2026
No 12

Röportaj: Dağkan Barış Demirer

Dağkan öncelikle hoş geldin. Röportajımıza başlamadan önce kendini bize ve okurlarımıza tanıtabilir misin? Bu çizim, tasarım sürecine nasıl başladın? Küçükken de bu sürecin içinde miydin?

“Kendimi bildim bileli çizim yapıyorum.”

Çizim yapmaya, bir şeyler üretmeye 5-6 yaşlarımda başladım. Küçükken ablamla çizgi film izlemeye giderdik. Filmden döndüğümüzde bana kağıt, kalem, karton gibi şeyler alır ve izlediğimiz filmden hatırladıklarımı çizmemi isterdi. Çizimimi bitirdikten sonra yaptıklarımı buzdolabına asardı. Bu, bilinçaltımda yer eden bir anıdır. Çizimlerimin sergilenmesi ve takdir edilmesi bana o dönem çok iyi geldi, bu yüzden çizime daha sıkı sarıldım. Sonrasında abimin karikatür dergileri okuduğunu fark ettim, ilkokul 5. ya da 6. sınıftaydım. Uykusuz ve Penguen gibi dergileri keşfettim, oradaki kültüre kapıldım ve karikatür çizmeye başladım. O dönemdeki hedefim karikatürist olmaktı. Ama akademik anlamda da bir şeyler başarmak istiyordum. Hayalimde endüstriyel tasarım bölümü vardı. Hem sanatsal hem de tasarımsal bir yönü olduğu için üç boyutlu bakış açımı geliştireceğini düşündüm. 6. sınıfta bu bölümü keşfettim ve ona odaklandım. Daha sonra karikatür dergileri düşüşe geçti. Penguen kapandı, Uykusuz yayınlanmamaya başladı. Bu, hayallerimi etkiledi ve bir dönem çizim yapmayı bıraktım. Aslında bu bir küskünlük değildi ama planlarım suya düşmüş gibi hissettim. O dönemde endüstriyel tasarıma tam olarak odaklandım. Bunlara ek olarak pandemi dönemi de benim dönüşümüm oldu. Evde yalnız başıma kaldığım o dönemde tekrar çizmeye başladım. Doğal bir şekilde, sadece kendim için bir şeyler üretmeye döndüm. Sonrasında moda alanına yönelmeye karar verdim. Moda ve hip-hop kültürünün dokunduğu her şey üzerinde üretim yapabileceğimi düşündüm: albüm kapakları, giyim, ayakkabı… Şu an ise daha çok illüstrasyon yapıyorum. Kendi yarattığım karakterleri, kendi çizgimi yansıtabileceğim işler üretmeye odaklanıyorum. İnsanlara keyif verecek ve beni yansıtacak şeyler yaratmak istiyorum.

Benim bölümümle de senin bölümün çok ilişkili olduğu için seni çok iyi anlayabiliyorum. Tasarımcı kimliğinin insana çok şey kattığını ve çok şeyi başarabildiğine inanıyorum.

“Ablam ve abim bu süreçte çok etkin rol oynadı.”

Ablam, uluslararası ilişkiler okumuştu ve bir markayla çalışıyordu. Çalıştığı yer, Beyoğlu’nda birçok büyük markaya tasarım yapan bir tişört tasarım ofisiydi. 8-9 yaşlarındayken ilk kez bu ofise gittim ve adeta büyülendim. O an, böyle şeyler yapmak istediğimi fark ettim. 2019 yılında aynı yerde staj yapma fırsatım oldu. İlk ilham kaynağımın burası olduğunu söyleyebilirim.

Sanatını ve tasarımını en çok şekillendiren duygu, düşünce veya olay nedir?

“Kabuğuma çekildiğimde daha üretken oluyorum.”

İki baskın duygu var. Biri üzüntü. Neşeli anlarda dışarıda olmayı daha çok seviyorum ama üzüldüğümde ve insanlara görünmek istemediğimde içime kapanıyorum. Üzüntü, bir şeyler düşündüğümde ya da sıkıldığımda beni kabuğuma çeken bir his. Bu anlarda daha çok üretiyorum. Buna zıt olarak kalabalık ortamlarda üretmeyi de seviyorum, özellikle bir aile ortamı gibi hissettiren yerlerde. Arkadaşlarımla birlikteyken ve herkes kendi halinde bir şeylerle meşgulken üretmek bana keyif veriyor.

Peki eserlerinde sık sık işlediğin bir tema, karakter veya konu var mı?

Belli bir karakter tiplemem var. Karikatüristik bir temaya sahibim çünkü bu ekolde büyüdüm. Konu olarak ise daha çok sarkazm ve mübalağa üzerine yoğunlaşıyorum. Bunlar, aslında çizgi roman ve karikatürün temsil ettiği kavramlar.

Çalışma sürecin nasıl ilerliyor? Önce fikir mi geliyor yoksa malzemeler mi seni yönlendiriyor?

“İlginçtir ki, bazen en iyi işlerim tam da bu sıkışıklık anlarında ortaya çıkıyor.”

