmeden önce.

Her mum tükenir elbet ama belki de öğrenmeliydik başka ışıklara da güvenmeyi, korkmamalıydık karanlıkta dinlenmekten. Biraz karanlığın sesini çözebilseydik, kafamız karışmazdı, belki de içinde bir yol aramaya çalışmazdık, dururduk sadece, biraz uyurduk. Böylece daha uzun yanardık, daha uzun kalırdık, yanıp tükenen tek mumu kendimiz sanmazdık. Böylece unutmazdık bazı bilmeceleri, bazı fıkralara gülerken kıymetini biraz daha bilirdik. Gerçekten gülebilmek için elektriğin kesilmek zorunda olmadığını bilseydik , ışıkları söndürür ya da gözlerimizi kapatır bilmeceleri çözmeye devam ederdik. Biraz yaklaşırdık, Sırayla yanardık, birlikte aydınlanır, tükeneceksek de yine birlikte tükenirdik. O zaman karanlığı yenebilirdik, eriyip tükenmeden önce.

Yazı: Havvanur Özgür
Grafik: Aleyna Gürbüz

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.