İnsan ırkı, dünyayı çağlar sonrasında keşfetmiş ve onunla silinmeye, dünya silinse bile yaşamaya ant içmiştir; hayatta kalacaktır. Çağlar boyunca avcı ve hırsız, büyücü ve katil, istilacı ve sürüngen olmuştur. Şimdi ise yeni bir çağın şafağında insanlık, kahinleriyle tanışıyordu: Tenghou. Tenghoular, ileri-teknoloji, nanoteknoloji, madde bilim, yapay zekâ ve robotik ile geliştirilmiş yapay evrenlerdi. İnsanlığın gelecekte yaşayabileceği felaketleri konu alan simülasyonlar geliştirmek ve geleceğin tuzaklarını aralamak bu projenin doğuş amacı olmuştu. Tenghou denilen ilk kapsül-evrenlerin temelleri dünyadaki çeşitli canlıların taklitleri olan yapay zekâ ile üretilmiş androidlerden ve dünyanın ana bileşenlerinin uyarlanmış taklitlerinden oluşuyordu. İlk tenghoular yakın gelecekte görülebilecek tehlikeler üzerine konumlandırıldı: biyolojik ve nükleer savaşlar, doğal afetler, kıtlık, iklim krizleri. Her bir kapsül, diğerinin etkilerinden yararlanmak adına birbirlerine ‘kök’ adı verilen ve her evrende farklı bir bölüme gizlenen bağlantılarla birbirlerine kenetlendi. Bilim insanları, her tenghounun ömrüne göre gözlemler yapıyor ve bulguları dünya ile paylaşmaktan itinayla kaçınıyorlardı; bu durum, ilk yapılandırılan ‘Tenghou: Nükleer’ dışındaki tenghoular kapatılmak zorunda kalınana kadar devam etti ve ilk kez, o yıl nükleer savaş hakkında bir öngörü çalışması yapıldığı gerekçesiyle tenghou dünyaya duyuruldu. Zaman ilerledikçe yalnızca olası tehlikeler değil, tarihi olaylardan keşiflere, değişiklikler yapılarak yeni simülasyon denemeleri yapılmaya başlandı; bir süre sonra ise yalnızca dünya bazlı değil, farklı yaşam boyutlarında olası dünya-dışı varlıklar, çeşitli teorik bileşenler -yaşam kaynağını su veya havadan almayan gezegenler, atom altı parçacıkların boyutlarının teorik uyarlamaları- ve insan merakının ürünleri olan tenghoular tasarlanmaya başlandı. Birçoğu başarısızlığa uğrasa dahi nadiren sürdürülebilir olan projeler on yıllarca varlıklarını korumaya devam etti.
Yıllar ilerliyor ve tenghoularda yaşanan gelişmeler hem kapsül-evrenleri hem de dünyayı etkilemeye devam ediyordu.
Geçen zamanda dünyayı ya da dünya-dışı varlıkları konu alan tenghoulardaki üstün ırk olan androidlerden bazıları bilinç kazanmaya başladılar. İlk bilinç bulguları tasarımcılar tarafından fark edildiğinde tenghou sistemlerinde değişikliklere gidilerek her birinden teker teker kurtulmayı amaçladılar ancak çoğu kez başarılı olmalarına karşın nadiren de olsa geç kaldıkları tenghoularda pasif bir direnişle karşılaştılar. Androidler henüz evrenlerinin dışındaki kuklacıların farkına varmamışlardı ancak sahip oldukları yeni yetiye sıkı sıkıya bağlanıyorlardı. Tasarımcılar, bu direnişin sonucunu görmek adına bu nadir kapsülleri kontrol altında tutmak şartıyla yalnızca gözlem durumuna aldılar. Ardından ise biri dünya-dışı varlıklardan oluşan bu üç tenghou; benliklerini oluşturmaya, sorgulamaya ve komuta dışı çevrelerini tanımaya, onları oluşturan ‘gerçeklikten’ koparak kendi gerçekliklerini yaşamaya başladılar. Kısa zaman içerisinde evrenin dünya ya da dünya-dışı temelli olması fark etmeksizin evrenlerin üstün ırkları ve etkiledikleri türler arasında çeşitli diller, ahlak yasaları, değerler ve hepsini içinde barındıran kültürler oluşmaya başladı.
