2026
No 10

Evvel Zaman İçinde

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir otobüs varmış. Diyar diyar gezer, oradan buraya yolculuk edermiş. Bu otobüs gezi haznesini her gün farklı hikayelerle ve farklı yolcuları konuk ederek doldururmuş. Tanıştığı yolcularını anlamaya çalışırmış, onları dinler ve gözlemlermiş. Bazen bu otobüs çok fazla hissedermiş, çok anlarmış, içi dolup taşarmış. Bu zamanlarda da dayanamaz bozuluverirmiş, bozulmadan önce ise biraz sallanır, kendini gösterirmiş içindekilere, ancak onu kimse duymazmış. Otobüs, karşısına çıkacak olan yeni hikayeler ve yeni yolculuklar için çok heyecanlanırmış ama işler, her zaman beklediği gibi gitmezmiş.

Huzurlu bir sabah, gökyüzünde gün ışığının ilk parlak renkleri, kuşların ötüşüyle ahenk bulan bir cıvıltı ve yeni maceralar…Bakalım bugün otobüs kimlerle karşılaşacak ve neler yaşayacak? Yolculuğunun ilk durağına varmak ve ilk konuklarıyla tanışmak üzere…

“Ne düşünüyor acaba? Neden bu kadar dalgın? Bir derdi mi var ki? Sanki dokunsam ağlayacak, ama bir yandan da sırf ayaktayım diyebilmek için bile kendinden vazgeçebilecek kadar dik duruşlu…’’ Böyle insanlara yolculuklarımda çok denk gelirim. Güçlü değillerdir ama güçlü durmayı iyi bilirler çünkü ellerinden gelen tek şey  budur. Siz dağ sanırsınız onları ama dağlar da tuz buz olabilir bir gün. Genç adam, otobüs o duraktan bu durağa atlarken, ufak tefek dükkanların arasından sıyrılabilmiş küçük bir bahçede gördüğü güllerle birazcık da olsa tebessüm etmiş, gözlerinde küçük yaşlar belirmişti. Belli ki bu ona güzel bir anı anımsatmıştı. Belki de birbirlerine sarılmış taşların arasından küçük bir umut tanesiyle ortaya çıkan güllerin yaşam mücadelesi ona bir yeşerme gücü vermişti, kim bilir?

“Şimdi tam olarak kaç kişi, öylece uzanırken ya da koşuştururken oradan buraya, benim yolcularım olduklarında, başka bir hayatın ya da şansın hayalini kuruyor?’’ diye içinden geçirirmiş otobüs.

“Şunun suratına bak; beti benzi atmış, yüzüyle bitişik soluk bir ifadeyle geziyor. Bu çehre resmen onun gündelik yüz ifadesi olmuş. Yüzünü başka yöne hareket ettiremez, mimiklerini kullanamaz hale gelmiş. Kaptan gözünü seveyim alma şunları. İçim bayıldı şimdiden.” Otobüs yolcularına hiç anlam veremezmiş bazen, çünkü onları çok kıskanırmış. Onların sonsuz özgürlük çeşmelerinin olduğunu düşünür, her şeyin onların yararlanabilmesi için yaratıldığına inanırmış. Aynı şeyi kendisi için de düşünür,  dertlenirmiş. Otobüs, konuklarının en apansız, kısık çığlıklarını bile duyar ve onlara iyi gelmek için akla karayı seçermiş çünkü bu kısacık yolculukta onların daha iyi hissetmesini sağlamak otobüs için çok önemli bir mevzuymuş.

Yine günlerden bir gün, otobüs tüm heyecanıyla yeni yolcularını ve onların hikayelerini duymak için büyük bir heyecanla bekliyormuş. Kaptan bu otobüsün en iyi dostuymuş çünkü ikisi de epeyce yalnız olduğundan olacak ki sadece birbirleriyle dertleşirlermiş. Kaptan tüm yolculuk boyunca ona eşlik eder ve vaktinin çoğunu onun için harcarmış, bakımını çok iyi yapar ve çok titiz kullanırmış onu. Sonra bir gün bu kaptanın gönlüne bir yıldız tanesi düşüvermiş. Yolculuk esnasında bir tanıdığına denk gelivermiş. O günden beri gözüne uyku girmez olmuş, dertli dertli gezmeye başlamış. Kalbinin atışını durduramaz, karnındaki kelebekleri susturamaz olmuş. Bunu gören otobüs ahalisi kaptanı gördüklerinde dalga geçerlermiş. Kaptanının bu halini gören otobüs ne yapacağını bilememiş, bir çözüm aramış durmuş. Dağları aşmış, ülke ülke gezmiş ama tek bir deva bile bulamamış. Sonunda aynı yolcularına yaptığı gibi kaptanın da hatıralarının yolculuğuna çıkmaya karar vermiş. Bu yol çok uzunmuş, yine de dostu için denemeye değermiş.

