Duygular, var olduğumuz ilk andan itibaren bizimle beraberliğini sürdürmektedir. Her duygu zamanla evrimleşmiş ve evrimleşmeye de devam etmektedir. En temel ve eski duygulardan biri korkudur. Yaratılışımızın en başına dönersek hayatta kalma çabamızdan doğan bir duygu olduğunu görürüz. Bunun ardından üremeyi yani soyumuzu devam ettirmemizi sağlayan aşk ortaya çıkar. Zaman ilerledikçe gelişen şartlar ile duygular ve hisler çeşitlenmiştir. Hatta öyle çeşitlenmiştir ki her duygu içinde birden fazla duyguyu barındırmaya başlamıştır. İki rengin, üst üste geldiğinde farklı bir rengi var etmesi gibi iki duygu da birleşerek bazen yeni bir renk yaratmış bazense rengi koyultmuş ya da açıklaştırmıştır. Mutluluk hissederken hüznü hissetmek de acı çekerken haz almak da mümkündür ve normaldir. Ne de olsa her şey zıttı ile var olmaktadır. Bazı duygular her döneme damgasını vurmuş ve dönem değiştikçe farklı yorumlanıp anlamlandırılmıştır. Bu duygulara melankoli ve nostaljiyi örnek gösterebiliriz.
Melankolinin sözlük anlamına baktığımızda “kara sevda’’ ve “hüzün’’ olarak açıklansa da aslında çok daha derin bir duygudur. İkilik içerir ve zıtlıklar barındırır. Bazılarına göre estetik ve sanatsaldır, bazılarına göre patolojiktir ve deliliktir. Bazı toplumlarda bir yaşam tarzı olarak kabul görmüştür, bazı toplumlarda ise bir ruhsal durum ve kişilik tipi olarak da tanımlanmıştır. Hatta tanrıya başkaldırı olarak bile görülmüş, üstüne üstlük tutuklanan, kliniklere kapatılanlar da olmuştur. Yani kısaca melankoli her dönemde farklı bir şekilde anlamlandırılmış ve farklı sonuçlar doğurmuştur. Antik dönemlerde tıp, hastalıkları vücut sıvılarının dengesine göre belirlemiştir. O dönemlerdeki tıp anlayışına göre vücutta 4 adet sıvı, diğer adıyla ‘’öz su’’ mevcuttur. Bunlar; kan, sarı safra, balgam ve kara safradır. Bu sıvılar arasında bir dengesizlik olduğunda ise hastalıkların ortaya çıktığı düşünülmektedir. Melankoli ise kara safranın fazla olduğu kişilerde ortaya çıkan bir “hastalık’’ olarak tanımlanmıştır. Zaten kelimenin kökenine indiğimizde Yunancadan geldiğini ve kara safra demek olduğunu da görmekteyiz. İbn-i Sina bunu Ahlat-ı Erbaa olarak adlandırmıştır (El-Kanun fi’t-Tıb,1025). Bunun üstüne ekleyerek bu dört unsurun kişiye özel olduğunu ve bunun da mizacı ortaya çıkardığını söylemiştir. İlerleyen zamanlarda bu konu hakkında Freud 1917 yılında Yas ve Melankoli adlı bir makale yazmıştır. Freud’a göre melankoli sağlıklı da olabilir sağlıksız da. Sağlıksız olursa bu patolojik bir durumdur. Freud’un melankoli dediği ruhsal ızdırap bugün depresyon ve depresyon belirtisi olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda Yas ve Melankoli kitabında ekler: “Melankolide kişi kimi kaybettiğini bilir ama onda neyi kaybettiğini bilmez çünkü onda kaybettiği şey aslında kendisidir.’’ Düşündüğümüz zaman gerçekten de melankolide çoğu zaman somut veya soyut bir kayıp vardır. Hatta belki hiç sahip olmadığımız bir şeyi bile kaybetmiş olmanın ızdırabını çekebiliriz. Peki melankoli her zaman bir kayıp mı gerektirir? Eski zamanlarda birçok kişi bu duyguyu yas ve kayıp ile bağdaştırsa da bu duygunun hissedilmesi için bunlar şart değildir. Melankoli, kendini derin bir düşünme sürecinin içinde veya sonrasında hüzün olarak da gösterebilir, doğuştan kişide bulunan bir duygu da olabilir. Yani içten, özden de gelebilir. Melankoli eylemsizlik olarak da görülebildiği için tembelliğin bu duyguyu tetiklediği de düşünülmektedir. Bazıları bu duygu ile yaşamaktan mutlu iken bazıları pek de mutlu değildir çünkü bu duygunun tesiri ve sonuçları kişiden kişiye değişmektedir. Bazılarında delilik, depresyon ve saldırganlık ortaya çıkarırken bazılarında ise durgunluk ve yaratıcılığı tetikleyici güç olarak kendini göstermektedir. Melankoli duygusu birçok dala da yansımıştır. Bu duyguyu barındıran kitaplar yazılmış, şarkılar söylenmiş ve tablolar çizilmiştir. Melankoli yitip giden bir duygu olmak yerine yıllar geçtikçe anlamını pekiştiren ve değiştiren bir duygu olarak kendini göstermektedir.
