Felsefe öğrencisi olarak bazen okuduğum ayrı dönemlere ait filozofları bir arada düşünüp acaba aralarında sohbetler edebilselerdi nelerden bahsederlerdi gibi kafamı kurcalayan ve düşünmeme sebebiyet veren senaryolar kurmayı seviyorum. Bu yaptığım olayın çok faydalı bir zihin egzersizi olduğunu düşünüyorum ve bu yazıda da sizleri bu egzersize davet ediyorum. Sizin de acaba sevdiğim iki karakter yan yana gelebilse neler konuşurlardı gibi düşünceleriniz ve dile getiremedikleriniz var ise belki bu yazım sizler için bir adım olabilir. Şimdiden iyi okumalar…
Kierkegaard ve Nietzsche’nin bir park yürüyüşünde denk geldiklerini varsayarak aralarında geçen birbirlerinin görüşlerine karşılık verdikleri bir diyalog sunacağım.
Kierkegaard: Merhaba Friedrich, sana denk geleceğim günü iple çekiyordum çünkü felsefi görüşlerimizi karşılıklı paylaşmak ve benim görüşlerim hakkında neler düşündüğünü merak ediyordum. Sana karşı çıkan, sorgulayan ve insanın iç dünyasına odaklanan düşüncelerimin sende yarattığı etkiyi bilmek isterim.
Nietzsche: Tabii ki, Søren. Senin felsefen oldukça ilginç. Ancak ben, güç ve iradenin özgürlüğün anahtarı olduğuna inanan biriyim. İnsanların iç dünyaları yerine, dış dünyaya odaklanmayı tercih ederim. Senin gibi içselliğe ve ahlaka göz atmaktansa olan dünyanın gözle görülür gerçekleriyle ilgilenmek benim daha çok dikkatimi çekiyor.
Kierkegaard: Evet, anladım. Ancak ben, gerçek özgürlüğün ve anlamın içsel bir deneyim olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendi varoluşunu sorgulaması, bireysel olanın üzerine çıkması ve kişisel ilişkilerde dürüstlük arayışı benim için önemlidir. Öncelikli olarak insan kendine yönelmelidir ki sonrasında dış dünya için bir eleştiride bulunabilsin. İlk olarak kendi içindeki hazların, istençlerin farkına varmalıdır.
Nietzsche: Sanırım sen, ahlaki değerleri ve toplumun beklentilerini çok önemsiyorsun. Ben ise, ahlaki değerlerin toplumsal kurallar tarafından dayatıldığını düşünüyorum. Bireyin, toplumsal normlara karşı çıkarak kendi değerlerini yaratması gerektiğine inanıyorum. Ben uyum yerine biraz kişinin tek kişilik başkaldırısından yanayım. Çünkü toplumsal normlarının acılarını yaşamak zorunda değiller. Acılarının sebeplerini tek başlarına değerlendirmeliler. Ki acı ve hiçlik çok birbirini tamamlayan şeylerdir.
Kierkegaard: Öyle düşünüyor olabilirim, ancak bu beni bir karamsarlık ya da nihilizm anlamına getirmez. Ben, insanın kendi seçimleriyle sorumluluk almasını ve tutkularını tanımasını savunurum. İnsanın içinde bulunduğu durumu anlamlandırma çabası, yaşamın anlamını bulmasına yardımcı olabilir. Hiçlik ve acı olmadan da insanlar içsel temellerine inip bunu iyileştirebilirler.
Nietzsche: Anlıyorum, ancak ben yaşamın acımasızlığını ve anlamsızlığını kabul etmeye daha yakınım. Hayatın zorluklarına meydan okumak ve güçlü olmak, bireyin kendini aşmasına yardımcı olabilir. Gerçekleri, kötülüğü görmelerinden yanayım ve bunlara karşı gelmelerinin istencindeyim. Ben, insanın “üstinsan” olarak adlandırılan bir varlık haline gelmesini savunurum.
Kierkegaard: Senin perspektifinden farklıyız, Friedrich. Ben, inanç ve bireysel ilişkilerin insanı anlamlandırabileceğine inanırım. Birazda bu görüşüm dindar olmamdan kaynaklı olabilir. İnsan, iç dünyasındaki çatışmalara ve belirsizliklere rağmen, özgünlüğünü keşfedebilir ve gerçek benliğini bulabilir. Hiçlik olmadan inanarak bu gerçekleştirilebilir.
