Bir Japon inanışı olan Kintsugi felsefesine göre kırılan şeyler üzerinde durmak, emek vermek ve birleştirmek onu eskisinden daha değerli, önemli ve derin kılar. Üzerine düşünülen kıymetli olduğu düşüncesindedir. Bunu fiziksel ya da bir metafor olarak algılayabiliriz. Bu sefer fiziksel algılayalım!
Biraz geçmişe dönelim mi? James Blair Sherwood, 1930’lu yıllardan günümüze bir zaman yolculuğunun direktörü. Venice Simplon-Orient-Express’in kurucusu ve bir iş adamı. Ekspres; 1982 yılında, 16 adet yerel kültürü ve deneyimi yaşatmak üzerine kurgulanan toplam 18 vagonluk bir ulaşım projesidir. Paris-İstanbul arası ikonik rotasında tanıklık eden vintage tasarımı birlikte irdeleyelim.
Restorasyon sonrası güncel tasarımdan art deco stilini üzerine giymiş bir görünüme karşı karşıyayız. Avrupa’nın gözde şehirlerinden ilhamla tasarlanan Grand Suit koleksiyonunda 6 vagon, kullanıcılarını tüm dileklerini karşılamak üzere düşünülmüş ve isimlerini konaklandığı şehirlerden almıştır. Paris, Venedik, İstanbul, Viyana, Prag ve Budapeşte. Her biri benzersiz şekilde tasarlanmış suitlerin ahşap kakma detaylarını yaratıcısı Atelier Philippe Allemand. La Champagne (Kristal Kesim) süitinde neo-klasik bir üslupla mavi, limon ağacı ve sedef ile işlenmiş romantik döneme ait mobilya parçaları oluşturulmuştur. Her suite yeni bir konsept çalışan Allemand, manzara ile mekân bağını yakalama hedefiyle trenin sirkülasyon alanlarından görüntüleri tasarıma entegre etmiştir.
Slow travel yaklaşımının öncüsü, 1998 yılında yeniden kullanıma açılmış ve geçmişle iletişimi bu noktadadır. 20. yüzyılın akışından uzaklaşır; şimdiye erişmeyi başarmış ve bir fırtına etkisi yaratmıştır. Adını Exposition Internationale des Arts Décoratifs et Industriels Modernes Sergisi’nden alan başarılı Art Deco, iki yüzyıl arasında bir portal görevi üstlenmektedir. Suitlerde Rubelli Group’un baskın renk paletini vurgulayan gizli desen çalışmaları, döşemede mozaik yerleşimler; karşımıza incelikli bir harmoni yaratmıştır. Renk, doku, cumbüş cam işçilikle minimize edilmiş ve her bir mekân zarif detaylarla örülmüştür.
Natural elementlerle dekore edilen duvar kaplamaları, ahşabın davetkâr tonlarıyla bizleri 30’lar gezisine çıkarmaya hazırlanıyor. Cüsseli mobilyalar ince işçilikle birbirine kontrast yaratan unsurlarla kombinlenerek dönemin lüks düşünülüğünün altını çiziyor. Manuel sistemde koparılmayan kepenk detayı ve metalik dokunuşlarla tamamlanan cephe tasarımı, girişte katmanlanma neredeyse bir asır geriye dönebilme potansiyeli yaratıyor. O adımla portalden ışık hızına geçmiş bulunuyoruz.
Tarihe can suyu verdiğimizi yeniden doğduğunu hep birlikte gözlemledik. Yol olmaz; unutulmaz. Kütüphanelerin erişilemeyen raflarında tozlanmayacak bir değer daim söz konusu. Tozu alınmış geçmiş, günümüzde ve bizimle. Kıymeti, sürecin aksine kendisinde değerlendirmelidir. Mesele yıllardan ziyade zamanın getirdiği çocukluk, yorgunluk. Enerjiyi yenilemek, birlikte üzerinden geçmek ehemmiyeti yüksek bir yaklaşım. Ne olsa geçmiş yeşerir.