Akademik ekolümden çok etkilendim. Bir konsept yaratma ve onu 360 derece ele alma yaklaşımını benimsedim. Şu an bir şey üretirken de bu şekilde ilerliyorum. Adeta bir proje gibi, bu şekilde kapsamlı bir çalışma ortamı kuruyorum. Bazen ortaya çıkan ürün yetersiz geliyor ve sıkılabiliyorum. Genellikle bir genel konsept belirleyerek başlıyorum, ardından araştırma yapıyorum. Bu konseptin zıt ya da benzer yönlerini inceliyorum. Ancak bazen süreçte kopukluklar olabiliyor, bir türlü başlayamıyorum. Bu, mükemmeliyetçilikten kaynaklanıyor. Sonra bir noktada oturup işe koyulmam gerekiyor. Eğer kendime bir süre belirlediysem başlangıçta daha rahat ilerliyorum ama çoğu şey son birkaç güne sıkışıyor. İlginçtir ki, bazen en iyi işlerim tam da bu sıkışıklık anlarında ortaya çıkıyor.

Senin akademik disiplinin sanatına yansıyor gibi görünüyor. Sürecin ve mükemmeliyetçiliğin de buradan geliyor bence. Biz tasarımcılar hep sonunu düşünerek ilerliyoruz sanırım.

Evet çünkü dediğin gibi sürecin sonuna odaklanarak ilerliyoruz ve her şey tam olarak kafada oturmadığında başlamak zor olabiliyor. Bu biraz cesaret işi. O an, gerçekten zor bir an. Hayatta bazı korkular vardır diyoruz ya, işte bu noktada beni en çok korkutan da bu oluyor. Bu, toksik bir ilişkiye dönüşebiliyor.

Dijital çizim yaparken kullandığın araçlar, programlar nelerdir? Genel olarak sanatında hangi malzemeleri kullanıyorsun?

Şu ana kadar aslında çok sade ilerledim. Dijitalde genellikle bilgisayarda Illustrator ve Photoshop, iPad’de ise Procreate kullanıyorum. Gördüğünüz gibi çok basit araçlar tercih ediyorum. Stilim biraz daha lineart ağırlıklı, gölgelerimi de o şekilde oluşturuyorum. Bunun dışında kalem ve kağıtla da çok fazla eskiz yapıyorum. iPad’den önce Wacom kullanıyordum ama taşınabilir olması ve kullanım kolaylığı nedeniyle iPad’e geçtim. Yaklaşık üç yıldır kullanıyorum ve bu geçişin tasarımlarımı iyileştirdiğini düşünüyorum. Procreate piksel bazlı bir program olsa da ben keskin çizgiler kullandığım için neredeyse vektörel gibi çalışıyorum. Daha sonra çizimlerimi bilgisayara atarak vektöre çeviriyorum.

Bir eseri tamamladığında seni en çok tatmin eden şey nedir?

Finalde ona bakmak ve tepkilerini merak ettiğim insanların ifadelerini görmek. Üzerine sohbet etmek, konuşmak beni en çok tatmin eden şeylerden biri. Genelde abime gönderiyorum, o da çok övmez ama daha iyi olabilecek noktaları söyler. Bu anları gerçekten çok seviyorum. Kısaca özetlemek gerekirse, benim için en tatmin edici şey paylaşmak ve bunun üzerinden kurulan iletişim.

Biraz da Adidas ile yaptığın işe gelmek istiyorum. Adidas tarafından kazananlar arasında seçilen bir tasarımın var. Bu süreç nasıl gelişti? Tasarıma başlama ve üretim sürecini anlatabilir misin? Bu tasarımda neleri göz önünde bulundurdun ve kazandığında ne hissettin?

“Yarışma ikilemlerimde bana cevap oldu.”