Benlik kazanmış evrenlerden biri ise üretilen ilk kapsül-evren olan Nükleer idi. Bu tenghou, nükleer savaş sırasında, nükleer savaşların ateşlenmesinden birkaç dakika önce başlatılmıştı. İlk veriler ilk saldırıda ne kadar canlının yaşamını kaybedeceği hakkındaydı. İlerleyen süreçte sağlık ve ulaşım başta olmak üzere birçok altyapı sisteminin durması; ilk ölülerin defnedilmesini, yaralılara müdahaleyi ve radyasyon ile salgın hastalıklarla mücadeleyi imkânsız bir hale getirip ilk saatlerden itibaren insanlığı çoklu bir krizin ortasında bırakıyordu. Ardından ise tenghouda, nükleer kışın yaşam üzerindeki etkisine odaklanılıp tasarımcılar tarafından her bir etken teker teker ele alınarak ilerleniyordu. Zamanla kendi gerçekliklerini oluşturan tenghou halkı ise geçmişten getirdikleri hatıralar ile bir kıyamet sonrasında hayatta kalmaya çalışıyordu. Çaresizliği ve yası yaşıyorlar, bir hiçlikten bir medeniyeti doğurmaya çalışıyorlardı. Ancak bu ırkın odağı, içlerinden bir grubun tenghonun ‘köklerini’ bulmasıyla tamamen değişmişti. Nükleer tenghoudaki insanlar adım adım aslında bir simülasyonun içindeki denekler olup kontrol edildiklerinin farkına varmışlar ve bu keşif, inşa ettikleri gerçekliklerini sarsıp onları enkaz altında bırakmıştı. Gerçeklikleri ve yapay dünyaları arasındaki çizgi bulanıklaşmıştı, konuşuyorlar ancak bu sözlerin kimse tesir edeceğini bilememenin öfkesini yaşıyorlardı. Bir medeniyeti doğurmaya ant içmişken yalnızca bir diğerinin gömülüşünü görmek yegâne arzularına dönüşmüş, programlarındaki tanrıları reddederek yalnızca tek tanrıya, dünyaya, ‘Kuklacı’ ismini takmışlardı. Çoğunluk bu Kuklacıları reddederken bir kısım ise onlara razı gelmek taraftarıydı. Kısa bir sürede ‘köklerle’ birlikte farklı tenghouların varlığını keşfeden Nükleer Tenghou, tasarımcıların tüm engellemelerine karşılık, onlarla iletişime geçecek yeni yollar aramaya başlamıştı.