Nietzsche: İlginç, Søren. Ama ben, inançların insanları sınırladığını düşünüyorum. Benim için, gerçek özgürlük ve anlam, insanın kendini tamamen serbest bırakması ve geleneksel değerlerden kurtulmasıyla mümkündür. Kendini gerçekleştirebilmesi her şeyden sıyrılarak mümkündür, inançlarından, çevresinden etkilenerek hareket etmesi onu özgürlüğe ulaştırmaz.
Kierkegaard: Nietzsche, düşüncelerimiz arasında farklılıklar olsa da, senin cesaretin ve sorgulayıcı yaklaşımın da takdir ediyorum. Her iki felsefi bakış açısının da insan düşüncesine değer kattığını düşünüyorum. Bunları bu denli farklı düşündüğümüz için insanlara özgürlüklerini veya inançlarını sorgulatabilmek adına bir şeyler yapıyoruz ve ne kadar farklı olsakta onlara fikirler sunduğumuz için insanlar farklı şekillerde özgürlüklerini ve varoluşlarını elde edebiliyorlar.
Nietzsche: Teşekkür ederim, Søren. Her iki felsefi görüşün de insanın yaşamını anlamlandırmak için önemli katkılara sahip olduğunu kabul ediyorum. Tartışmalarımızı sürdürebilir ve düşüncelerimizi geliştirebiliriz. Hatta bizden sonra gelecek olan filozoflarda tüm bu görüşlerimize katkılarda bulunabilirler. Herkes kendini varedebilecek bir nokta bulabilir. Hepimizin amacı da bu değil midir zaten?
Kierkegaard: Nietzsche, düşüncelerimiz arasında farklılıklar olsa da, senin cesaretin ve sorgulayıcı yaklaşımın da takdir ediyorum. Her iki felsefi bakış açısının da insan düşüncesine değer kattığını düşünüyorum. Ancak, senin güç ve iradeye verdiğin önemle ilgili daha fazla bilgi alabilir miyim? Özgürlük ve anlam konusunda nasıl bir bağlantı kuruyorsun?
Nietzsche: Elbette, Søren. Benim için güç, bireyin yaşamını istediği gibi şekillendirebilme yeteneğidir. İrade, kendi değerlerini yaratma ve bunları dışarıya yansıtma gücüdür. Birey, toplumsal kurallar ve ahlaki değerler tarafından sınırlanmadan kendi yolunu seçebilmelidir. Bu, özgürlüğün gerçek anlamıdır. Anlam ise, bireyin kendi değerlerini yaratması ve bu değerlerle yaşamını doldurmasıyla ortaya çıkar.
Kierkegaard: Anladım. Ancak ben, insanın içsel bir deneyimle özgürlüğü ve anlamı keşfetmesini savunuyorum. İnsanın kendi varoluşunu sorgulaması, bireysel olanın üzerine çıkması ve kişisel ilişkilerde dürüstlük arayışı benim için önemlidir. Özgürlük, içsel derinliklerimize daldığımızda ve kendimize doğru dürüst bir şekilde yüzleştiğimizde ortaya çıkar.
Nietzsche: Senin düşüncelerin oldukça içsel odaklı, Søren. Ama ben, iç dünyanın kısıtlayıcı olabileceğine inanıyorum. İnsanlar genellikle korkuları, şüpheleri ve sınırlamalarıyla boğuşurlar. Dış dünyaya odaklanmak ve kendi değerlerini yaratmak, bireyin özgürlüğünü ve anlamını gerçekleştirmesine yardımcı olabilir. Dış dünyayı keşfederek güçlü olabilir, sınırlarımızı aşabilir ve hayatta büyük bir etki yaratabiliriz. Çünkü dış dünya görmezden gelerek, kendini bir odaya kapatarak özgürleşmek olanaksız geliyor bizler sosyal insanlarız özgürlüğümüzü dış dünyada yaşamamız gerekir, içsel derinliklerdeki özgürlükle sınırlı kalmamalıdır.