“Bu genç, yakışıklı delikanlı da kim? Ne kadar da mutlu böyle? Hayattan gerçekten keyif alıyor olmalı ama bu benim kaptanım olamaz ki. Kaç yıllık dostluğumuz var, ağzının bir santim dahi kıpırdadığını görmedim ben. Oysa bu genç, yarış ve kovalamacalar ile savaş halinde, yolun devamını görmek için oldukça heyecanlı, kuşkusuz kaygı bile taşımıyor ve coşkuyla hareket ederek yaşamın hazlarını en doruklarına kadar yaşıyor.’’ Otobüsün oldukça kafası karışmış, tanıdığı kişiyle evvelde gördüğü kişi arasında dağlar kadar fark vardı. 

‘’Yaşam enerjisiyle dolup taşan bu gençten nasıl huysuz bir yaşlı adama dönüşmüştü? Neler yaşamıştı kim bilir?’’ Otobüs, kaptanının mazi duraklarına uğramaya devam etmiş. Kaptanın yapraksız bir ağaç olduğu çocukluk zamanlarına kadar gitmiş otobüs. Görmüş ki kaptan çocukken çok durgun bir çocukmuş. Çocukken köksüz bir yetim gibiymiş, sessizce ağlarmış içinde. Otobüs bunları görünce elinden bir şey gelmediğinden üzüntüye kapılıvermiş. Şu hayatta her şeyin kaptanı için en zor yoldan olması gerektiğini anlamış. Uçsuz bucaksız yerlere gitmiş, en sonunda da kaybolmuş. Uzun uzadıya görmeye gerek yokmuş artık bazı şeyleri. Kaptanının heyecanlı gençlik hallerini görünce oldukça şaşırmış, sonradan böyle birine dönüştüğünü yakinen görmesi onu üzmüş. 

Belki de bu yolculuğa hiç çıkmamalıydı otobüs, içinde pişmanlık kırıntıları vardı. Hayat işte, insan büyüyor, olgunlaşıyor sonra da pes ediyor. İnanmayı feshediyor, sonra heyecanının yerini gündelik hırslara bırakıyor. Herkes gibi olmaya herkes gibi hissetmeye başlıyor. Artık gün içerisindeki küçük heyecanların, özel manaların pek bir anlamı kalmıyor büyüdükçe. İnsan oltaya takılmış bir balık çaresizliğine bürünüyor, avcısından medet umuyordu yaşamı boyunca, yaşayabilmek için. Hepimiz birbirimize ya da birine bağlıydık, unutuyorduk özgürlük kıvılcımlarımızı, küçük bir tanecik iken kazandığımız. 

Belki de bu yolculuğa hiç çıkmamalıydı otobüs, içinde pişmanlık kırıntıları vardı. Hayat işte, insan büyüyor, olgunlaşıyor sonra da pes ediyor. İnanmayı feshediyor, sonra heyecanının yerini gündelik hırslara bırakıyor. Herkes gibi olmaya herkes gibi hissetmeye başlıyor. Artık gün içerisindeki küçük heyecanların, özel manaların pek bir anlamı kalmıyor büyüdükçe. İnsan oltaya takılmış bir balık çaresizliğine bürünüyor, avcısından medet umuyordu yaşamı boyunca, yaşayabilmek için. Hepimiz birbirimize ya da birine bağlıydık, unutuyorduk özgürlük kıvılcımlarımızı, küçük bir tanecik iken kazandığımız.

Yazı: Gamze Nur Öztürk
Çizim: Mihrace Aladağ

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.