Batı’nın debdebesi susup hengâmesi kesilince, açılır Doğu’nun yediveren gözü, sahranın ıssız gönlünde. Yürüyor gözleri görmeyen bir pîr-i fâni ve onun kız torunu… Çölün uçsuz bucaksız tepelerini geçerken izler bırakıp ateşîn kumlarda yürüyorlar. Arayıştır çöl, hikmet arayışı… Çöl, kendine yolculuk. Durgunluk ve eylemin helezonik döngüsü. Yürüyorlar… “Nefesini sakla.” diyor ârif olan. Doğu’nun irfânından çölün ahengine menekşeler serperek… Yürüyorlar… “Nefes de lazımdır. Nefesini sakla.” diyor dokuz- on yaşlarındaki kıza. Nereye gidiyorlar? Çölde her otuz yılda bir yapılan, yerini kimsenin bilmediği derviş buluşmasına. Yürürken “varlığın perdeyi yırtan gölgesi” düşüyor üzerine kum zerreciklerinin. Kimi okyanusları aşarak geliyor bu toplantıya, kimi dağları delerek. Yolu bilmeden nasıl varacaklardı oraya? Âmâ olan mırıldanıyor: (1)
“Yürümek yeterli, sadece yürümek… Davet edilenler yolu bulacaktır.” (2)
Bab’Aziz: The Prince That Contemplated His Soul, maneviyat, yaşamda anlam arayışı temalarını araştıran, görsel olarak çarpıcı ve düşündürücü bir film olup, özünde kör derviş Bab’Aziz ve torunu Ishtar’ın çölde seyahat ederken kendilerini keşfetme yolculuğunu konu alır. Yol boyunca, her biri kendine özgü bir hikayeye ve bakış açısına sahip çeşitli karakterlerle karşılaşırlar. Bu sayede film, ruhun doğası, evrenin gizemleri üzerine düşündürerek, hayatın anlamını ve insanın varoluş amacını sorgular. Tefekkür yolculuğunu, hem kişisel hem de evrensel bir biçimde ele alarak izleyicisini, bu derin soruları keşfedip hikayeye katılmaya davet eder.
“Bu dünyanın insanları
Bir mumun alevi önündeki üç pervane gibidir…
İlk olan yaklaştı ve :
“Ben aşkı biliyorum dedi. ”
(Bu, Osman’dır.)
Tunuslu senaryo yazarı ve yönetmen Nacer Khemir’in 2005 yapımı eseri, her yönüyle zengin, mistik atmosferi için Sufi felsefesi ve şiirinden ilham almaktadır. Estetik kimliği ile bütünleşen film, geniş çöl manzaraları ve doğal dünyanın güzelliğini karmaşık detaylarla yakalayan çarpıcı etkiler barındırmakta, didaktik kimliğe bürünmeden zamansızlık ve evrensellik duygusu yaratma eğilimi göstermektedir.
Bab’Aziz, kullandığı görsel ve işitsel unsurlar ile izleyicileri yaşamın ve evrenin gizemlerini düşünmeye davet eden büyüleyici ve sürükleyici bir deneyim yaratmayı amaçlamaktadır.
Görüntü Yönetmenliği: Filmin en çarpıcı özelliklerinden biri sinematografidir. Sürükleyici çöl manzaralarını nefes kesici ayrıntılarla yakalarken, kamera açıları ve hareketleri, filmin mistik temalarını aktarmaya yardımcı olan bir akışkanlık hissi yaratmaktadır.
Renk ve Işıklandırma: Filmin renk paleti ağırlıklı olarak topraksı ve yalın olmasıyla birlikte, sıcak kahverengiler, turuncular manzaraya hakimdir. Bu durum filmin merkezi bir teması olan doğa ile uyum duygusu yaratır. Etki merkezli aydınlatma kullanımı, filmde sıcak çöl güneşine karşı serin ay ışığı ile, filmin dualite ve denge temalarını güçlendiren bir kontrast sağlamaktadır.
“İkinci olan kanatlarıyla
azıcık aleve dokundu ve :
“Ben aşk ateşinin nasıl yaktığını biliyorum. dedi. ”
(Bu, Zeyd’dir.)
Ses ve Müzik: Film, minimal bir ses anlatım biçimine sahip olmakla birlikte, rüzgar ve hayvanlar gibi ortam sesleri, Farsçanın gönülçelen şiirselliğiyle bütünleşerek çöl mekanına dalma hissi verir. Filmin müziklerinde, zamansızlık ve maneviyat duygusu yaratmak için geleneksel Orta Doğu enstrümanları ve melodileri belirgin bir biçimde kullanılmaktadır.
Set Tasarımı ve Kostüm: Set tasarımında çöl mimarisinin ve yapay estetik değerlerinin karmaşık detayları bir tarih ve gelenek duygusu yaratmaya yardımcı olmakta, dervişler ruhsal saflıklarını vurgulayan beyaz elbiseler giyerken, yerel halk ve yan karakterlerin karmaşık desenli geleneksel kostümleri dikkat çekmektedir. İki durum arasındaki tezatlık hikaye ve mekanda da işlenerek, karmaşa ile dengeyi sağlamaktadır.
Film Temposu: Kısa aksiyon ve diyalog anlarıyla serpiştirilmiş uzun sessizlik ve yansıma uzantılarıyla gecenin karanlığında çölde bir silüet etkisi yaratmaktadır
“Üçüncü olan kendisini alevin kalbine attı
ve alev tarafından tüketildi.
Hakiki aşkın ne olduğunu sadece o bildi… ”
(Bu, Kızıl Saçlı Derviş ve Bab’ Aziz/Prens’tir.)
Sembolizm: Film, temalarını güçlendirmek için sembolizmi kapsamlı bir şekilde kullanmaktadır. Örneğin, dönen bir tekerleğin yinelenen görüntüsü, yaşamın döngüsel doğasını sembolize ederken, ay ve yıldızlar varoluşun ebedi ve aşkın yönlerini temsil eder. Ishtar’ın sabırsız ve aceleci olması nefisi, çöl arayışı, şair aşkı metaforik biçimde işlemekte iken; Âmâ bir figürdür, Bab’ Aziz.
Hikaye nihayete ermiş, yoldaşlar ayrılmış, yolculuk son bulmuştu. Âmâ derviş maddeye kapalı, manaya açık gözlerini bu sefer sonsuzluk için yummuştu.
“Aramakla bulunmaz lâkin bulanlar hep arayanlardır.”
Kaynakça:
(1): Leyla Yıldız: Histerik dünyanın İslâm algısına başkaldırı: Bab’Aziz
Yayın Tarihi: 03 Ağustos 2022 Çarşamba 10:00
https://www.dunyabizim.com/sinema/histerik-dunyanin-islm-algisina-baskaldiri-babaziz-h46586.html
(2): Tanino Guerra, Nacer Khemir, Bab’Aziz: The prince who contemplated his soul (2005)
