Geçiş döngüselliği içeren bir kavramdır. Burada bahsettiğim döngüsellik; hayatımızdaki farklı evrelerin geçmişe ve geleceğe yönelik birbirini takip etmesi, beslemesidir. Bu durumda geçmiş ile gelecek arasındaki köprü olarak da nitelendirebiliriz. Bizler doğumdan ölüme, bir süreçten ötekine geçerken sürekli değişim içerisindeyiz. Bu değişim geçmişin izlerini üzerinde taşıdığı için geleceğe atılan adımları derinden etkiler. Örneğin; insanın geçmişiyle hesaplaşması veya görmezden gelmesi alacağı kararların doğruluk oranının değişmesine sebep olur. Deneyimlediğimiz her şey benliğimizde bir yankı uyandırır. O yankı kendimize tuttuğumuz ayna gibidir, ayna ise ötemize geçemediğimiz bir duvar… Orada gördüklerimizin güzelliklerine doyabilmek için hayatımızdaki geçiş süreçlerini olabildiğince olumlu yönde ve sabırla yönetmeliyiz. Bir nevi verdiğimiz her kararın rotası gibiyiz. Yön de, yol da, varış noktası da burada biziz. Aynada sadece geçmişin suretini değil geleceğin resmini de görmeliyiz. Değiştiremediklerimizi kabullenmek zor ve zaman alıcı olsa da bunu başardıktan sonra yaşadığımız içsel huzur bizi bir dağın eteklerindeki yeşilliklerin ve çiçeklerin içerisinde uzanmış gökyüzünü seyrediyormuş gibi hissettirecektir. Geçmişin yüklerinden kurtulmak zihnimizi yeni olasıklara açar. Bu tıpkı soğuk, bol yağışlı, karlı hatta baya fırtınalı geçmiş bir kışın ardından toprağın ve insanların kendini bahara hazırlaması gibidir. Baharla yeşillenen etraf, çiçek açan ağaçlar, içimizi ısıtan güneş, geçiş süreci ile kurtulduğumuz yüklerin leziz meyvelerini yiyeceğimizin habercisidir. O bahar havası geçmişin deneyimleriyle bilgeliğe ulaşmış, karanlıktan aydınlığa çıkmış deneyimlerin temsilcisidir. Geçiş süreçlerini bilinçli bir şekilde yönettiğimizde hayatımızın ipini elimize almış oluruz. Geride bırakılan her izin geleceğe dair bir umut taşıdığını unutmadan bu yolda yürümeliyiz. Karanlık sokaklarda yürümektense göğümüzü daima aydınlık tutacak kararlarla bugünü yaşamalıyız. Sabırla beklediğimiz baharda, yeşeren her tomurcuğun açmasını kıvançla beklemeliyiz. Onun da bir süreçten geçtiğini ve zamanla gelişeceğini bilip sevgiyle sulamalıyız. Bunun kaçınılmaz olduğunu, her değişimin kendine has bir süreci olduğunu bilerek bu duruma uyum sağlamalıyız. Geçiş sürecinin arasındaki ince çizgi geçmişte kim olduğumuzu ve gelecekte kim olacağımızı net bir şekilde belirtir. Çizginin varlığını sürdürmesi ve geçmişimizdeki biz ile geleceğimizdeki bizin birbirine karışmaması için dengeyi sağlamalıyız. Tozlu sayfaları temizleyip açtığımız yeni bir sayfaya geçerkenki süreçte nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi unutmamalıyız. Tozlu sayfaları temizlerken hissettiğimiz o hafiflik ile yuttuğumuz tozların deneyimlerini harmanlayıp çizginin üzerinde emin adımlarla yürümeliyiz. Bu süreç hem bir kişilik değişimi hem de bir kimlik inşasıdır. Tıpkı bir kelebeğin tırtıldan farklı ama onun genlerini taşıyor olması gibi. Oluşturduğumuz zeminde kendimize güvenerek adımlar attığımızda süreç daha da anlam kazanır. Çünkü her geçiş; nihayetinde daha bütünleşmiş, daha olgun ve daha bilge bir ‘’biz’’ e doğru yapılan yolculuktur. Ancak bu ince çizgi üzerinde yürümek tıpkı ip cambazının adımları gibi dikkat ve denge gerektirir. Geçmişin keşkeleri, pişmanlıkları ayağımıza dolanmışken geleceğin bilinmezlikleri arasında kayboluruz. İşte tam da bu zamanlarda çıkardığımız dersler yolumuza ışık olur. O ince çizgiyi belirginleştiren de kendimize olan dürüstlüğümüz ve yaşadığımız her geçişten çıkardığımız derslerdir. Değindiğim bütün noktaları şu şekilde somutlaştırabiliriz: Yorgun argın eve döndüğümüzde attığımız ilk adım geçişin başlangıç noktasıdır. Eve vardığımızda ve kendimizle kaldığımızda düşüncelerin içerisinde kaybolmamız, kendimizi telkin etmemiz veya bazı şeyleri şeffaflaştırmaya çalışmamız geçişin sağlanmasındaki süreçtir. En nihayetinde iyi ya da kötü aldığımız karar, davranışımız ve kişiliğimiz geçişin tamamlandığı evredir. Burada kimliğimiz inşa olmuştur. ”Ben buyum.” diyebilmek için dönüşüm tamamlanmış ve rota çizilmiştir. Sonuç ne olursa olsun vardığımız nokta geçmiş ile geleceğin kaçınılmaz kesişimidir.
