1917 yılından 1930’lu yılların başlarına kadar yaratılan tüm edebiyat 1920’li yılların edebiyatı olarak kabul edilmektedir. O yılların sosyo-tarihsel koşulların içerisinde oluşmuş edebiyat, 1917 Devriminin, ülkeyi parçalayan İç Savaşın, Bolşeviklerin baskıcı rejimin, büyük aydın göçün parçalarını barındırmaktadır.Yirmili yıllarda artan ideolojik çatışmalara yer veren edebi eserler ve bunun yanında da yeni ortaya çıkan ve üretken olan edebi gruplar, cemiyetler, dergiler ile zenginleşir. Aynı zamanda yeni türler, formlar ve tekniklere ek olarak daha önce var olmayan konular da ortaya çıkmıştır.
Ekim Devrimi edebiyatı devrim için hizmet etmesine çağırmış, A. M. Gorki, V. V. Mayakovski, D. A. Furmanov ve M. A. Şolohov gibi sanatçılar bu çağrıya yanıt vermişlerdir. Bu sanatçılar daha sonralarda Sovyet yazarları olarak anılmaya başlamışlardır. Sovyet yazarların amacı sosyal gerçekçiliği, sınıf savaşlarıyla, işçinin çektiği acılarıyla, oluşturulan “yeni insan” fikriyle objektif bir gerçekçilik içerisinde subjektif bir bir şekilde aktarmaktır. M. Gorki Ana adlı eserinde hem Rus işçinin çektiği zorluklarından hem de Devrim öncesi ve sonrası ülkedeki genel durumundan bahsetmektedir. D. Furmanov ise İç Savaş dönemini ve halkın yaşadıklarını tüm zorluklarıyla Çapayev eserinde yansıtmıştır. Don Hikayeleri’nde M. Şolohov İç Savaş dönemine ayna tutmuştur.
Ancak Devrimin çağrısını reddedenler de vardı, bunlar ülke içinde kalıp Bolşeviklerin ideolojisini savunmak istememişlerdir. Bunlardan B.Pasternak, M.Bulgakov, A.Ahmatova ve A. Platanov “masaya çalışan” yazarlar olarak devam etmişlerdir. Hükümetin ideolojisini savunmak istemeyenlerin eserleri çoğunlukla yasaklanmıştır, bu yüzden de “Yeraltı Edebiyatı” ortaya çıkmıştır. Bir çok yazar Sovyet dönemi baskıcı rejiminin sansürleri nedeniyle eserlerini yurtdışına götürüp orada basmak zorunda kalmışlardır. “Yeraltı Edebiyatı” oluşturan eserlerin içinde tüm yirminci yüzyıl boyunca Rus edebiyatında bulunan konular (Devrim ile halkın, siyaset ile ahlakın ilişkisi; geleneksel hümanizmin sorunları, geleceğin ve teknolojik ilerlemenin problemleri; “yeni insan” krizi vb. ) işlenmişti. Bunun bir örneği basımı yasaklanan ancak yurtdışı çıkartılıp basılan Boris Pasternak’ın Doktor Jivago’dur. Bu eserde ülkenin çöküşüyle birlikte, değer yargıların ahlaksızlaşması, halkı sefalet içinde yaşaması, aile değerleri ile yapısının bozuluşu gibi konular ele alınmıştır.
Devrim sonrası başlayıp, İç Savaş zamanında da devam eden Bolşevik karşıtlarının kendileri seçtiği bir göç başlamıştır. İç Savaş sonrası dönemde sürgünler nedeniyle ülkeden atılan bir çok sanatçı olmuştur. Bunun sonucunda da “Göçmen Edebiyatı” ortaya çıkmıştır. İ. Bunin, A. Kuprin, V. Nabokov, A. Averçenko, A. Kuprin ve M. Tsvetayeva gibi isimler Avrupa ülkelerine, Balkanlara, Amerikaya ya da İstanbul’a (o dönemin Konstantinopolis’e) yerleşmişlerdir. Yerleştikleri şehirlerin kültüründen etkilenerek sanatçılar diğer yazar ve şairlerle birleşip gazete ve dergiler çıkarmışlardır. Bunun sonucunda güçlü bir “Göçmen Edebiyatı” oluşturmaya başlamışlardır. Göç sonrası dönemde A. Kuprin, A. Tolstoy ve M. Tsvetayeva ülkelerine dönen bazı isimlerdir. A. Averçenko Bir Saf Dilin Hatıra Defteri’nde göçü ve göç süresince Rus halkının çektiği zorlukları yeni oluşan edebiyatı ironik bir dille vermiştir. Y. Zamyatin ise sürgün zamanında basabildiği anti ütopik Biz adlı eserinde Devrim sonrası hükümetin sunabileceği devleti eleştirmiştir.
Devrim sonrası dönemde ülkede birçok sanat grubu açılmaya başlamıştır. 1920’lerde sadece Moskova’da bu grupların sayısı otuzdan fazladır. Grupların bir kısmı hükümetin aracı olurken diğerleri kendini siyasetten uzaklaştırıp sadece yeni form ve metodları bulmaya odaklanmışlardır. Bunlardan bazıları: farklı form ve teknikle deneyler yaparak sanatsallık aracılıyla modern zamana ayna tutmaya odaklanmış “Serapion Kardeşler”; Absürd akımından etkilenen ve bu akımı Rusya’ya getirmeye amaçlayan OBERİU (Rusçadan ОБЭРИУ, «Объединение Реального Искусства»), devrimi savunan ve onu sanata yenilik getirmek için bir araç olarak gören LEF (Rusçadan ЛЕФ, «Левый Фронт Искусств»), “Sol Cephe Sanatı”; 1925 yılında açılan ülkedeki en büyük ve en güçlü topluluk olan RAPP (Rusçadan РАПП, «Российская ассоциация пролетарских писателей» ) ya da diğer adıyla “Rus Proleter Yazarlar Topluluğu”
1920’li yılların edebiyatı 1917 Devrimi, İç Savaş ve ondan sonra gelen yeni hükümetin öne çıkardığı bazı fikirleriyle oluşmuştur. Devrimi imkan olarak görerek yeni teknikler ve formlar geliştirilmiştir. Devrimden sonra bazı yazarlar yeni hükümeti desteklemiş ve kendilerini “sosyal gerçekliği” aktaran bir araç olarak görmüşlerdir. Diğerleri yeni gelen hükümetin ideolojisini benimsemeyerek, bu dönemin diğer, karanlık yüzünü göstermeye çalışmışlardır. Bunun sonucunda da bu eserler yasaklanıp, “yeraltı”nda basılmıştır. Böyle olunca da bazı yazarlar çocuk kitapları yazarak ya da gazete ve dergilerde editör olarak çalışarak hayatlarına devam etmişlerdir. Bazı yazarlar da sürgüne yollanmışlardı ve daha önce göç eden sanatçıların oluşturduğu “Göçmen Edebiyatı”nı zenginleştirmişlerdir. Devrim aynı zamanda ülke çapında birçok RAPP, LEF, OBERİU gibi yeni edebi topluluk oluşmasına da neden olmuştur. Edebiyatın form ve yapısında değişiklikler gerçekleşmiştir. Fantastik, satirik ve grotesk konular da ortaya çıkmaya başlamıştır.


