Uğuldayan rüzgâra karşı,
Buldum bir kuytu, dayayacak sırtımı
Seslerden duyulma haklarını gasp eden
Yerin yüzüne serilmiş beyazdan örtü.
Saçlarıma kül düşer ateşten;
Ateşten bir beyaz bu,
Kışın propagandası altında
Yeşil bir halı üzerinde oldu her ne olduysa;
Yerküre dönmeye başladı;
Zaman ilk kez bu şiire aktı…
Pis bir nem bulutu dolanırdı
Coşkunluğuna düşman fidan ruhların
Sonra dağıldı, bir dertten arındırır gibi şehri
-Ruhun ruha ödettiği bedel hep mi sessizce ödenir-
Oysaki benim:
Saç diplerim acıyor pespayeliğinden şehirlerin
Üzerime bu yağan ne?
Peki bu hızın hazzı kime ait;
Kim bu bozkırın özgür atlarına yetişme telaşında olan;
Astrolojiden kaçabilmiş güneşlerden toplanan,
Bin atlının getirdiği
Küle fısıldanan alev mi?
Toprak anne ve rüzgâr baba
Başka pencerelerden gökyüzünü seyrederken
Aynı yıldızda denk düştü diye doğdu;
Kırılganlığı insanın
-Suda kendini gören-
İnsanlar aynalardan daha kırılgandır,
Gerçek şu ki aynalar bizim kadar kırılamazlar
