Pandora’nın kutusu mitiyle ilk olarak MÖ. 8. yüzyılda, Hesiodos tarafından kaleme alınan Günler ve İşler eserinde tanışırız. Adem ile Havva efsanesinin Yunan mitolojisindeki yansıması olarak yorumlanan bu mitte olaylar şöyle gerçekleşir.
Prometheus’un sadece tanrılara özgü olan ateşi çalması ve bunu insanlığa sunması, insanların ateşi kullanarak gelişerek keyfini sürmesi Zeus’u oldukça kızdırıyordu. Prometheus’u cezalandırmak isteyen Zeus onu Kafkas dağlarına zincirleyip, yanına bir kartal yerleştirdi. Bu kartal durmaksızın Prometheus’un ciğerini yiyor ve ciğeri her gün kendini yeniliyordu. Durmaksızın devam eden bu işkence, Zeus’un içinin soğumasına yetmiyordu. Ateşi büyük bir zevkle kullanan insanlığı da cezalandırmak isteyen Zeus, Hephaistos’tan balçık ve sudan bir kadın figürü yapmasını istedi. Bu kadın, güzelliğini, asaletini, bilgeliğini tanrılardan alıyordu. Bu nedenle yaratılan bu kadına “bütün tanrılardan armağan” anlamına gelen Pandora ismi verildi.
Zeus, Pandorayı Prometheus’un ikizi olan Epimetheus’a elinde bir kutuyla birlikte gönderdi. Kutuyu o emredene kadar açmaması konusunda sıkı sıkı tembihledi. Pandorayı karşısında gören Epimetheus, ilk görüşte aşık oldu ve kısa süre sonra evlendiler. Günler geçti ve Zeus’un insanlıktan intikam alma vakti geldi. Pandora’ya kutuyu açmasını fısıldadı. Kutunun açılmasıyla birlikte daha önce yeryüzünde bulunmayan pişmanlık, kibir, üzüntü, ıstırap, yalan, riya ve hastalıklar yeryüzüne yayıldı. Ne olduğunu anlayan Pandora hemen kutuyu kapattı fakat kutunun içinde bir tek umut kalmıştı.
Bu mitten yola çıkarak iki farklı düşünceye kapılmak mümkün. Umut, kutunun içindeki diğer olgulara eşdeğer görülen, insanlığa zarar verebilecek bir düşünce mi, yoksa hepsine çözüm olabilecekken kutuya hapsolmuş bir merhem mi?
Bu soruya dair filozoflar tarafından birçok argüman sunuldu. En ilginç yorumlardan biri Nietzsche’ye aittir şüphesiz. Nietzsche, umudun işkenceyi uzattığını bu nedenle en büyük kötülük olduğunu savunur.
“Umut, insanı anın akışından uzaklaştırır ve gerçeklikten uzak bir hayal alemine savurur.”
der ünlü filozof.
Bir diğer düşünür Gabriel Marcel’e göre ise umut, kişinin kendini gerçekleştirme yolundaki kararlılığıdır. İnsan, henüz kendini tamamen gerçekleştirmemiş bir varlıktır ve hayattaki yolculuğuna umut ve umutsuzluk arasında seçim yaparak devam eder.
Yeryüzünde her şey zıttıyla vardır. Umut da, umutsuzluk da bir tercihtir elbette ki. Ve insanoğlu umut ve umutsuzluk arasında seçim yaparak kendi hayatına yön verebilir. Fakat gelecek günlere kucak açmanın boyun eğmekten daha tatmin edici sonuçlar doğuracağı su götürmez bir gerçektir.


