2026
No 06

Yaban(cı)

  Albert Camus 1913-1960 yılları arasında yaşamış, Cezayir doğumlu Fransız bir yazar ve filozoftur. Cezayir, Fransız kolonisi olduğu için Camus, Fransız vatandaşı olarak doğdu ancak Cezayir kökenli, çift kimlikliydi. Yaşamı boyunca roman, öykü derlemesi, tiyatro ve felsefi eserler vermiş, Jean-Paul Sartre ile olan yakın arkadaşlık ilişkisi varoluşçuluk felsefesi üzerine düşünmesine ve yazmasına sebebiyet vermiştir. Camus en çok absürdizm ve varoluşçuluk akımı ile ilişkilidir. Eserlerinde insanı, insan varlığının anlamını, yaşamı ve yaşamın anlamsızlığını anlatmaktadır. Yani Camus, insanı insan yapan özellik ve sorgulamalara değinir; özgürlük, adalet, isyan, ölüm, toplum, insan ilişkileri gibi. Camus, 1960 yılında arkadaşıyla giderken geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Kendi hayatını kaybetse de vermiş olduğu eserler ile hala günümüzde de karmaşık olan kişiliğini ve eserlerinin arkasındaki derinliği hissetmekteyiz.

Yabancı, Albert Camus’nün en ünlü eserlerinden biridir ve modern edebiyatın önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Roman, 1942 yılında yayınlanan ve Camus’nün absürdizm ve varoluşçuluk temalarını ele aldığı önemli bir eserdir. Roman, Fransız Cezayir’de yaşayan baş karakter Meursault’nun perspektifinden anlatılır. Meursault, annesinin ölümüne sakin bir duyarsızlıkla tepki verir ve bu durum, onun toplum tarafından “yabancı” veya duyarsız olarak algılanmasına neden olur. Meursault daha sonra bir cinayet işler ve bu cinayetin sonuçlarıyla yüzleşir.

Kahraman bakış açısıyla yazılan hikayeler ve romanlarda, kahramanın yaşamış olduğu tüm saf duygular okuyucuya detaylı bir şekilde yansıtılmak zorunda değildir. Hikâye/roman kahramanın yaşadığı duyguları en ince ayrıntısına kadar okuyucuya verebileceği gibi, sadece yazarın bizim görmemizi istediği kadarını da verebilir. Bu da okunan yazının farklı yorumlanmasına yol açar.

Camus’nün Yabancı yapıtını iki farklı bakış açısından ele alabiliriz.

    1. BAKIŞ (Spoiler)
Romanın daha en başında geçen “Anne öldü.” cümlesi, Meursault’un kendisini dünyaya getiren ve büyüten varlıkla kuramadığı bağı yansıtan bir cümle. Bağ olmayınca his oluşmaz, his yoksa da duygu yoktur ve bu zincir böyle devam eder. Meursault’un annesinin ölümüne olan kayıtsızlığı yaşadığı diğer olaylarda da gözlenmektedir. İlişki yaşadığı Marie, Meursault’a kendisini sevip sevmediğini sorduğunda ise Meursault bunun fark etmeyeceğini ve kendi kanısına göre sevmediğini dile getirir. Doğal olarak bunu anlamayan Marie bu sefer evlenmek isteyip istemediğini sorar. Meursault ise yine kayıtsızlıkla fark etmeyeceğini, istiyor ise evlenebileceklerini söyler. Burada karakterimizin nihilistliği daha da hissedilmeye başlar. Toplum normlarının çok dışında “Seni seviyorum.” cümlesine ne cevap vereceğini bilmeyen ve hatta sevginin ne olduğunu bilmeyen biri olduğunu görüyoruz.  İlerleyen olay örgüsünde Meursault’un komşusu Raymond’ın evinden kız arkadaşını taciz ettiğini kanıtlayacak nitelikte sesler gelir. Polisler Raymond’u götürmeye geldiğinde karakterimiz sırf komşusu istekte bulundu diye yanlış olmasına rağmen komşusunu savunur. Burada karakterimizin herhangi bir ahlaki değere önem vermediğini görüyoruz.  Daha sonrasında Raymond, Meursault’u bir arkadaşının kulübesinde bir hafta sonu geçirmeye davet eder. Orada Raymond’ın kız arkadaşının erkek kardeşiyle tanışırlar. Bir kavgadan sonra Raymond yaralanır. Meursault, arkadaşına saldıran Arap’ı öldürünce katil olur. Arap’ın ölmesine rağmen 4 el daha ateş etmesi karakterimizin duygusuzluğunu tekrar gözler önüne serer. Meursault bunun üzerine cinayetten tutuklanır ve yargı süreci başlar.  Dava sürecinde işlediği cinayetten ziyade karakterimizin sergilemiş olduğu toplum normlarına, ahlakına ve etik değerlere karşı yaptığı davranışlar yüzünden yargılanır. Hem yargıç hem de avukatı, karakterin annesinin ölümüyle ilgili kayıtsızlık ve üzüntü eksikliği nedeniyle şaşkınlık yaşarlar. Son olarak ise karakterimizin ölümüne karar verilir. 

