Başkalarında görebildiğimiz ışığı genellikle kendimizde göremiyoruz. Arkadaşlarımızın, ailemizin veya hayatımızdaki herhangi birinin sırtını sıvazlayarak: “Tebrik ederim, iyi iş çıkarmışsın.” dediğimiz durumların çoğunda biz de çok iyi işler ortaya koyduğumuz halde dönüp de kendimiz için “Harikayım, elime sağlık.” diyemiyoruz. Hep kendimizi eleştirmenin ve hiçbir şeyi beceremediğimize inanmanın yollarını buluyoruz. Bunları yapmamız, bize kendi benliğimizi reddediyormuşuz gibi hissettirir. Nasıl ki bir kişinin duygularını, yaptıklarını veya varlığını görmezden geldiğimizde o kişi kendini değersiz ve işe yaramaz hissediyorsa, bu kendimizi ve kendi yaptıklarımızı görmezden geldiğimizde de ortaya çıkan bir histir. Başkasında gülümseyerek, gözlerimizin içi parlayarak, heyecanla karşıladığımız olayları ya da başarıların aynısını kendimiz yaptığımızda onları sıradanlaştırıp: “Yapılması gereken buydu, ben de yaptım.” diyerek bir takdire layık değilmişiz gibi davranıyoruz. Bunları düşününce kendimize karşı ne kadar ihmalkar olduğumuzu ve haksızlık yaptığımızı görüyoruz. Düşündüğümüz zaman acaba en büyük düşman biz miyiz kendimize, biçtiğimiz değer kadar değil miyiz başkasının gözünde? Kendimizi gördüğümüz yer, olmamızı istediğimiz yer yahut olduğumuz yer bizi biz yapan asıl mevzular değil midir aslında? Şahsımıza verdiğimiz değer üzerimize dikilmiş biçili kaftandır. Kimse üzerine oturmayan, içine sinmeyen bir kıyafeti giymek istemez. Böyle bir durumda kıyafetimizin daha güzel durması için ya bedenimizi değiştiririz ya da bir terziye gidip üzerimize tam oturacak şekilde dikmesini isteriz. Kendimizi görmezden gelmemiz, yaptıklarımızı normalleştirmemiz de tıpkı üzerimize oturmayan kıyafetlerimiz gibidir ve istemeyeceğimiz sonuçlar doğurur. O halde küçük adımlarla bu problemlerimizi ortadan kaldırmamız gerekir. Bunun için en temelde kendimizi görmezden gelmeyi bırakarak, her gün aynaya bakıp birkaç güzel söz söylemek, başarılarımızı kutlamak ve yaptıklarımız için kendimizi takdir etmek gibi basit yöntemlerle başlayabiliriz. İşte o zaman neler yapabildiğimizin farkına varıp daha başarılı ve mutlu bir hayat yaşarız. Başarının sırrı içimizde saklı, yolu ise kendimize değer vermemizden ve kendimizi anlamamızdan geçer.
Öz sevgi yolculuğunda ilk adım, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmektir. Sadece güzel yanlarımızı beğenmekle kalmayıp kusurlarımızla birlikte kendimizi sevmek, kendimize karşı merhametli olmak da önemlidir. Yaptığımız işi, dış görünüşümüzü, tarzımızı veya bunlar gibi bizi biz yapan diğer özelliklerimizi başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmeliyiz ve kendi hızımızda ilerlemeliyiz. Rekabetimiz başkasıyla değil de kendimizle olunca ardından gelen güzellikler iç dünyamızdaki karanlıkların aydınlığa çıkmasında önemlidir. Bu da beraberinde daha stressiz bir yaşamı, başarılı bir kariyeri ve sağlıklı ilişkileri getirir. Çünkü iç dünyamızı aydınlığa kavuşturduğumuzda kafamızın içindeki düşünceleri berraklaştırarak hayatımızda birer birer yeni ışıklar yakarız. Bu da sadece fiziksel ve psikolojik iyileşmeyi değil, çevremizle olan iletişimimizi ve bağımızı güçlendirmemizi de sağlar. Nasıl ki toprağa hangi tohumu ekersek onu elde ediyoruz, beynimizi de bir toprak parçası gibi düşünürsek; eşeleyerek içine yerleştirdiğimiz her duygu ve düşünce hayatımızın şekillenmesinde önemli roller alan meyveleri verir. Bu konuda düşüncelerimizi birer tohuma benzetebiliriz. Toprağımızı güllerle, lavantalarla yahut çeşit çeşit güzelliklerle donatmak varken çorak bir alana dönüştürmek tarlalarımızda yani iç dünyamızda koca çatlaklara sebep olur. Kendimize her övgümüz, yüreğimizde ve psikolojimizde açan birer güldür. Eğer bu gülleri soldurmak istemiyorsak kendimizi görmezden gelmeyi bırakmalı ve kendimizi sevmeliyiz. İşte o zaman kendimizle olan savaşımızda zaferi elde etmiş oluruz. Unutmamalıyız ki; gerçek doyumu bulmak, kendimizi sevmekten ve içimize dönüp başarılarımızı kutlamaktan geçer. Bu da içsel huzurumuzu besler. Yaşam motivasyonumuzun anahtarları bizleriz, yolu nasıl yürüyeceğimiz de bize bağlı. Hayat yolculuğumuzda çiçek bahçeleriyle dolu olacağımız yarınlara…
