I
Köstebek delikleri aradım,
Islak toprağın bin fersah altında.
Kendi alfabemi bulmak için,
Toz toprak içinde koştururken vuruldum.
Siz biliyor muydunuz,
Benim zihnimde perdelenenleri?
Yemyeşil bir oda düşledim,
Hayatın kısalığından kaçarken.
Varlığımın yok oluşuna tanık oldum,
Binlerce kelebek yüzünden.
en içine baktım gözlerinin,
Harelerinde neden soluk yoktu?
Yuvasından çıkan porsuk ciyak ciyak;
O da mı tanık olmuş,
Bir rüyanın bitişine?
Gömdüm kalbimi bir kovuğa,
Dünyanın büküldüğünü hazmedemedim.
Kaçtı kovdu kandı kardı…
Parmaklarımı kanata kanata yeryüzüne çizdiklerim,
kandırarak kendimi,
Ya da herkesi,
Kimsesiz rüzgarlar yüzünden silindi.
Ruhun izi bile kalmadı ama
Mavi yaban çiçekleri yeşertti.
Artık eskisi gibi olmaz dedi bin yaşındaki ağaç,
Olsa da aynısı olmaz!
Kendi çemberinde bir noktadasın,
Sen ya da ben.
Bir bilet çıktı bilinmezlikler deryasına.
Rengi tengi dengi kendi…
II
Deniz kızının gözyaşlarındaki ufku aradım,
Denizin bin fersah altında.
Vanilya kokması nasıl mümkün?
Kayık kıyak kayıp…
Ciğerlerime mavi sular indi.
Çok kırılmışlar deniz kestaneleri,
Solungaçsızlıklarına mı bilinmez.
Üçgenler çiziyorum, binlerce üçgen;
Sizin adınız ne diye haykırıyorum çocukça.
Kokuların sandık hafızası,
İçimdekilerin viran yankısı,
Dalgalı dalgın durgun…
Allanmış mı pullanmış mı,
Ölü balıklar gibi bakan gözlerin?
Benzer mi benzeri çözer,
Zıt kutuplar mı birbirini çeker?
Çelişen şeyler öğretmişler belli ki.
Döngünün içinde sönmekte olan yıldızlar,
Ölmek üzerelermiş yeniden doğmak üzere.
Bal köpükleri içinde yüzerken,
Göz bebeklerindeki kristal sesleri duydum.
İçimdekine büründüm takındığım yerleri belirleyemeden.
Deniz kabuğu çaldı sulu boya renkleriyle,
Ketamin mamalarıyla şiştim,
Gördüklerimden değil gömdüklerimden dolayı.
Belki de bundandır çizgimden çıkmayışım,
ya da çizgimden şaşmayışım.
ölümün kaçınılmaz yan etkileri,
mavi gezegenin bitemeyişi.
feryat figan kaçtım def-i bela kabilinden,
tutturmuş köpükler bir büyümektir büyümek,
bi dur, iyi değil büyümek!
III
Kaybolmuş benliğimi aradım,
Gök kubbenin bin fersah altında.
Hafızamda kıtaların sınırları silikleşmiş,
Yoksa artık bitiyor mu özgürleşemediğiniz özgürlükleriniz?
Dokunmuş kilim,
İlmek ilmek ruhumun parmak izleriyle.
Koşuyorum koşuyorum,
100 yıl atlayamıyorum.
Galaksiler takım yıldızları,
Sonsuz eğriler ne sorar sana?
Senin kuşun, anlamsızlıkların
İçki şişelerin, cam balonların
Dönüyorum dönüyorum,
Dokunamıyorum sana.
Nasıl anlatırım sizden sıkıldığımı?
Ya da anlamamanızın anlamsızlıklarından.
Gören gözler göremezmiş kör gözler kadar,
Bu üzer mi beni?
Cırcır böceği sesleri arasında inerken patika yolu,
Çam ağaçlarının gölgesinde saklanırım,
Serap gibi gelir dalgaların sesiyle birleşince.
Gelgitlerin anormal güzelliği,
Birileri var oluyorken birileri yok oluyor,
Şükranlarımı sunuyorum hiçbir şey için.
Dalgaların arasındaki sarı gözlü siyah kedi,
Kızıl damarlarla sarmalanmış.
Kendimi kestiğim yerler dikiş tutmuş,
Senin dokunduğun yerlerin aksine.
Gülleri budamaya çalışırken ,
Dikenleri fısıldamış bulutlara,
Ölüm ayrılıktan da zormuş senin gibi ölünce.
Kül olmak üzereymiş insancıklar,
Yaktıkları için içlerindeki ormanları.
Özür dilerim üzülemediğim için,
Yoksa içimdeki enkazı gözler önüne seremediğim için mi?
Şeytan ve melek çatışırken kan kusmuşsun,
Süzülmüşsün sanrılarının aldatıcılığından.
Şimdi gözlerini yum; uyanma vakti,
Ninni nenni ninni…