Kendisine başkalarının da yardımıyla dışarıdan bakan karakterimiz savcı için şöyle der: ”Ruhunu mercek altına aldığını ve hiçbir şey bulamadığını söylüyordu, işte böyle sayın jüri üyeleri. Aslında, bende ruhtan eser yokmuş, insanlıktan da, hatta insan kalbini esirgeyen ahlak kurallarının birine bile sahip değilmişim.’’ Bunun üzerine kendisi hakkında düşünmeye başlıyor. 

Sonuç olarak Meurcault suçludur, çünkü o bir katildir. Fakat onun suçlu olmasının nedeni birini öldürmesinden ziyade toplum ile aynı değerlere inanmadığı, kendi değer yargılarına göre yaşayıp tepki vermesidir.  Yani karakterimiz kendi doğrularına ve değerlerine göre yaşamış fakat başkalarının değer yargılarına uymadığı, herkes gibi yaşamadığı için idam edilmiştir. Aslında durumu en güzel açıklayan cümle dava görülürken avukatın söylediği “Şu davanın haline bakın; her şey doğru, hiçbir şey doğru değil!’’ cümlesidir.

    2. BAKIŞ
Meursault’u yazarımızın bize verdiği kadar kısmıyla tanımlıyor ve yorumluyoruz. Camus, karakterin iç dünyasını açıklamak yerine sadece okuyucuyu düşünmeye yönlendirecek olan veriyi veriyor, yani kısıtlı bilgiyi veriyor. Meursault annesinin ölümüne kayıtsız kalmıştır fakat dışarıdan yorumlandığında ve kendi idrak edebildiği noktada kayıtsız kalmıştır. Ölümün algılanması kişiden kişiye değiştiği gibi ölümün algılanma zamanı da değişmektedir. Belki de Meursault daha ölümü bile anlamlandıramadığı için herhangi bir his hissetmemiş ve hayatına herhangi bir sarsılma emaresi göstermeden devam etmiştir. Marie ile olan ilişkisinde ise karakterimizin küçüklüğünü, nasıl bir ortamda ne ile büyüdüğünü, kendisini nasıl ruhen beslediğini bilmiyoruz. Küçüklüğünde göremediği sevgi yüzünden sevginin ne olduğunu kavrayamadığını bu sebeple birini sevip sevmediğini anlayamadığını düşünebiliriz. Karakterimiz daha kendini bile tanımıyor  ya da bir hissin nasıl bir tepki ile sonuçlanması gerektiğini bilmiyordur. Bu da dışarıdan bakıldığında duyguları olmayan birini gördüğümüzü düşündürür. Meursalt’un Raymond’u savunması yine kendisine ahlaki değerler, iyi ve kötü kavramı öğretilmediği içindir. Ahlaki değerleri bilmeyen birini yaptığı davranışlar ile yargılamak ne kadar doğrudur? Raymond ile bir hafta sonu geçirmeye gittiğinde yaşadığı olay sonucu Arap karakteri vurması ve ölmesine rağmen 4 el ateş etmesi; bir şeyler hissetme çabasını göstermektedir. Bir kere bu eylemi gerçekleştirdiğinde bir şey hissetmeyince bu eylemi tekrarlamak bir şeyleri hissetme çabasını gösterir.

Sonuç olarak bu bakış açısıyla yapılan analize göre, Meursault ilk bakıştaki duyarsız biri olmak yerine ikinci bakıştaki herkes gibi duyguları olan fakat bunları eyleme dökmeyi bilmeyen bir kişidir. Bu bakıştaki kişi öğrenilmiş bir duygusuzluğu ve hissizliği sergilemek yerine kendisine küçüklüğünden beri verilmeyen ve öğretilmeyen değerler ve yine öğretilmeyen duyguların yanında bunları nasıl sergilemesi gerektiğini bilmemektedir.

Meursault ilk bakıştaki duyarsız biri olmak yerine ikinci bakıştaki herkes gibi duyguları olan fakat bunları eyleme dökmeyi bilmeyen bir kişidir.

Yazı: Melis Demir
Grafik: Gani Buğra Yılmaz

Eser Galerisi

Çıkış yapmak istediğinize emin misiniz?

bildirimler.