Zaten giyime yönelik bir şeyler üretmek istiyordum. Stilimi bir giyim kültürüne entegre etme fikri hep aklımdaydı ama o dönemde böyle bir fırsata erişimim yoktu. Bu yüzden yarışmayı gördüğümde çok heyecanlandım ve hemen tasarımlar hayal etmeye başladım. Yarışmanın teması “İstanbul”du ve ben de en ikonik simgelerden biri olan Galata Kulesi’ni merkeze alarak bir kompozisyon oluşturmak istedim. Önce kuleyi çizdim, ardından kendi karakterlerimi etrafına entegre ettim. Beyoğlu’nu çağrıştıran tramvayı kendi stilimde yeniden yorumlayarak ekledim ve bunların üzerine Adidas’ın temsil ettiği dinamik ruhu yansıtan bir atmosfer kurdum. O dönem benim için biraz kararsızlıklarla doluydu. “Kendi tarzımla bir şeyler üretmeye devam etmeli miyim, stilimi piyasaya kabul ettirebilir miyim?” gibi ikilemler yaşıyordum. Bu yüzden yarışmaya biraz risk alarak katıldım. Yarışmaların belirli ölçüde şans faktörü içerdiğini düşünüyorum. Kazanamasaydım da çok üzülmezdim ama kazandığımda, hem de kendi tarzımla kazandığımda, bu benim için büyük bir motivasyon oldu. Üstelik tasarımım o kadar ilgi gördü ki, defalarca stokları tükendi ve tekrar üretildi. Bunun bu başarıya ulaşması beni çok mutlu etti ve gerçek dünyada bir şeyler başarabileceğime dair inancımı tazeledi. Tasarıma ilk başta beyaz tişört üzerine mavi renkten oluşan tek renk bir baskı olarak başlamıştım ancak Adidas ekibi, tasarımı dört farklı renkte daha üretmek istedi. Ben de onların taleplerine göre birkaç revize yaptım. Genel olarak tasarım, açık renk bir kumaş üzerine koyu renk bir baskı mantığında ilerledi. Ama benim favorim hâlâ ilk orijinal versiyon! Önünde Adidas logosu, arkada ise benim tasarımım yer alıyordu. Kazananların açıklanacağı gün, sabah erkenden Mercado ekibinden bir mail aldım. O anı hiç unutmuyorum; tam yazlığa gitmek üzereydim ve böyle güzel bir haberle yola çıkmak harika bir histi. Kazananlar için bir etkinlik planlanıyordu ama o dönem bazı sebeplerden dolayı iptal oldu. Yine de benim için inanılmaz değerli bir deneyimdi.

Sanat dünyasındaki trendler hakkında ne düşünüyorsun? Bu trendlerden etkileniyor musun? Eski sanat akımları ve çağdaş akımlar senin için ne ifade ediyor ve hangi akımlara kendini yakın hissediyorsun?

“Akımları değil, isimleri takip ediyorum.”

Akımlardan ziyade, daha çok büyük yankı uyandırmış isimlere bakıyorum. Picasso, Da Vinci gibi klasik isimlerin yanı sıra günümüzde popüler kültürden gelen karikatüristlere de ilgim var. Daha marjinal ve özel hikâyelere odaklanıyorum. Bu isimlerin yaşamlarına ve işlerine yakından bakmak, belgesellerini izlemek bana keyif veriyor. Günümüzde dijital sanatın çerçevesi çok geniş, çok farklı işler üretiliyor ancak bazen birilerini iyi iş yaparken, o işin bir noktada senden çıkıyor ve anlamını kaybedebiliyor. Finalde ne olursa olsun, insanın önce kendisi için üretmesi gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden tekrar karikatüristik ve popüler kültüre yakın işlere yöneliyorum. İlham veren insanları inceleyerek, kendi sanatımda onlardan parçalar bulmaya odaklanıyorum. Son olarak, net bir akım söyleyemem ama “Old Disney” estetiğine yakın hissediyorum diyebilirim. O dönemin çizgileri, karakter tasarımları ve anlatım dili beni çok etkiliyor.

Şu anda üzerine çalıştığın veya hayata geçirmek istediğin bir projen ya da hedefin var mı?

“Pandemi dijitalden ziyade fizikselin önemini gösterdi bize.”

Evet, şu anda kendi karakterlerimi tanıttığım bir dünya yaratmak istiyorum. Kendi stilimi devam ettirirken, daha şahsi fikirlerimle de yeni projeler üretmek istiyorum. Bu projede, dijitalin dışında fiziksel dünyaya nasıl dokunabileceğimi araştırıyorum. Pandemi sonrası insanların fiziksel dünyanın değerini daha fazla anladığını gözlemliyorum. Dijital dünyada üretmeye devam ederken, insanların daha çok deneyimleme noktasına odaklandıklarını düşünüyorum ve ben de bu alanda adım atmak istiyorum. Bundan dolayı dijital üretimimi sürdürürken fiziksel alanlara da yoğunlaşmak istiyorum. Kendi markamı kurmayı hedefliyorum; ancak bu markanın sadece bir sokak markası olmasını istemiyorum. Daha geniş bir perspektiften, ürün tasarımlarıyla birlikte kendimi yansıtabileceğim bir marka oluşturmayı planlıyorum.

Yeni nesil sanatçı ve tasarımcılara tavsiyen ne olurdu?

Kesinlikle özgün olun. İlk başta kendiniz için bir şeyler yapın ve bu süreçte olabildiğince özgün kalmaya özen gösterin. Ürettiklerinizi başkaları ya da bir topluluk için değil, önce kendiniz için yapın. Kendinizi dinleyerek, içsel motivasyonunuzu üretmek; hem yaratıcı süreçte hem de kişisel tatminde çok daha değerli olacaktır.

Kesinlikle özgün olun. İlk başta kendiniz için bir şeyler yapın ve bu süreçte olabildiğince özgün kalmaya özen gösterin. Ürettiklerinizi başkaları ya da bir topluluk için değil, önce kendiniz için yapın. Kendinizi dinleyerek, içsel motivasyonunuzu üretmek; hem yaratıcı süreçte hem de kişisel tatminde çok daha değerli olacaktır.

Yazı: Buse Çölmen
Grafik: Dağkan Barış Demirer

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.