Unutulmuş olmanın üzüntüsü içerisinde, saksıdaki bir çiçektim. Gençtim, aşıkları izler, onlar gibi bir aşkım olsun isterdim; ama bir çiçekseniz sadece aşıkların hediyesi olabilirsiniz. Ancak o gün çok şaşkındım. Çünkü aşkın hep göz alıcı yönlerini görürdüm ve aslında sevginin nasıl da bir çiçek büyütmeye benzediğini fark etmemiştim. Ben saksıda unutulmuş bir çiçeğim. Bu yüzden bir çiçeği büyütmenin, canlı tutmanın ne kadar emek gerektirdiğini bilirim. Doğru miktarda su vermezseniz çiçek ya az sulandığı için benim gibi kurur ya da çok sulandığı için çürür ve ölür.
O gün çok şaşırmıştım çünkü en sevdiğim çift sanki birbirlerini hiç istememiş gibi tartışıyorlardı. Onların ilk zamanlarını hatırlıyorum da. Kız bir melek kadar beyaz ve güzeldi. Oğlan gözlerini ondan alamaz onun dizlerinin dibine oturur ve gözlerini gözlerinden ayırmadan bir şeyler anlatırdı. Oğlan anlattıkça kızın güzelleştiğine şahit olurdum. Kız ışıl ışıl olur, bir yıldız gibi parlardı. Kız güzelleştikçe de oğlan daha çok gülümser daha çok anlatırdı. Böylesi bir aşka ilk kez şahit olmuştum. Bu yüzden de çok kıskanmış, bir çiçek olduğum için böyle bir aşka hiç sahip olamayacağıma üzülmüş, oğlanın kıza verdiği o çiçeklere imrenmiştim. Çoğu kez o çiçeklerden biri olmak istemiş, böyle bir güzellik için feda olmak istemiştim. Oracıkta koparılıp kızın narin ellerine düşmek istemiştim. Aşkı böyle bir şey sanırdım. Böylesi bir aşk için feda olmaya hazırdım. O zamanlar henüz kuru bir çiçek değil, capcanlı ve güzeldim. Beni oraya bu oğlan dikmiş orayı buluşma noktaları yapmıştı. Sonra başka çiftler geldi ve ben aşıklar çiçeği oldum birden. Beni yalnızca oğlan sulardı. Kıza verdiği sevgi kadar su verirdi bana. Herkes biraz ilgi ister. Bende bu ilgiyle coşar daha da çok çiçekler açardım. Çiçeklerim açtıkça mis gibi kokar daha çok güzel kızı ve oğlanı buraya çekerdim. İlk başlarda her gün gelirlerdi. Her gün bana su verdikleri için ilk başlarda tutunmakta çok zorlanmıştım ama sonra her gün gelmeyi bıraktılar. İki üç günde bir gelir burada gülüşürler bazen öpüşürler sonra beni sularlar bana veda edip giderlerdi. O günler en güzel göründüğüm, en güzel koktuğum günlerdi. Sonra kurumaya başladığımı fark ettim. Oğlan beni sulamayı unutur olmuştu. Kızla eskisi kadar yakın oturmuyorlar ancak yine de gülüp sohbet ediyorlardı. Kızın hala gözleri parlıyordu her şeyin yolunda olduğuna emindim. Sonra da daha az gelmeye başladılar. Geldikçe kız bana su verirdi. Bazı zamanlar kız yalnız gelirdi, beni sulayıp giderdi. Ancak öyle bir unutuldum ki sonunda saksıda kurumuş bir çiçek oldum.
O gün geldiklerinde bir terslik olduğunu anlamıştım. Kız gittikçe çirkinleşmişti, artık ışıltısı da yoktu. O beyaz teninden eser kalmamış sararıp solmuştu. Ben de artık o kadar güzel değildim ve koku falan da saçmıyordum. Kız oğlanın artık onu sevmediğinden şikâyet ediyor, az önce size anlattığım o güzel şeylerden bahsediyordu. O günleri özlüyor, o günlerden bahsederken biraz güzelleşecek oluyor ancak sonra konuya geri döndüğünde tekrar çirkinleşiyordu. Oğlan da artık gülümsemiyor, dudaklarından güzel sözcükler yerine can yakan sözler çıkıyordu. Aşkın içinde bu kadar zıt duyguyu barındırdığını o zaman öğrenmiştim. Sadece unutulmuş olmanın üzüntüsü içerisinde kurumuş bir çiçektim. Oracıkta birbirlerine veda ettiler. Kız gitti sonra oğlan da gitti. Arkasına bakan ya da beni sulayan olmadı.
Onlarının sevgisinin temsili gibiydim. Başlarda çok sulandım ve hayata tutunmakta zorlandım. Gençtim, coşkuluydum, güzel kokular saçardım. Sonra ise o kadar az sulandım ki kurudum ve kaybolmak üzereyim. O günden sonra ikisinin de ara ara gelip benimle konuştuğu olurdu. Asla aynı gün gelmezlerdi. Sanki orada olduklarını biliyorlarmış gibiydiler. Bunca süre boyunca hiç karşılaşmadan buraya gelir, benimle konuşurlardı ama su vermeyi yine unutur giderlerdi. Böylece gün geçtikçe kurudum.
Bu dünyadaki son günümde, kurumuş çiçeklerim henüz üzerimde dururken, kız tekrar geldi. Konuşurken ansızın durdu ve dedi ki “Sana isim koymamıştım değil mi? Senin adın Güzel olsun’’ Ölmek üzereyken bir ismim olmuştu ve ismimin layığını verebilecek kadar güzel değildim artık. Sonra kız ağlamaya başladı, “Ne kadar da aptalım, bunca zaman sana su vermeyi unuttum!’’ Sonra oğlanın geldiğini gördüm uzaktan, kız fark etmedi. Çantasından şişeyi çıkarmış ve dibinde kalan azıcık suyla beni hayata döndürebileceğini düşünmüştü. Oğlanın sesi ile irkildi. Ben de kız kadar şaşkın bakıyordum. Oğlan bana yaklaştı ve dalımı tutup çat diye kopardı. Çiçeği kıza uzattı ve şöyle söyledi kıza eskisi gibi gülümserken “Ben çiçeklerimi hep unutur kuruturum ama bunu saklamak istiyorum, sen onu benim için saklar mısın?’’
O gün yok mu oldum yoksa sonsuz mu olduğumu hiç anlayamamıştım. İnsanlar ve sevgileri hep biraz tutarsız olmuştur. Ama en önemlisi insanlar hep hatırlanmayı dilerken aslında kendileri ne kadar da unutkandı. Aşk rafta gördüğün güzel bir çiçeği alıp eve götürmek değildi. Her çiçeğin gerektiği kadar sulanması gerekir, bir kaktüsün bile. Ne eksik ne fazla. Bir defterin arasında kuruyup, bir hatırayı canlandırırken hala düşünürüm. Öldüm mü, yoksa sonsuza kadar yaşamaya değer miydim?
