Senaristlik ve yönetmenlik ceketini giyen Pete Docter’in, vizyon tarihi olan 2015’te en çok hasılat yapan ikinci animasyon filmi, Insıde Out’u hepimiz duymuşuzdur. Pixar Animation Studios ve Walt Disney Pictures stüdyolarında can bulan kurguyu birlikte tersyüz edelim mi?
Ettiysek devam edelim. Burada karakterler tersten okunmuyor. Hikâyenin nereden ve nasıl başladığını da anlayamıyoruz. Yalnızca duygular belirgin. Yüz ifadeleri her açıdan seçilebiliyor. Neşe, üzüntü, öfke, korku ve tiksinti. Belli ki içerisinde bizden çok şey var!
Henüz izlemeyenler için belirtmek isterim ki filmde; 11 yaşındaki Riley’nin yaşamında bir dönüm noktasına konuk oluyoruz. Her konuda her bireyin görüşü; birikimleri, sevdikleri/ sevmedikleri, değerleri ve niceleri neticesinde farklıdır. Dünya üzerinde var olan kişi sayısı kadar farklı fikir olduğuna inanıyorum. Fakat bunlardan, ortak paydada buluşabildiklerimiz bağlayıcıdır. Riley’in iç dünyasından topladıklarımızla birazdan o çemberde bir araya gelmiş olacağız.
11. yaşımızı anımsayalım. Çocukluğumuzun geçmiş zaman ekleriyle anılmaya başlayacağı eşiğin sınırındayız. Yeni bir ünvan rozeti takılıyor üzerimize, “ergenlik”. Belki de birçok Riley var hayatımızda, kendimiz de dahil. Hepimizin en çetrefilli savaşı derisinin altında bir yerlerde. Karakterimizi özümseyebildiysek senaryodaki boşlukları biz tamamlayalım.
Hislerimizin kökleri doğuştan bizimle var olmakla birlikte dönem dönem filiz verir, solar, kurur. Bu geçişleri mevsimlere benzetmekteyim. Hislerimiz hayatımızdaki farklı evrelerin başrolleridir, yan rollerin küçük tiradlarına boyun bükmez bazen de sahnenin bir köşesindeki yerlerini korurlar. Peki Riley, seçebildiğimiz duygulardan hangisini baş köşede ağırlamaktadır dersiniz?
Üzüntü! Ufuk çizgisi niteliğindeki duygularımızın aydınlığı sislerin ardından seslenmektedir bize. Tüm çıplaklığıyla yüzleşemediğimiz his, eşiği atladığımız takdirde yeni bir sayfayı doldurmaya başlamakta acelecidir. Duyumlama sebeplerimiz kendisiyle birlikte geçmişte kalacaktır. Fedakardır. Benliğimizde, bedenimizde huzursuzlaşan akışa kanmaktadır algılarımız. Oysaki neşeye dost birinden söz ediyoruz.
Hisler de yanılır bazen. Neşe gibi… Pembe gözlüklerinin çerçevesiyle sınırlandırılmış tatmin duygumuz. Bazen, bulutların üzerinde bizi gezintiye çıkardığı rotamız, hayallere dalışımızla son bulabilir. Boğulabileceğimiz ihtimalini göz ardı edebildiğinden içerisinde korunaksız olduğumuz bir kılıftır. Yerini düşmanına bıraktığında anlar kıymetini. Geri çekilirken kendisini de teslim etmektedir Üzüntü’ye. Bir çeşit kabulleniştir.
11 yaşında verdiğim mücadelemin en savunmasız safı: Korku. Bilinmezlikler, belirsizlikler, benden gidenler ve benimle kalacaklar… Yeni evi henüz kendisine ‘ev’ olamayan Riley’e kalkan olmuş olacak ki yürek çarpıntısı yaratan saydıklarımı yaşadığı vakit zihninde ikaz ışıkları yanar. Ebeveynlerimiz tarafından sunulan ve geri çevirdiğimiz tabaklarda yer alan ana menümüz ‘ihtiyat’ korku ile harmanlandığında lezzetlidir.
Ergenliğin en büyük rus ruleti, Öfke var bir de. Var olduğunu, hiddetle savunabilmenin aşırılığıdır bizi hezeyana sürükleyen. Sonra, tenini yakan iç kanamalarının alevindendir bu cüretkarlık. Sonunda; daha fazla var olamamış ve kanaman durmamıştır. Fakat aynı saçmalığın içinde yanmaktan kurtulamamışsındır.
Çehremizi kırıştıran görünmez pelerinlimiz, Tiksinti. Aynada bıraktığı iz tatsızdır fakat yaya geçidinden yürütmektedir insanı. Hoş olmayana ‘Uzaklaş! deme sanatıdır. Hafife almaz, yargılamaz lakin temkinlidir. Güvenli sularda yüzen geminin şamandırasıdır. Riley’lerin ihtiyacı olan vitamin hapları.
Bilmediklerimizin engelleyemediği yeni bir histe misiniz siz de? Empati. Hiç tanımadığımız fakat bizden birilerinin hikayesine perde aralamak yüzlerimizi aynı sahneye çevirmiş olmalı. Belki de yanımdaki seyirci koltuğunda sizlerden biri oturuyor. Ne çok Riley var dünyamızda, görmek gerek yalnızca.
Satır boşluklarını irdelediğimiz noktalarda karakterimizin ve belki de karakterinizin keşfine çıktığınızı umuyorum. Aslında filmin okuyamadığımız senaryosunun iç yüzünden ziyadesiyle uzak vaziyetteyiz. Bilmemiz gerekmedi. Hissetmemiz yeterliydi.

