2026
No 11

Kadın Olmak

İlk insanın yaratılışından bu yana var olan ve belirli kalıplar içerisinde yaşamaya çalışan, bu çalışmanın karşılığını göremeyen canlının tanımıdır kadın. Bazen el üstünde tutulmuş bazen de erkeklerin gölgesinde yaşamaları için çeşitli kurallar konulmuştur kadınlar için. Tarih boyunca toplumun yaşam biçimi, kültürel değerleri, inanışları ile beraber görevleri ve sorumlulukları da çeşitlenmiştir. Geçmişten günümüz Türkiye’sine kadar yaşanan dönemsel ayrışmalar, rollerinde ve sorumluluklarında olumlu, olumsuz değişimler yaşatmıştır. Örneğin; tarihimizin ilk dönemlerinde göçebe yaşam tarzından dolayı kadınlar toplumsal yaşamda önemli bir role sahipti. Sadece temizlik ve çocuk bakmak gibi işleri yapmaz; bunların yanı sıra siyasal, ekonomik ve sosyal faaliyetlerde de bulunurlardı. ”Hatun” olarak isimlendirilirler ve hakanların eşi olarak da yönetimde söz sahibi, karar verici olarak bilinirlerdi. O zamanın şartları gereği yaşanılan savaşlarda, günümüzde kullanılan; ”Güç erkektedir.” düşüncesi ile ilerlenmemiş ve kadınlar da birer savaşçı olarak düşmanla karşı karşıya gelmişlerdir. Sonraki dönemlerde daha katı kuralların benimsenmesiyle  kadın erkek rolleri ayrışmaya başlamıştır. Kadınlar evin idaresi olmuş ve yer yer vakıf, dernek kurmak gibi hayır işlerinde etkili olmuşlardır. Osmanlı döneminde ise kadının yeri daha çok harem ve aileleriyle sınırlıyken, ”Valide sultan” olarak adlandırılan padişah anneleri padişah üzerinde büyük etkiye sahipti. Böylelikle devlet işlerine dahil olacak şekilde söz hakları bulunmaktaydı. Saray dışındaki diğer kadınlar ise daha çok ailelerine odaklı, bunun dışında da hayır işlerine bakarak hayatlarını idame etmişlerdir. Cumhuriyet döneminde kadınların toplumsal hayattaki rollerinde değişmeler olmuştur. Yapılan reformlar kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik hayatta daha fazla yer almasını sağlamış, kadınların eğitimi ve iş hayatına katılımı desteklenmiştir. Eğitimli bireyler olan kadınlar toplumda daha aktif ve faydalı bireyler olarak bulunmaya başlamışlardır.  1926’da Türk Medeni Kanunu’nun kabulüyle birlikte, kadınlara eşit haklar tanınması ile kadınlar; boşanma, miras gibi konularda erkeklerle eşit statüde olmuşlardır. 1930 yılında belediyelerde seçme ve seçilme hakkı, 1934 yılında da mecliste seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Tüm bu dönemleri göz önünde bulundurduğumuzda bile vardığımız netice maalesef ki hala iç açıcı değil çünkü inişli çıkışlı olan bu süreç içerisinde kadınlar adına iyi ve kötü kararlar alanlar kadınların yaşadıklarını tam olarak anlayamayan ve ikinci planda olmanın ne demek olduğunu bilmeyen karşı cins tarafından gerçekleşmiştir ve kadınlarımız hiçbir zaman tam anlamıyla eşit bir yaşam sürememiş, bunun için her zaman çabalamışlardır. 

   Günümüze gelecek olursak kadınlarımız; eğitimden sanata, iş hayatından siyasete birçok alanda ortaya koydukları işlerle ün kazanmış ve önde gelen isimlerden olmayı başarmışlardır. Lakin günümüz Türkiye’sinde de hala ataerkil düşünce yapısının varlığından kaynaklı kadınların hakları ve özgürlükleri kısıtlanmaya devam etmektedir. Toplumsal sorun olarak ele aldığımız kadına psikolojik ve fiziksel şiddet, cinsiyet eşitsizliği gibi problemler ardı arkası kesilmeyen bir şekilde devam etmektedir. Var olan haklarını hakkıyla yaşayabilmek adına mücadele eden, varlığını göstermekte olan; gücüyle, düşüncesiyle, yaptıklarıyla ve işiyle ”Ben de buradayım.” diyen kadınlarımızın sesleri bastırılmaya çalışılmaktadır ve her gün çeşitli bahanelerle kadınlık katledilmektedir. Hayallerini gerçekleştirmek, başarı elde etmek için adımlar atmak yerine hayatta kalmak için korunmanın yolları aranmaya başlanmıştır. Bir canı almanın basitleştiği bu topraklarda öldürülmenin suçlusu da kadın ilan edilmiştir. Sanki bu duruma hareketleriyle, giyimiyle veya dışarıda olduğu saat aralığıyla o teşvik etmiş gibi lanse edip kadını suçlarlar. İşin ucu sürekli bir şekilde kadına dokunur. Eğitemediğinden ya da toplumun dayattığı belirli kalıplar dışına çıktığından dolayı başına kötü olayların geldiğinden bahsedilir ama hiçbir zaman suçlunun karakteri, psikolojisi, eğilimleri tastamam göz önünde bulundurulmaz. En büyük haklardan olan yaşama haklarının ellerinden alınması bile belirli nedenlere bağlanıp normalleştirilir. Maalesef sadece kadın olmak değil çocuk olmak da zordur. Güle oynaya arkadaşlarınla eğlenmen gereken zamanda şahit olduğun durumlardan dolayı veya henüz iki yaşındayken darp edildiğinden, cinsel istismara uğradığından gözlerini cennete açabilirsin…  

    Biz geride kalanlar ise sesimizi kısmadan, başımızı eğmeden, korkmadan tüm bu olanlara inat hem kendimiz için hem de kız kardeşlerimiz, annelerimiz, çocuklarımız için mücadele ederek küllerimizden doğacağız. Sesi bastırılan her kadının sesi, oyuncağı elinden alınan her çocuğun oyun arkadaşı olacağız. Kimsenin ruhsal problemleriyle uğraşmak, kimseyi idare etmek, değişmesini beklemek zorunda olmadığımızı kabul ettirene kadar çabalayacağız. ”Kızını koru!” nidaları yerini ”Oğlunu eğit!” düşüncesine bırakana kadar haklı mücadelemizde en öncü konumda olmaya devam edeceğiz. Yani kısacası bizler bu mücadele sonucu mezarına çiçek bırakılan kadınlardan değil hayattayken korkusuzca yaşamanın verdiği mutlulukla çiçek açan kadınlardan olmak için çabalayacağız.

'Kızını koru!'' nidaları yerini ''Oğlunu eğit!'' düşüncesine bırakana kadar haklı mücadelemizde en öncü konumda olmaya devam edeceğiz. Yani kısacası bizler bu mücadele sonucu mezarına çiçek bırakılan kadınlardan değil hayattayken korkusuzca yaşamanın verdiği mutlulukla çiçek açan kadınlardan olmak için çabalayacağız.

Yazı: Derya Memiş

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.