Hiç, bir çatının üzerine çıkıp, oraya uzanıp, yıldızlarla beraber düşündüğün oldu mu? Aslında öyle bir anda ne yıldızların kendisi ne etrafındaki insanlar ne de o çatı önemlidir. Çatı herhangi bir çatı olabilir ya da yanındaki insanlar. Önemli olan şey oranın yıldızlara en yakın yer oluşudur. İnsan kendini en çok yıldızlara yakınken dinler. Zaten hiçbir şey o kadar önemli değildir. Su akar yolunu bulur. Su akar yolunu bulur mu?
Yükseklik fobisine rağmen yerden o kadar yüksekte, oynayan kiremitlerin üstüne çıkmak, sırtını o oynak kiremitlere yaslamak başta biraz korkutur insanı. Koca çatının üzerinde sanki ağırlığın çok gelecek gibi hissedersin. Sanki çatı yarılacak ve içeriye göçecekmişsin gibi gelir. Omuzlarındaki yükü kaldıramayışın, sanki çatıya da ağır geleceğin anlamına gelir zihninin içinde. Ama sonra alışırsın. Birden çatının üstündeki bir kiremit parçası kadar küçülürsün. Gözlerin zifiri karanlıkta uzaktaki yıldızlara odaklanır. Hala çok uzaktadırlar ama yerdekinden daha yakınsındır onlara. Yeterli. Yetinmeyi bildiğin zamanlardasın. Zaten yıldızlar önemli değil, anlamayı istediğin karmaşık düşünceler, hayatın adilliği ve çekilmezliği üzerine yaptığın o sonu gelmez düşünceler önemli. Kaç yaşındasın, ne kadar yaşamışsın bunun da bir önemi yok. Herkesin zamanı farklı. Kendi zamanında, olman gereken yerde, olmak istediğin şeyleri düşünüyorsun. Orda olmanın, o çatıya çıkmak için gösterdiğin cesaretin şaşkınlığı içerisindesin. Büyümenin şaşkınlığı içerisindesin. Aynı zamanda da küçülmenin. Orda durmuş yıldızları izleyen iki gözlü bir yaratık. Olmasa da olurdu belki de. Ama burdasın, ne için? Ama işte oradasın, yıldızlara en yakın yerde, yıldızların hala çok önemsiz olduğu o yerdesin. Aslında neyin çok önemli olduğunu da bilmediğin bir anda çaresizce gülümsüyorsun. Buradayım da, ne için? Yalnız değilsin belki insanlar konuşuyor sağında solunda, ama önemli değil ki. Dinlemiyorsun. Hiçbir şey o kadar da önemli değil zaten diyorsun kendi kendine. Su akar yolunu bulur.
İnsan bazen düşündükçe ağırlaşır, ama yıldızlara en yakın yerdeysen düşündükçe hafiflersin. Başta çatı ağırlığını kaldıramayacak gibi gelirken, önce bir kiremit parçası, sonunda çatıya konan bir kuş kadar hafif olursun. Düşüncelerin uçup gider mi? Hayır, sadece zihninde not almaya başlarsın. Başka bir zaman düşünmek üzere çünkü hepsini düşünecek kadar güçlü de değilsin. Bir kuş kadar narinsin şimdi. Henüz o kadar büyümedin belki de. Büyüyeceğinin de farkındasın. Artık çok parlak yıldızlar bulmak, uçan uçakları kayan bir yıldız sanmak filan heyecanlandırmıyor mesela seni. Dilek tutacak olsan ne dileyeceğini düşünmek bile yoruyor artık zihnini. Yıldızlara en yakın yerdesin ama daha oradan inmeden kaybediyor belki de önemini. Kayboluşlar, küçük çaresizlikler, ne yapacağını bilemeyişler, ben aslında kimdimler, şimdi kim olacağımlar… Yıldızlar kadar çok soru ama o kadar zaman yok cevap aramak için. O kadar önemli değillerdir diyorsun yine. Su akar yolunu bulur.
Yıldızlara en yakın yerdesin. Yıldızların en parlak olduğu, sorularının en çok olduğu ama cevaplarının hiç olmadığı yerdesin. Çatıdan inme zamanı geldi, ama çok da hazır değilsin. Sanki çatı her şeye ara verdiğin o yerdi. Yıldızların dili yok, onlarla sadece gözlerinle konuşursun. Artık inme zamanı çatıdan. Şimdi ayaklarının yere basma zamanı. Dilinin yeniden konuşma zamanı. Tekrar omuzlarındaki yüklerle beraber ağırlaşıp, gerçeğe dönme zamanı. Su olup yolunu bulma zamanı. Arada kafanı kaldırıp yıldızlara bakmayı unutmadan, çok da konuşmadan, belki de çatıya tekrar çıkmanın özlemiyle, belki de çoktan unutarak, su olup yolunu bulma zamanı.
