2026
No 07

Kabullenilmiş Çaresizlik

İşten çıkmıştım. Mesaiyle birlikte toplam on iki saatlik çalışma süremin sonunda içime çektiğim oksijen, beni bir nebze de olsa kendime getirmişti. Artık beynim çalışmayı bırakmış, sadece ezbere bildiği yolda ilerlemeye başlamıştı. Kulaklarımı dolduran melodi, sanki bir sonbahar akşamında çiseleyen yağmur eşliğinde, her tarafı çiçeklerle bezeli huzur dolu bir sokakta yürüdüğümü hissettirse de aslında yürüdüğüm sokak bu benzetmelerden oldukça uzaktı. Bu hissiyatı veren bir sokakta, ancak yurt dışına çıktığımda yürüyebileceğimin farkındalığıyla ve bu ihtimalin de çok düşük olduğu düşüncesiyle sıkılmış bir nefes verdim.

Issız, karanlık sokakta arkamda duyduğum adım sesleriyle önce yavaşladım. Bir ses duyup duymadığımdan emin olmaya çalıştım. Yavaşlamamla yavaşlayan sesleri, gitgide daha da yakınımda hissetmeye başlayınca, sakin kalmaya çalışarak adımlarımı hızlandırdım. Bir an önce kalabalıkların içine kendimi atmam gerektiğini düşünüyordum. Bunun için ise epeyce yürümem gerekiyordu.

Nefes alışverişlerim hızlandı. Bunun sebebi hem hızlı yürümem hem de korkumdu. Ama bunu arkamdaki o kişiye belli etmemeye çalıştım. Korkudan titreyen bacaklarım, beni ele vermeye hazırdı.

Uzunca bir süre yürüdüm. Arada bir telefonumda, birine bir şeyler yazıyormuş gibi yaparak arkamdaki o kişiye “Ben yalnız değilim. Bana bir şey yaparsan haberleri olur, seni bulurlar.” izlenimi vermeye çalıştım. Ne kadar başarılı oldum, bilmiyordum ama bunun işe yaradığı düşüncesi beni bir nebze rahatlattı.

Artık adım atamayacağımı düşündüğüm anda kendimi kalabalık caddenin ortasında buldum. Rastgele ilerlediğim sokaklar, beni oraya atmıştı. Kalabalıkla birlikte önce afalladım. Tek tük insanın bulunduğu sokaklarda yürüdükten sonra bu kadar gürültü ve insan yoğunluğu ile karşılaşmak beni hem sevindirip hem de kafamı karıştırmıştı. Hızlıca, bir plan yapmaya karar verdim. Biraz daha dayanarak yine yürümeli ve bir an önce kaybolmalıydım. Böyle bir yerde bunu yapabilmek de oldukça kolaydı.

Enerjimi toplamak istercesine hızlıca bir nefes daha alıp verdim. Ardından, ne olacağını düşünmeden bir o tarafa bir bu tarafa savrularak ilerledim. Bazen yere baktım, arkamdaki adımları tanımaya çalıştım. Bazen de, hem kontrolü kaybetmemek, hem de kendimi daha da güçlü hissetmek için kafamı kaldırıp çevreme baktım,. Artık tamamen kaybolmuştum ama şu an bunun önemli olmadığının da farkındaydım. En azından insanların içindeydim. Bu, bir nebze de olsa güvende olduğum anlamına geliyordu.

Artık arkamdaki kişinin beni tamamen kaybettiğini düşündüğüm bir anda kendimi dolu sayılabilecek bir kafeye attım. Hızlıca etrafıma bakınarak bulduğum ilk boş masaya oturdum ve mekânın içeriden dışarıyı görmeye olanak sağlayan ama dışarıdan içeriyi göstermeyen camlarından dışarıdaki insanlara tek tek baktım. Hiçbirini gözümden kaçırmak istemiyordum. Hepsine tek tek bakarak sokaktaki kişiye benzeyen birilerini tespit etmek istiyordum. Beni korkutan herhangi bir durumla karşılaşmadım. Bu sayede artık sakinleşmiştim. Takip eden kişi beni tanıyor muydu yoksa sadece gözü dönmüş bir psikopattan ibaret miydi, bilmiyordum ama şimdilik bunu düşünmek de istemiyordum. Kendime gelmek için sıcak çikolatamı sipariş ederek arkama yaslandım.