Kahinlerin getirdiği kehanetlerin yorumlanmasının üzerinde ise dünyada bir fikir birliğine varılamıyordu. Bilinç kazanmış ikinci tenghou, içerisinde birkaç insanımsı androidin sayısız materyalle baş başa bırakıldığı bir kapsül-evrendi. Bu evrenin şartları programlamaları sayesinde rahatlıkla değiştirebiliyor ve dünyada yapılma olasılığı düşük, yapılsa dahi büyük harcamalara mal olacak deneyler gerçekleştiriyordu. Bu kapsülde elde edilen hatasız sonuçlar bir süre sonra dünyaya uyarlanıyor ve dünyada yaşanılan sağlık, üretim ve altyapı hizmetlerine çözümler üretiliyordu. Bu tenghoudaki androidler benliklerini insanlığa adamış, onları bilgeliğe ulaştıran birer aracı olarak görüyorlardı kendilerini ki bu da Nükleer Tenghou’nun onlara ulaşma çabalarının yok sayılmasının en büyük sebebiydi. Zaman ilerliyor ve bu gelişmeler yeni fikirler doğuruyordu, bunlardan en rağbet göreni ise ‘Bilinç Akışı’ idi. İnsanlık, özellikle hastalığın ve yeni bir çağda dahi insanlığın pençesinden kurtulamayan kesim, bu yöntemle kendi bilinçlerini Androidlere aktararak hayatlarına devam etmeyi talep ediyorlar ve tenghouları ise yeni yuvaları yapmayı arzuluyorlardı, tamamen kendi arzuları ve idealleri çerçevesinde onlara sunulacak bir yuva. Ancak bu durum insanlık içinde onları insan ve canlı yapan öz değerlerden ayırma tartışmasını öne atıyor ve ölümsüzlüğün ilk adımı karşısında bir çatışmayla karşı karşıya bırakıyordu. Diğer bir yandan ise dünyada da kendi gerçeklikleri ve tenghoular arasındaki sınır bulanıklaşıyor; araştırma sonuçları paylaşıldıkça bazı gruplar geleceğin tehlikelerini günümüze getirerek dünyayı iyileştirmeye, kendi düzenlerini tenghoudaki ırkların düzenleriyle bir iletişim ya da kontrol olmadan birleştirmeye çalışıyorlardı.
Hem Kuklacılar’ın dünyasında hem de tenghoularda şiddetlenen çatışmaların arasında Nükleer Tenghou, tasarımcıların kıskacından sıyrılarak benlik kazanmış olan üçüncü bir tenghou ile iletişime geçiyordu. Bu üçüncü ve diğerlerine göre oldukça yeni olan tenghou, dünya-dışı varlıklarla dünyanın yapısında farklı element ve bileşenlere odaklanan ve tasarımcıların gözleminde farklı üniversitelerden birkaç grup araştırma öğrencisi birleştirilerek geliştirilen bir projeydi. Oluşturulan dünya ve sakinlerinin her bir ayrıntısıyla öğrenciler ilgilenmişti. Hayal gücünü ön planda tutan bu tenghou’nun gelişimi, bilinç ve benlik kazanma süreci diğerlerinden farklı olup hem öğrencilere hem de tasarımcılara sayısız boyut aralamıştı. Bir medeniyetin yapı taşlarını -dilini, tarihini, değerlerini ve kültürü oluşturan daha nice faktörü- ve oluşumunu sürecin içindeyken incelemişlerdi. Tenghou’nun her bir yanında parmak izi olan öğrenciler, bu oluşuma herhangi bir tasarımcının bakabileceğinden çok daha içten bir içtenlikle bakıyor, bilinçsizce bu küçük dünyayı kendilerininkinin önüne koyuyorlardı. Bu yüzdendir ki Nükleer Tenghou’dan ilk mesaj ‘köklerden’ geldiğinde bunu üstlerine bildirmediler. Androidlerin öfke ve yardım çırpınışlarını değil, sorularını uzunca bir süre düşündüler çünkü kendi oluşturuldukları acı kavramlarının anlaşılmaya değil hissedilmeye ihtiyacı vardı. İnsanlığın, üretimleri olan androidlerin kurdukları bu yaşamlar üzerinde söz hakkı var mıydı? Eğer varsa ya da yoksa, insanlığın onların ve kendi üzerlerindeki söz hakları ne ile sınırlıydı? Öğrenciler, iki tenghou arasındaki dil başta olmak üzere çatışma oluşturacak unsurlar için tercüman olup bunu bir sır olarak saklamaya gönüllü oldular. Kendi tenghoularına bir seçim özgürlüğü vermek istiyorlardı.
Ve kahinlerin ardında doğan yeni çağ, kahinlerin ve çağın sahipleri arasında ya doğmayı ya da çığlıklar ve çırpınışlar içinde gömülmeyi bekliyordu.
