Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.
-Mahatma Gandhi
Düşünme eylemi, istence gerek duymaksızın kendiliğinden süregelen, başka bir ifadeyle durmaksızın gerçekleşen zihinsel bir süreçtir. Düşünce ya da fikir ise, sürekli olan bu soyut etkinliğin bi’ anlık üretim halidir; belli belirsiz, farketmeksizin oluverir ve kendiliğinde döngüsellik barındırır: Tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar … Sayısız düşünceden bahseder oluyoruz bir anda; ve biri o anda ansızın sorar: İnsan ne düşünür; neden düşünür; dahası, insan nasıl düşünür? Düşünmeyi hiç düşündünüz mü?
Düşünme eylemi, bilinçli olarak pratik edildiğinde sıklıkla dile başvurulduğu görülmektedir. Dil, bir varlığın anlaması ya da anlamlandırılması, diğerinden ayrılması ya da diğeri ile birleştirilmesi, bir düzen içerisinde aktarılması ya da çoğaltılması için belki gerekli, ancak kesinlikle verimli olduğu düşünüldüğünde bu başvurunun gerekçesi anlaşılabilir olmaktadır. Yine dil, düşünülenin bellekteki karşılıklarının aranması, tanımlanarak/etiketlenerek sınırlanması, diğer düşünceler ile etkileşimi sonucunda bir anlam ifade etmesi ve bu anlamın somutluk kazanarak iletilmesi, kısmen ve kesinen aralığında sözcükler yardımıyla/üzerinden gerçekleşir. Dil varlığı ve kullanımı, düşünmenin sürecini, biçimini, devinimini anlaşılır ve aktarılır kıldığı tartışmasızdır. Dolayısıyla tüm katmanlarıyla düşünme eylemini derinlemesine anlamak, daha verimli kullanmak, mümkün olduğunca ilerletmek için dil mutlak bir başlangıç noktasıdır.
İnsan, hayatı boyunca sayısız durumun içinden geçer. Durumun değerlendirme sürecinde zihin, olumsuz filtreleme, gerçeklik yanılgısı, yorumlama hatası yapabilmekte; zamandan, değişken duygu durumundan, çevre faktöründen ve ötesinde ekonomi, politika, din gibi üst unsurlardan etkilenmektedir. Ancak tüm etkenlerin sürece katılması, aralarında mantıksal bir ilişki kurulması, faydasal açıdan değerlendirilmesi olanaksızdır. Dolayısıyla zihin, tekrar eden durumları zamanla öğrenerek birtakım düşünce ve davranış kalıpları geliştirir. Kendinize, üzgün hissettiğinizde neler yaptığınızı, her olağan dışı duruma nasıl tepki verdiğinizi ya da güne nasıl uyandığınızı sorun; cevaplarınızda benzerlik bulabilirsiniz.
“Zeigarnik etkisi; kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş-yarıda kesilmiş etkinlikleri, tamamlananlara göre daha kolay hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavramdır.” ve yapılan çalışmalar ile, “… bitirilmemiş, sonlandırılmamış işlerin, zihni meşgul ettiği ve iş bitince, zihnin bu meşguliyetten kendini kurtardığı …” sonucuna ulaşılmıştır. Bahsi geçen etki, düşünme eylemi için de kabul sayılabilir; bununla beraber, bir şeyin bilinçli olarak düşünülmemesinin mümkün olmadığı eklenirse, her nasılsa üretilen bir düşüncenin, sandığımızdan daha fazla etki yaratabileceği söylenebilir; olumlu ya da olumsuz … Ne var ki, düşünceler değiştirilemez değildir. Değişim adına; ne düşündüğümüz konusunda seçici, nasıl düşündüğümüz konusunda farkında, ne zaman düşündüğümüz konusunda hassas olmanızda fayda var.
Düşünme eylemi, düşünenden bağımsız düşünülemez. Ben denilen/dediğimiz, içinde bulunduğu durumu ve durum içinde kendini fark edebilen, olmak istediği beni seçebilen kimsedir. Ben düşünebilen ve ötesinde düşündüğünü bilen kimsedir ve ben, düşünerek değişebilir, değişerek değiştirebilir; kötü olanı iyi olanla, yanlış olanı doğru olanla … Ben ancak düşünerek anlayabilir, yaşayabilir, üretebilir, var olabilir, … Ancak düşünerek.