“Ne kadar süredir seni arıyorum? Gerçekten burada benden saklandığını mı sanıyorsun?” Telefonuma gelen mesajla birlikte irkildim. Aniden kafamı kaldırdım ve çevreme bakındım. Kafenin içinde, az ileride bana bakan adamı gördüğümde nefes alamaz hale geldim.

Oydu. Son 5 yıldır görmediğim adam, şimdi karşımdaydı. “Her şey bitti.” dediğim anda onu yeniden karşımda görmüştüm. 5 yıl önce annemi öldüren adam, babam, belli ki bazı şeyleri tamamlayamadığını düşünerek bu sefer de benim karşıma dikilmişti.

“İçimdeki geçmek bilmeyen kini kusacağım o gün sonunda geldi. Bu yanan ateş, bugün burada sönecek ve ben artık içimde size karşı en ufak bir şey hissetmeden yaşamayı öğreneceğim.”

Hiçbir şey söyleyemedim. Gözümden akmak için sıraya girmiş olan yaşlar, bir bir süzülürken babamın sözlerine devam etmesini bekledim. “Sen, benim canımdın. Sen benim bu hayatta bana ihanet etmeyeceğini düşündüğüm tek insandın. Ama ne yaptın? Annenin ihanetini benden sakladın. Annen beni aldatırken sen bunu bilmene rağmen benden sakladın. Elbirliğiyle beni salak yerine koydunuz.”

Öyle olmadığını açıklamak için dudaklarımı araladım. Ona gerçeği söylemek istedim. Onu salak yerine koymadığımı, sadece ailemin dağılmasını istemediğimi ve annemin eski mutlu ailemize geri döneceğini umut ederek sustuğumu söylemek istedim. Ama biliyordum ki ben ne söylersem söyleyeyim beni dinlemeyecekti. Sessiz kaldım. Gerçekler farklı olsa da bazen sessiz kalmak gerekir. Anlatsan da anlaşılmayacağını, dinlenmeyeceğini bildiğinde kalbin acısa dahi susarsın. İşte o anlardan birindeydim ben de. Babamın yıllardır dinmeyen öfkesi, nefreti kanlı canlı bir forma bürünmüş; bana meydan okuyordu adeta. Böyle bir durumda ne söylenebilirdi ki?

Sessiz kaldığımı gören babam bu duruma daha fazla dayanamamış olacak ki yıllar önce tamamlayamadığı şeyi tamamlamak üzere montunun iç cebine elini attı. Elinde tuttuğu şeyi gördüğümde anladım: Yıllar önce hayata gözlerimi açmamı sağlayan kişi, şimdi de gözlerimi yummamı sağlayacaktı.

“5 yıldı.” dedi. “Anneni öldürmenin cezası 5 yıldı. Şimdi biliyorum, seni öldürmenin cezası da bu kadar az olacak. İçimdeki nefret soğuyacaksa, değil 5 yıl, 500 yıl da olsa ben o cezayı çekerim.”

İkimiz de ağlarken tek bir kurşun sesi girdi aramıza. Benim için o andan sonra her şey uğultuya dönüşürken kaç dakikadır ne olduğunu umursamamış insanlar, duydukları ses ile bir bir kaçışmaya başlamışlardı. Gözlerim kapanırken görebildiğim son şey, babamın orada öylece durmasıydı. Belki de mutluydu. Belki de kendi canından olanı canından koparmak onu yıllar sonra rahatlatmıştı, bilmiyordum. Tek bildiğim, ben annemin yanına giderken babamın da o çıktığı yere geri gideceğiydi. İçim acıyordu. Bu acının mecazi anlamı olmasıyla beraber, gerçekti de. Ama her şeye rağmen, son nefesimi vermeme sebep olan bu adamı, babamı seviyordum. Belki suçluydum, belki değildim ama çocuktum işte. 

Yıllar önce tamamlayamadığı şeyi tamamlamak üzere montunun iç cebine elini attı. Elinde tuttuğu şeyi gördüğümde anladım: Yıllar önce hayata gözlerimi açmamı sağlayan kişi, şimdi de gözlerimi yummamı sağlayacaktı.

Yazı: Buse Çölmen
Çizim: Sinem Tamur

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.