Çalan alarmı gözlerini açmadan hızlıca bir refleksle ilk hamlesinde kapattı. Yüzünü birkaç kez yastığa sürttükten sonra gözlerini açtı. Saat 05.45, gün doğmamıştı ama uyanması gerekiyordu. Oldukça isteksiz bir biçimde yataktan kendini attı, ayaklarını sürte sürte banyoya yöneldi. Suyu sıcak taraftan açtığını fark etti, gözü kapalı şekilde musluğu doğru tarafa çevirdi ve bir hamlede kendini oracıkta ayılttı. Şu aralar biraz iştahı kapalıydı, bugün 23. gün oluyordu. İşte bir şeyler atıştırırım diyerek hazırlanmaya başladı. Çamaşırları da toplamam gerek, hatta birikenleri de yıkamaya atsam keşke. Neyse eve gelince bakarız. Hızlıca evden çıktı ve servise yetişmek için koşar adımlarla yürümeye başladı. Hava aydınlanmamış, göz gözü görmeyen bir sis var, sokak lambaları yanıyor. Tam köşede yakaladı servisi. Sisten oturduğu yerden yolu göremiyordu ama trafik akan bir haldeyse yaklaşık 45 dakika, trafik akmıyorsa 1 saati aşkın yolu var. Bu süre kendi kendine kalması için yeterliydi. Kafasını cama yasladı ve gözlerini yumdu. Etrafındaki herkesten o an izole olmak istedi, zaten kimsenin onu umursayacak mecali yoktu. Herkesin durumu aynıydı. Herkesin durumu aynı… Herkes için geçerli oldukça fazla şeyin varlığının yanı sıra farklılıkların bu kadar çeşitli olma durumu çok uzun zamandır kafasını kurcalayan büyük bir problem. Bugün tam 23. gün. İyi olarak nitelendirilen olguların çoğu herkes için aynı, iyiliklerin genellemesi çok kolay. Günümüzde kötülükler oldukça öznel. Sığınacağımız iyilik kulelerini inşa etmek uzun sürüyor ama yıkmak oldukça kısa. Yıkıntıyı kaldırmak ise öngörülemez bir süreye sahip. Unutmak, unutmak gerek. Düşünmemek, hatırlamamak… Hayır hiçbiri yeterli değil, en önemlisi, merak etmemek gerek. Senden nefret etmiyorum. 23 gün oldu, hala senden nefret etmiyorum. Yaptığın tüm iyilikleri unutmadım ama öncelikli olarak kötülükleri hatırlıyorum. Seni düşünüyorum, düşünmeden duramıyorum. Kızıyorum, sinirleniyorum. Kendimleyken sana bağırıp çağırıyorum. Ne haldesin çok merak ediyorum. Her sabah, tüm sessizliğin ortasında doğmamış günü aydınlatan sokak lambalarına nasıl olduğunu soruyorum. Cevap gelmiyor. Kibir kulesinden beni duymuyorsun. Oldukça yüksektesin ve ben sana yakın uçamıyorum.
09.28, bugün 48. gün. İzin günü olduğu için alarmsız uyandı, yatağın içinde birkaç tur döndükten sonra sol tarafına yattı. Dizlerini karnına doğru çekip odanın aralık olan kapısından salonu izlemeye başladı. Gri berjerin düğmeleri sökülmüş. Perdelerin yıkanması lazım ama şimdi kim söküp asacak onları. Çamaşırlar da iyice birikti, bunları katlayıp kaldırmak sonra kalan kirlileri yıkamak lazım. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Kendini tek hamlede diğer tarafa çevirdi. Gözlerini kapattı ve düşünmeye başladı. Düşünmemesi gerekiyordu ama kendini kandırma konusunda hiç başarılı değildi. Düşündükçe hatırladı, hatırladıkça söylemediklerini söylemeye başladı. Zihninde büyük bir kavga alevlendi. Kendi kendine konuşarak tekrar uykuya yenik düştü.
06.10, bugün 75. gün. İlk alarmı duymadı, ikincisini de duymadı, dışarıdan gelen rüzgâr sesine uyanıp üçüncü alarmı yakaladı. İş yerinde bir kahve yeterli diyerek hızlıca hazırlanmaya başladı. Servisi kaçırmaması gerekiyordu. Kendini evden hızlıca sokağa attı. Sokak lambaları bir yanıp bir sönüyor, rüzgârdan herhalde. Aynı rüzgâr başka kaldırımlara savurdu bizi. Karşı kaldırımında çizgilere basmadan duruyorum, senden nefret etmiyorum. Yaptığın tüm iyilikleri unuttum, kötülükleri hatırlıyorum. Arada aklıma geliyorsun, hiçbir şey hissedemiyorum. Ne haldesin çok merak ediyorum. Denizin dalgalarına seni soruyorum, bir umut biliyorlardır diye. Yüzüme çarpan suların tuzunda boğuluyorum sadece.
05.00, bugün 98. gün. Alarmdan önce uyandı. Kalkıp kendine iştah açıcı bir kahvaltı hazırladı. Dün gece uyumadan önce ütü yapmış, çamaşırları katlayıp yerleştirmişti. Ütü soğumuş, yerine kaldırdı. Mutfak penceresinin önündeki kiraz ağacı çiçeklenmeye başlamış. Bahar geliyor, bana iyi gelecek diye düşündü. Hazırlanarak evden çıktı. Trafik sıkışık herhalde, servis hala gelmedi. Köşedeki sokak lambası patlamış, bir tek o yanmıyor. Durağın karşısındaki metruk binanın yıkımına başlanmış. Yıkmak kolay eğer senin de içinden geliyorsa yıkılmak daha da kolay. Yapmak çok zor. Artık seni düşünmüyorum, hatırlamaya çalışmıyorum. Yaptıklarını da yapmadıklarını da önemsemiyorum. En önemlisi, artık seni merak etmiyorum. Yıkıntıyı kaldırdım, molozları temizledim. Sen kendi kibir kulende yaşadur, ben kendi huzur şatomu inşa ediyorum, yaza hazır misafirlerimi bekliyorum.