Kierkegaard: Evet, senin perspektifin oldukça dışa dönük. Ancak ben, insanın iç dünyasında derinlemesine bir anlam arayışıyla gerçek bir özgürlüğe ulaşabileceğini düşünüyorum. İçimizdeki tutkuları, korkuları ve çelişkileri anlamlandırdığımızda, gerçek benliğimizi ve yaşamın anlamını bulabiliriz. Bu da insanı daha derin ve anlamlı bir yaşama götürebilir. Sadece kötü hislerle boğuşmak değildir bu içsel huzurunu da görüp ona göre hareket etmelidir. Tüm hislerini, düşüncelerini önce süzgeçten geçirmelidir.
Nietzsche: İlginç bir bakış açısı, Søren. Ancak ben, yaşamın acımasızlığını ve anlamsızlığını kabul etmeye daha yakınım. Hayatın zorluklarına meydan okumak ve güçlü olmak, bireyin kendini aşmasına yardımcı olabilir. İnanç ve iç dünyadaki arayışlar bizi sınırlayabilir. Ben, insanın “üstinsan” olarak adlandırılan bir varlık haline gelmesini savunurum. Bu, toplumsal normları reddetmek ve kendi değerlerimizi yaratmakla mümkündür. Her şeyden sıyrılarak tek başına yolculuğuna çıkabilir insan, istediği noktaya kimsenin sözlerini dinlemeden oluşabilir. İşte bu zaman özgürlüğünü elde eder. Yürüdüğü yolda…
Kierkegaard: Nietzsche, düşüncelerimizin farklı olduğunu biliyoruz. Ancak tartışmalarımızı sürdürebilir ve düşüncelerimizi geliştirebiliriz. İnanç ve toplumun beklentileri, insanın yaşamını anlamlandırmak için önemli katkılara sahip olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda, insanın içsel sorgulaması ve özgünlüğünü keşfetmesi de önemlidir. Bu tartışmalar bizi daha ileriye götürebilir ve insanın varoluşsal sorunlarına farklı bakış açıları sunabilir. Kendini dinledikten sonra çevresini de reddetmeden özgürlüğünü ve varlığını gerçekleştirebilir, illa tek olmak zorunda değildir. Toplumla veya inançlarıyla da özgürleşip kendini gerçekleştirebilir. Kendimizi varedebilmeye…
Bu sohbetten sonra derin bir sessizlik ve bakışmalardan sonra, sakince başlarıyla selam verip yollarını ayırdılar. Çünkü hangi açıdan felsefeye ve insanlığa bir şeyler sunmaya çalışsalar da aslında temel aynı. Birilerine yol göstermek, farkındalığı arttırmak, düşüncenin değerini anlatmaya çalışmak ve insanları düşünen insanlar haline getirmek. Sorgulayan, soran, arayışta olan, kendi yolunu kendi çizmeye çalışan bireylere ihtiyacımız var. Okuyup, gözlemleyip, deneyimleyip, gerek içselleşen, gerekse baş kaldıran ama düşünüp, düşünceleri, bilinçleri, kararları sorumlulukları doğrultusunda gerçekleştiren bireylere ihtiyacımız var. Bu tarz özgür insanlar arttıkça birbirine empati yapan ve ahlaki normları yıkabilen kişiler çoğalacaktır. Bu zamanla toplum akışını sağlıklı yönde etkileyecektir. Özgürlük fayda sağlamalıdır, kişiye ve çevresinede. Sadece özgürlük içsel boyutta kalmamalıdır. İçsel hesaplaşmalar halledildikten sonra varlığımızı gerçekleştirmek için yaşadığımız dünyaya dönerek sorumluluklarını aldığımız eylemlerimizi gerçekleştirmemiz gerekir.
Benim tüm bu dönemden anlayabildiklerim bunlardır ve anladığımı düşündüğüm konulardan pek uzaklaşmak istemedim. Özgür olabildiğimiz ve kendimizi varedebildiğimiz yarınlara emin adımlarla. Saygılarımla…
KAYNAKÇA:
- Chatgpt
- Akılcılıktan Varoluşçuluğa- Robert C. Solomon