Nostalji, sözlükte “gündedün’’ ya da “geçmişseverlik’’ olarak adlandırılır ve birçok kaynakta da “ev sızısı’’ anlamına gelir. Bu kelime bazen de savaş nedeniyle evinden uzak kalanların çektiği özlem/hasret olarak yorumlanmıştır. Çünkü uzun süre savaşan ve evlerinden uzakta kalan bireylerin “yuva’’ larına yönelik çektikleri ortak bir acı oluşmuştur. Bu nedenle de yurt, sıla anlamlarını sözlüklerde görmekteyiz. O zamanlarda bu duygu, bir hastalık olarak bile görülüp adlandırılmıştır. Zaman geçtikçe kelimeye yüklenen anlam da değişmiştir. Nostalji artık sadece bu anlamlarda kullanılmakla kalmamış içinde yeni hisler ve düşünceler barındırmaya başlamıştır. Kimileri bu duyguyu huzur ile birlikte tanımlarken kimileri hüzünle bağdaştırmıştır. Hatta bazıları hüzünlü bir huzur diye de tarif etmiştir. Her duyguda olduğu gibi burada da nostaljinin aslında deneyimle şekillendiğini ve öznel olup değişkenlik gösterdiğini görüyoruz. Nostalji köken ve kök salmakla da ilişkilidir. Bir geçmişi ve kökü olmayan kişinin bu duyguyu deneyimlemesi oldukça zordur. Bu duygunun geçmiş kavramı ve özlem duygusu olmadan düşünülmesi de imkansızdır. Bu duygunun cenin dönemine geri dönme isteğiyle ilişkili olduğu dahi belirtilmiştir. Burada yine bir ‘’öz’’ ve ‘’kök’’ mevcuttur. Nostalji, Portekizcede ‘’Saudade’’ olarak da adlandırılan, artık var olmayan ya da hiç var olmamış şeylere duyulan özlem olarak da adlandırılmıştır. Düşünüldüğünde bu duygunun tanımı çocukluk zamanına duyulan bir özlem olabileceği gibi rüyalara, hayallere duyulan bir özlem olarak da ortaya çıkabilir, hatta içinde acı da barındırabilir. Çünkü özlenen şeyin bir mekan olduğunu varsayarsak, bu mekana belli bir zaman sonra geri dönüldüğünde hiçbir şey aynı ve bırakıldığı gibi olmayabilir. Geri dönülen yerde, geçen zaman kişileri, duyguları ve mekanları değiştirmiştir. Artık hiçbir şey bırakıldığı gibi değildir. Günümüze döndüğümüzde ise bu duygu üzerine yine farklı görüşler mevcuttur. Kimileri hala depresyona sebebiyet verebileceğini düşünürken kimileri de bireyin geçmişten beslenmesini sağlayan bir araç olarak görüyor. Bence, sonuç olarak nostalji; yaşanırken kıymeti bilinmemiş, elden gittiğinde ise kıymete binmiş her şey için kullanılabilir. Bu yüzden değil midir; eskilerin tadı yok denmesi, eski şarkıların yıllar geçse de günümüzde tekrar tekrar dinlenmesi?
Nostalji ve melankoli ne kadar farklı kavramlar olarak gözükse de birbiriyle benzeşir ve birbirleriyle beslenir. İkisi de derin bir düşünme, sorgulama süreci ve özlemi içerir. Her ikisinin de geçmişin anlamı üzerine düşünmeyi, geçmişi hissetmeyi, düşünülen şeyi anlamlandırmayı içermesi inkar edilemez.. Fakat melankoli genellikle daha negatif ve acı hissi ile bağdaştırılırken nostalji daha olumlu ve özlem hissi ile bağdaşır. Bu iki duygunun bireyler tarafından farklı deneyimlenmesi ve bireyin özünü, kimliğini oluşturan önemli parçalardan oldukları ise yadsınamaz bir gerçektir.
